Matematikciler.COM

Matematik ve Geometri adına aradığınız herşey.

Share |

Ah şu matematikçiler

Kategori:: Komik Matematik

AH ŞU MATEMATİKÇİLER

Yazar: Prof. Dr. Öner ÇAKAR

Tarih: 20.12.2004

Bilimle, Matematikle ilgisi olmayanlar bilim adamlarına ve matematikçilere farklı gözle bakarlar ve kendi aralarında konuşurken şu soruyu sorarlar:

- Kimdir bu adamlar?

- Özellikleri nelerdir?

- Onları diğer insanlardan ayıran farklılıklar nedir?

Çoğunlukla benzer cevaplar işitilir:

- Onlar dalgındır!

- Egzantirik kişilerdir!

v.b.

Gerçekten bunlar doğru mudur? Kuşkusuz bir genelleme yapmak mümkün değildir ama pek çok örnek arasından seçeceğimiz birkaç anektod bu hükümleri doğrular niteliktedir.

Öncelikle bu kişilerin dalgınlıklarını, takıntılarını, tutkularını veya diğer insanlardan farklı espiri anlayışlarına değineceğiz.

Davit Hilbert: (1862-1943):

Matematiğin gerçek babalarından bir tanesi. Bir gün Hilbert’ lerin evinde davet veriliyor. Birden Bayan Hilbert bakıyor ki Hilbert gömleğini değiştirmemiş. Eşi Hilbert’in yanına gidip “Bu gömlekle insanların yanına çıkma , hemen yukarı çık, gömleğini değiştir gel.” der. Hilbert yukarı çıkar, aradan 5 dakika, 10 dakika………. geçtiği halde aşağı inmez. Bayan Hilbert telaşlanır, yukarı çıkar ve gördüğü manzara şudur. Hilbert pijamalarını giymiş, yatağa girmiş, uyuyor.

Bu durum Hilbert için hiç de tuhaf değildir. Çünkü Hilbert her şeyi düzenli bir şekilde yapmaya alışmıştır. Hayatı boyunca yatak odasına gittiğinde ceketini çıkarır, kravatını çıkarır, gömleğini çıkarır, ondan sonra yapılacak şey nedir? Bundan sonraki aşama, doğal olarak pijama giyip, yatıp uyumaktır. O da onu yapmıştır.

Hilbert’in görev yaptığı Götingen’de bazı şeyler o dönemde çok daha formal yapıdadır

Fakülteye yeni bir eleman geldiğinde kendisini fakülte mensuplarına tanıtmak zorundadır. Bunun usulü ise siyah takım elbise giyip, başına şapka taktıktan sonra bir taksi tutup lojmanlar arasında tura çıkmaktır. Taksi her lojmanın kapısında durdurulur. Taksiden inilip evin kapısı kibarca çalınır ve yeni eleman kapıda kendisini karşılayan kişiye kartvizitini takdim ederek kendini tanıtır. Eğer evin sahibi olan profesör evde değilse taksiye biner ve diğer eve gider. Ancak profesör evdeyse elemanın içeri girmesi ve birkaç dakikalık bir sürede kendisini tanıtıcı bazı şeyler söylemesi beklenirdi. Günün birinde yeni bir eleman gelir ve Hilbert’in kapısını çalar. Kapıyı bayan Hilbert açar. Hilbert evde olduğu için konuk içeri davet edilir. Yeni eleman içeri girer bir koltuğa oturur, şapkasını çıkarıp koltuğun yanına yere koyar ve başlar kendini tanıtmaya. Ancak bir türlü susmaz. 5 dakika geçer, 10 dakika geçer yarım saat geçer adam hala konuşmaktadır. Hilbert gittikçe sabırsızlanır. Bir süre daha tahammül ettikten sonra yerinden kalkar eğilip misafirin şapkasını yerden alıp başına koyar, eşinin omuzuna dokunarak “ Hayatım” der, “Genç arkadaşı daha fazla rahatsız etmeyelim. Hadi biz çıkıp gidelim” ve kendi evinden eşini de alarak çıkar gider.

19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başlarında Almanya’da Göttingen Üniversitesi tarihin en parlak dönemini yaşamaktadır. David Hilbert bu ortamda bulunmaktan çok memnundur. Fakat kendisini Berlin’e gitmesi için ikna etmeye çalışanlar vardır. Bunlardan biri de Leo Köenigsberger. Berlin’e gitmeyi kabul etmesi halinde kürsüsünü Hilbert’e devretmeye hazır olduğunu söyler. Bayan Hilbert böyle bir değişikliğe sıcak baksa da Hilbert ‘in böyle bir niyeti yoktur. Ancak iki tarafı da kırmamak için ekstra istekler sıralamaya başlar. Kendisini ikna etmeye çalışan ekibin içinde yer alan Friedrich Altroff “Ama”, der “Hocam bütün bu istedikleriniz Berlin de bile yok.” Hilbert mutlu bir şekilde gülümser “Tabii, der, zaten Berlin de Göttingen değil ki.”

Prof. Marat Andreeviç Evgrafov :

Sovyetler Birliği döneminde Moskova Bilimler Akademisinde ünlü bir matematikçi olan Evgrafov bilimsel yönünün yanı sıra dalgınlığıyle ünlüdür.

Bir toplantı öncesi arkadaşlarından birinin dikkatini Evgrafov’un ayakkabıları çeker. Sol ayağında siyah ve sağ ayağında kahverengi ayakkabı vardır. Hemen yanına yaklaşır

-“Sayın Hocam” der sessizce, “ayakkabılarınızı yanlış giymişsiniz, hemen eve gidip ayakkabılarınızı değiştirir misiniz?”

Evgrafov

- “Peki.” deyip eve gider, biraz sonra geri döner. Fakat bu kez sol ayağında kahverengi ve sağ ayağında siyah pabuç vardır. Arkadaşı hemen yanına yaklaşır ve

- “Aman Hocam,” der, “ne yaptınız? Yine yanlış pabuç var ayağınızda.” - “Ama” der Evgrafov “evde başka ayakkabı yoktu ki.”

Alfred Errera: (1886-1960)

Ünlü bir matematikçi. Diğerlerinden bir açıdan farklı. Mültimilyoner. Evinde vermiş olduğu davetler gerçekten sosyal bir olaydır. Her türlü yiyecek, içecek, değişik marka ve türde şaraplar vs.

Bir defasında Errera, Paul Levy (1886-1971) onuruna yemek verir. Herşey mükemmeldir. Gece mutlu bir şekilde sona erer

Ertesi gün Errera yolda karılaştığı Levy’e “Hocam dün geceki toplantı beni çok mutlu etti”der. Levy’in cevabı çok ilginçtir. “Dün gece neredeydiniz?”

Çünkü Levy aşırı derecede dalgın ve unutkandır.

Teodor von Karman:

Bir Alman Matematikçi. Almanya’da Aachen Üniversitesinde profesördür ve aynı zamanda Amerika’da Pasedona Cal.Tech. de ders vermektedir. Çeşitli hava yollarının danışmanlığını yaptığından istediği an uçaklarda ücretsiz seyahat etme olanağı bulunmaktadır. Bu nedenle zaman zaman Aachen’da , zaman zaman da Cal. Tech.’e aynı konulu bir ders vermektedir.

Birgün Amerika’ya giderken uçak rötar yapar. Dersine son anda yetişir. Hemen derse başlar. Bir süre sonra anlattığı konunun fazla zor olmamasına karşın, öğrencilerin oldukça boş bakışlarla kendisini dinlediklerinin farkına varır. “Hayrola çocuklar” der. Birden gerçeği anlar: Amerika’da dersi Almanca anlatmaktadır. Bundan çok üzülüyor. “Özür dilerim, neden beni uyarmadınız?” diye sorar. Öğrencilerden bir süre ses çıkmaz. Bir süre sonra bir tanesi söz alır ve “Profesör” der, “Üzülmeyiniz. İngilizce de anlatsanız, Almanca da anlatsanız biz her ikisini de aynı şekilde anlarız. (Bunun karşılığı ‘Biz anlamıyoruz.’ demektir.)

Norbert Wiener: (1894-1964)

Sibernetiğin babası. Ünlü bir bilim adamı. Fakat aşırı unutkan , aşırı dalgın bir kişi. Bir diğer yönü de fazla sosyal değil, kalabağın içine, bölüm arkadaşlarına karışmıyor. Kendi halinde bir kişi.

Birgün bir arkadaşı ile konuşurken “İtiraf et” der “siz bana kendi aranızda Wienie diyorsunuz.” Arkadaşı hemen cevap verir “Hayır”der, “Biz seni Norbie diye çağrıyoruz.”

Weiner’e büyük hayranlık duyan ancak bir türlü kendisiyle konuşma fırsatı bulamayan bir öğrencisi vardır.

Birgün bu öğrenci postaneye gider. Weiner bir bankonun önündedir ve büyük dikkatle bankonun üzerindeki bir forma bakmaktadır. Birden Weiner bankodan uzaklaşır, tekrar döner ve yine büyük bir dikkatle ve düşünceyle forma bakar yine geriye dönüp gider. Bu gidiş geliş birkaç kez tekrarlanır ve o ana kadar kendisine yaklaşmaya cesaret edemeyen öğrenci Weiner’in yüzündeki ifadeden endişeye kapılır ve cesaretini toplayarak Weiner’e yaklaşıp “Günaydın Prof. Weiner” der. “Size yardımcı olabilir miyim?” Weiner bir an durur, elini alnına vurarak “İşte kelime bu” der. “Weiner.” Zira Weiner adını unutmuştur.

Norbert Wiener Polonya’ya her gelişinde Stefan Banach’ı (1892-1945) Amerika’ya gelmesi için ikna etmeye çalışır. Ancak Banach bu konuya sıcak bakmamaktadır. Weiner 1937 deki son ziyaretinde yine aynı konuyu Banach’a açar. Banach cevap olarak

“Peki gelirsem bana ne kadar ücret ödemeyi düşünüyorsun?” Weiner cebinden bir çek defteri çıkartır. Ödenecek miktar kısmına 1 rakamını koyar ve çeki Banach’a uzatır. “Bu 1’in sağ tarafına istediğin kadar sıfır koyabilirsin. Ücretin o olacak.”

Banach çeke bakıp iade eder.

“Teşekkür ederim. Bu ücret benim ülkemi terk etmem için yeterli değildir ”.

Bu olay 2.dünya savaşı öncesi olmasına rağmen, bütün teklifleri geri çevirip ülkesini terk etmemiş gerçek bir vatan severdir.

Jacques Hadamard: (1865-1963)

Analizin babalarından ünlü matematikçi. 1865’deVersailles’da yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Hadamard, 98 yıllık ömründe matematiğe gerçekten olağan üstü katkılarda bulunmuş, hareketli bir yaşam sürmüş bir kişi. Matematiğin dışında pek çok şeyle ilgilenmiş. Ulaşımın atlar, develer ve buharlı makinelerle yapıldığı dönemde dünyanın pek çok yerini dolaşmış, daha 30 yaşında iken dünyaca tanınmış bir bilim adamı olarak adını tarihe geçirmiştir.

Tam bir doğa aşığı olarak, bitkilere olan aşırı ilgisi kendisini iyi bir bitki kolleksiyoncusu yapmış, dağcılığa olan ilgisi ileri yaşlara kadar sürmüştür. İyi keman çalması olağan üstü bir dil yeteneğinin yanı sıra dalgınlığı ve espirili cevaplarıyla da zihinlere kazınmıştır. Hadamard olağanüstü hafızaya sahiptir. Üstün dil yeteneği dillere destandır. 6-7 dili rahat konuşuyor. Ama İspanyolca bilmiyor. 1919’da bir dizi seminer vermeye gittiği Madrit’te son seminerini İspanyolca vermiştir.

Yazmış olduğu bir kitabın provalarını yapıp basımevine verdikten bir süre sonra geri dönmüş ve yayıncıya “Kitabın 169. sayfasındaki 3. satırında ki bir yeri atladım, orayı düzeltebilir miyim?” demiştir.

En büyük tutkularından birisi de eğreltiotu koleksiyonu yapmaktır. Moskova’da bulunduğu bir dönemde A.N.Kolmogorov ve P.S.Alexandrov adlı iki ünlü matematikçi ile beraber toplantı öncesi Moskova yakınlarındaki Klyazma nehirde bir sandal gezintisi sırasında birden kıyıda uzun yıllardır aradığı eğreltiotunu görür. Bunu kolleksiyonuna katmak istemektedir. Hemen kayığın burun kısmına çıkar ve kayığın kıyıya yanaşmasını beklemeden kıyıya doğru uzanır ve eğreltiotunu koparmaya çalışır ve doğal olarak kendini suyun içinde bulur. Aradığını bulmuş çocukların neşesiyle sudan çıkar. Elinde bir tane eğreltiotu ve sırılsıklam. Biraz sonra toplantıya katılmak zorundadır. Otele gidip üstünü değiştirme zamanı yoktur.Alexandrov’un evi yakın, oraya gidiyorlar. Alekssandrov’un elbiselerini ödünç alıyor. Ancak Hadamard oldukça uzun boyludur. Ama Alekssandrov da tam bir boy fukarası. Elbisenin Hadamard’ın üzerindeki görüntüsünü düşüne bilirsiniz? Ceket kısacık , pantolon bermuda! . Toplantıya gider. Herkes “Aman Hocam , bu ne hal” der. O kendisi ile barışık. “Ne yani Profesör olduksa macera yaşamak bizim hakkımız değil mi?”

Uğraş alanları arasında coğrafya , tarih,felsefe, psikoloji, botanik, kimya var ve hepsinin başında tabii matematik var. Bütün bunlarda olağan üstü dikkat, zeka ve başarıya sahip olan bu kişi ne yazık ki gündelik hayatta başarılı görmemiz mümkün değil.

Hayatta bir kere olsun kravatını bağlamayı becerememiştir. O işi her sabah eşi yapmıştır. Birgün Painleve, Saint Michel bulvarında Hadamard’la karşılaşır ve “Herhalde eşiniz tatile çıktı” der. Hadamard şaşırır ve sorar “Nereden anladın?”

“Çünkü” der, Painleve “Kravatınız sağ kulağınızın arkasından sallanıyor.”

Matematikçilerin inanılmaz bir tutkuları vardır. Bunlardan bir tanesi Riemann’ ın ortaya attığı RİEMANN Hipotezi, her ünlü matematikçinin çözmek istediği ama çözümünü bulamadığı bir problem.

Bir gün Hilbert’e bir sohbet esnasında sorarlar , “Sayın hocam, beş yüz yıl sonra dünyaya gözünüzü açsanız ne dersiniz?”. Hiç düşünmeden cevap veriyor. “Riemann hipotezini ispatlayan oldu mu? derim.”

Bu hipotez sadece Hilbret’in değil butün matematikçilerin tutkusu.

G. H. Hardy: (1877-1947)

Analizin babalarından. Riemann Hipotezini ispatlamak G. H. Hardy’nin hayatı boyunca aklından çıkarmadığı bir tutkuya dönüşmüştür. Her sabah günlük ajandasının ilk satırına “Riemann Hipotezini ispatla” ifadesine yazar.

Hardy Tanrının kendisine düşman olduğuna inanmıştır. “Tanrının beni rahatsız edip üzmekten daha acil bir işi yok. Bütün işi benle uğraşmak” demektedir.

Bohr ile geçirdiği bir yaz tatili sonunda Danimarka’dan İngiltere’ye dönmek üzere limanda ufak bir motora binmek zorunda kalır. Hava çok kötü ve deniz dalgalıdır ve başka da bir vasıta yoktur. Ancak İngiltere’ye dönmek zorundadır. Biletini alır ancak motora binmeden önce Bohr’a bir kartpostal gönderir ve bu karta “ Riemann Hipotezini ispatladım” diye yazar. Kuşkusuz hipotezi ispatlamış değildir. Bu notu yazmaktaki amacı ise yine Tanrı’yla pazarlığa girmektir. “Eğer bu motor batarsa herkes benim bu hipotezi ispatladığıma inanacaktır. Fakat Tanrı bu onuru bana bağışlamaz ve dolayısıyla motoru batırmaz”.

Hardy oldukça zayıf, kibar ve ingiliz centilmeni. Güneşli havaları çok seviyor. Bir seferinde İsviçre’ye gidiyor. Engelberg vadisinde kalmaktadır. Fakat hava şansına sürekli yağmurlu ve fırtınalıdır. Dolayısıyla iyi bir briç oyuncusu olan Hardy günlerini Polya, Polya’nın hanımı Weber ve arkadaşı Gonseth ile briç oynayarak geçirmektedir. Bir kaç gün sonra Gonseth memleketine gitmek üzere İsviçre’den ayrılır. Gitmeden önce Hardy Gonseth’e “Senden bir ricam olacak. Tren hareket edince başını camdan dışarı çıkart, yukarı bakarak “Ben Hardy’ im, Ben Hardy’im” diye bağır”.

Hardy’nin amacı yine bellidir. Tanrı Hardy’nin İsviçre’den ayrıldığını sanıp Hardy’e inat havayı güzelleştirecektir.

Hardy olağanüstü yakışıklı olmasına karşın fotografının çekilmesine tahammül edemezdi. Zira kendisini çok çirkin bulur ve kendisini görmeye tahammülü olmadığını söylerdi. Bu nedenle odasında ayna bulundurmaz ve hatta bir otele gitiğinde ilk iş olarak bütün aynaları havlularla örterdi.

Soğuktan hiç hoşlanmayan Hardy yanında daima ve anti-tanrı pilleri dediği kazaklar, süeterler ve şemşiye taşırdı.

Mekanik aletlere ve özellikle telefona karşı büyük güvensizliği vardı ve hiç saat kullanmazdı.

Bir gün C. P. Snow’a acilen telefon etmek zorunda kalınca, yan odadaki telefonu açar “Söyleyeceğin hiçbir şeyi dinlemiyeceğim. Lafımı bitirince telefonu derhal kapatacağım. Bu gece saat 9 ile 10 arasında muhakkak bana gel ” der ve küt!.

G. Polya (1887-1985)

97 yaşına kadar yaşamış ve matematiğin her dalında büyük katkıları olan birisi. Analiz, sayılar teorisi, geometri, matematik eğitimi konusunda çok büyük katkıları var. İstatistik konularında ise hala kendi adı ile kullanılan bir sürü eserleri var. Hardy ile de ortak çok güzel yayınları bulunmakta. Hardy, Polya ile çalışmadan çok memnun ancak Polya’nın bir problemden diğerine atlamasını bir anlamda maymun iştahlı olmasını pek hoş karşılamamaktadır. Polya bu konuda şu hikayeyi anlatmaktadır.

Bir gün Polya bir problemle geliyor. Hardy ile bakıyorlar. Çok güzel bir problem hemen hemen sonuç vermek üzere. Hardy “ Bunu al götür, bir kaç gün uğraş, bundan çok güzel birşey çıkacak, buradan yayın yapabiliriz.”diyor. Polya peki diyor, alıp götürüyor, ama hayatı boyunca bir daha o dosyayı eline almıyor. Hardy bu duruma çok bozulur. Fakat birşey söylemez.

Birgün Hardy İsveç’te Marcel Riesz (1880-1956) ile beraber hayvanat bahçesine gider. Hayvanat bahçesinde bir büyük kafes, içinde de bir ayı bulunmaktadır. Bir ara ayı, gidip kafesteki kapının kilidini koklar, pençesi ile iter, kopartmaya çalışır. Sonra dönüp gider. Bunun üzerine Hardy Riesz’ e dönerek “ Bu ayı da aynen bizim Polya gibi” der. “Mükemmel fikirleri var fakat bunları yerine getirmiyor.”

19 yüzyılda Almanya’daki Üniversitelerde derse giren profesörlerim performanslarına ilişkin yaygın bir uygulama vardır.

Eğer öğrenciler anlatılan dersi sevmişlerse yere kuvvetli bir şekilde basarak yani asker adımlarıyla, eğer sevmemişlerse ayaklarını sürterek çıkarlardı.

Prof. K. F. Geiser (1843-1934)

iyi bir matematikçi ama ne yazık ki sevilen bir hoca değildi. Bu nedenle ders çıkışında sınıfta büyük bir ayak sürtme sesi yükselirdi. Bir defasında Geiser öğrencilerine şöyle seslenir:

“Beyler, yalnızca iki ayağınızı birden sürterek yürümenizi rica edebilir miyim?”

A. Hurwitz (1859-1919)

Kibar, öğrencileriyle son derece ilgili bir kişi. Tüm doktora öğrencileriyle iyi anlaştığı halde bazıları kendisini fazla zorlamakta, gereğinden fazla yardım talep etmektedir. Bundan sıkılan fakat kibarlığı elden bırakmayan Hurwitz bir keresinde bu konudaki sıkıntısını kendine has üslupla şöyle dile getirir:

“Bir doktora tezi bir profesörün aşırı baskı altında yazdığı bir makaledir”.

Bela von Kerekjarto(1898-1946)

Macar matematikçi. Göttingende görev yapımakta olan Erich Bessel-Hagen (1898-1946) pek çok arkadaşı tarafından şaka yapılan, takınılan bir matematikçidir. Bu şakalardan bir tanesi de Bela von Kerekjarto tarafından yapılmıştır. Kerekjarto “Vorlesungen über Topologie: I Flachentopologie” adlı topoloji kitabının arkasında ki indekste Bessel-Hagen’e referans verir. Ancak kitabın ilgili sayfasında Bessel- Hagen ile ilgili hiç bir konu ya da isim geçmemektedir.O sayfada yalnızca aşağıdaki şekil bulunmaktadır!.



2 Yorum Yapilmis » “Ah şu matematikçiler”

  1. berbat şaka şaka süpeer

  2. hocan keşke bu anekdotları kitap haline getirseniz

Yorum Yapin

DIGER YAZILAR

  • TASAVVUR
  • Çember ve daire
  • 8. sınıf üslü sayılar çözümlü testleri
  • 6.sinif 2008 sbs matematik sorulari ve cevaplari
  • Limit Ve Süreklilik
  • Istatistik ve Grafikler
  • Godfrey Hardy (1877 - 1947)
  • Türkçe ses bilgisi ve yazim kurallari konusu anlatimi
  • Matematik faktöriyel sorulari testi
  • MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI
  • Matematik Terimler Sözlüğü
  • Almanca cümleler konusu videolu anlatimi
  • Açık Anahtarlı Şifreleme
  • bölünebilme soruları
  • Kareden Kareköke
  • Matematik Keşif mi İcat mı?
  • RÜZGARLAR
  • Inkilap tarihi cumhuriyetin ilani siyasi partiler konusu
  • MATEMATİKTE ŞİFRELEME
  • Kahramanmaraş’ta Burs Veren Yerler
  • Fourier (1768 - 1830)
  • Fatihin Yiğitleri
  • TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU
  • Grafikler
  • 8. sınıfın ilk konusu olan fraktallar hakkında birkaç çözümlü soruyu paylaşmak istiyorum.
  • Zaman problemi
  • Proje Nasıl Hazırlanmalı
  • Matematikçinin Aşk-ı İlanı
  • Fizik küresel aynalar testi sorulari
  • BURS VEREN ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLER
  • Integral Soru Cozumleri
  • İsteyen aday ikinci sınava girmeyecek
  • KARAR
  • TEMEL ÖZGÜRLÜKLER
  • Matematik - Integral 2 Soru Cozumleri
  • ABC Üçgeni
  • NAZİ KAMPI - NASREDDİN HOCA
  • Üç basamaklı
  • Bernoulli'ler
  • Radarın icadı - radar nedir
  • Matematiğin Sırları
  • Tam Sayılarda Çarpma ve Bölme 2
  • 9.sinif fizik kütle özkütle eşit kollu terazi sorulari testi
  • Bu da Batılı Düşünce: Matematiğin Sırları
  • Special
  • Akıllı Polis
  • Babil ve Mısır’da Matematik ve Geometri Matematik
  • Çarpma yaparken kolaylık
  • GÜMRÜ ANTLAŞMASI
  • HAÇLI SEFERLERİ
  • Örüntü ve süslemeler
  • YUNUS BALIĞI
  • İyi bir özel öğretmenin özellikleri
  • Pisagor Teoremi
  • Sınava hangi branştan başlamalıyım
  • 11+11=22
  • Z_3 de Asal Sayılar
  • Tamsayılar soruları
  • Limit-1
  • 'Neden hep x kullanılır' diyenlere
  • Güneş tutulması
  • TEMEL HAKLARIN ÖZELLİKLERİ
  • Matematik Korkusu
  • GOLF
  • Periyodik cetvel
  • İletişim-Dil-Kültür
  • Ayşe Şasa ( 1941)
  • ORHAN BEY
  • KIRGIZLAR
  • Açıdan çokgenlere
  • Euclid (M.Ö. 325 - M.Ö. 265)
  • Mumya Müzesindeki Suçlu
  • Isparta’da Burs Veren Yerler
  • 9.sinif matematik tamsayilar ve faktöriyel konusu anlatimi
  • Histogram
  • Bilim adamının özellikleri
  • Matematik Bir Oyundur
  • Temel İntegral Formülleri - Matematik Formülleri
  • İşlem
  • Türkçe isim ad konusu videolu anlatimi
  •  

    Ilan Gir - Okulluyuz - Online Sınav -Online Çeviri - ÖSS Hazırlık - Ödev Deposu - İlan Ver