<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Matematikciler.COM</title>
	<atom:link href="http://www.matematikciler.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.matematikciler.com</link>
	<description>Matematik ve Geometri adına aradığınız herşey.</description>
	<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 12:30:49 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Google nedir.</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/google-nedir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/google-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 12:30:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgi Küpü]]></category>

		<category><![CDATA[google]]></category>

		<category><![CDATA[google nedir]]></category>

		<category><![CDATA[google.com]]></category>

		<category><![CDATA[googol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1942</guid>
		<description><![CDATA[


 
Tüm internet kullanıcılarının kullandığı google.com sitesinin anlamını bilmeyenlerimiz hala varmı bilmiyorum ama kısaca anlatmak isteriz. google kelimesi matematikte çooook büyük bir sayı olan googol kelimesinin biraz değiştirilmesiyle oluşmuş bir kelimedir. peki nedir bu googol. googol sayısını size en basit ifadesi ile şu şekilde anlatabiliriz.  1 in yanına 100 adet sıfır geldiğini düşünün. işte bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0445015652152621";
/* 336x280, oluşturulma 16.01.2009 */
google_ad_slot = "5097284884";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></-> <p><img class="alignnone" src="http://img18.imageshack.us/img18/2060/googol.jpg" alt="" width="337" height="432" /></p>
<p>Tüm internet kullanıcılarının kullandığı google.com sitesinin anlamını bilmeyenlerimiz hala varmı bilmiyorum ama kısaca anlatmak isteriz. google kelimesi <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a>te çooook büyük bir sayı olan googol kelimesinin biraz değiştirilmesiyle oluşmuş bir kelimedir. peki nedir bu googol. googol sayısını size en basit ifadesi ile şu şekilde anlatabiliriz.  1 in yanına 100 adet sıfır geldiğini düşünün. işte bu sayı googol dur.</p>
<p>bilirsiniz google da bir arama yaptığınızda sayfanın en altında yan yana sıralanmış bir sürü &#8220;o&#8221; görürsünüz</p>
<p>goooooooooooooooooooogle  şeklinde</p>
<p>işte buda bu googol sayısının bir temsili aslında.</p>
<p>matematik severler diğer yazılarımızda buluşuruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/google-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>wellcome to the matrix</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/wellcome-to-the-matrix/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/wellcome-to-the-matrix/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 12:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Karikaturler]]></category>

		<category><![CDATA[Komik Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[karikatür]]></category>

		<category><![CDATA[matematik]]></category>

		<category><![CDATA[matematik karikatürleri]]></category>

		<category><![CDATA[matrix]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1940</guid>
		<description><![CDATA[Matrix filmini izlemeyeniniz yoktur. ama konuya bu şekilde yaklaşıldığını tahmin ediyoruzki ilk kez görmüşsünüzdür. biz güldük.  sizde gülersiniz diye düşündük

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Matrix filmini izlemeyeniniz yoktur. ama konuya bu şekilde yaklaşıldığını tahmin ediyoruzki ilk kez görmüşsünüzdür. biz güldük.  sizde gülersiniz diye düşündük</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img148.imageshack.us/img148/8453/matrixt.jpg" alt="" width="432" height="335" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/wellcome-to-the-matrix/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>başarılı olmanın yolu</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/basarili-olmanin-yolu/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/basarili-olmanin-yolu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 12:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<category><![CDATA[Genel İçerik]]></category>

		<category><![CDATA[Karikaturler]]></category>

		<category><![CDATA[Komik Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[matematik deneyi]]></category>

		<category><![CDATA[Matematik Oyunları]]></category>

		<category><![CDATA[matematik tablosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1939</guid>
		<description><![CDATA[bir işte başarılı olmak için gerekenler arasında neler oldugunu aşağıdaki tabloda matematiksel olarak inceleyebilirsiniz. doğruk payı tartışılsada ilginç bir yaklaşım olmuş. matematik yalan söylemez densede bu tablo bir hayli düşündürücü

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir işte başarılı olmak için gerekenler arasında neler oldugunu aşağıdaki tabloda <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a>sel olarak inceleyebilirsiniz. doğruk payı tartışılsada ilginç bir yaklaşım olmuş. matematik yalan söylemez densede bu tablo bir hayli düşündürücü</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img48.imageshack.us/img48/4065/matematik.jpg" alt="" width="374" height="386" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/basarili-olmanin-yolu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>paydalar neden toplanmaz.</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/paydalar-neden-toplanmaz/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/paydalar-neden-toplanmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 11:57:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zeka soruları]]></category>

		<category><![CDATA[kesir sorusu]]></category>

		<category><![CDATA[zeka sorusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1938</guid>
		<description><![CDATA[
matematik severler. sizce kesirleri toplarken  neden paylar toplanır da paydalar toplanmaz ? bu soru hakkındaki mantıklı cevaplarınızı bekliyoruz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img50.imageshack.us/img50/2130/math2en2.jpg" alt="" width="437" height="309" /></p>
<p><a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a> severler. sizce kesirleri toplarken  neden paylar toplanır da paydalar toplanmaz ? bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a> hakkındaki mantıklı cevaplarınızı bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/paydalar-neden-toplanmaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>yazın ders çalışılırmı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/yazin-ders-calisilirmi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/yazin-ders-calisilirmi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 07:56:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[Rehberlik]]></category>

		<category><![CDATA[2009 sbs]]></category>

		<category><![CDATA[nasıl çalışılır]]></category>

		<category><![CDATA[nasıl çözülür]]></category>

		<category><![CDATA[sbs]]></category>

		<category><![CDATA[sbs çözümleri]]></category>

		<category><![CDATA[sbs tavsiyeleri]]></category>

		<category><![CDATA[yaz etüdü]]></category>

		<category><![CDATA[yazın ders]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1935</guid>
		<description><![CDATA[Bütün yıl ders çalışarak güzel bir tatili hak eden öğrenciler elbette bu yazıyı okumaktan pek de hoşlanmayacaklardır. yazın gezmek tozmak dinlenmek varken kimse sıcağın altında ders çalışmak istemeyecektir.
ama içinizden hayır hayır ben yazında kendimce birşeyler yapmak isterim ama nasıl çalışacağımı bilmiyorum diyenler ise bu yazıyı okumaya devam etsinler. bir araştırmada öğrenciler öğrendikleri bilginin %70 ini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün yıl ders çalışarak güzel bir tatili hak eden öğrenciler elbette bu yazıyı okumaktan pek de hoşlanmayacaklardır. <strong>yazın gezmek tozmak dinlenmek varken kimse sıcağın altında ders çalışmak istemeyecektir.</strong></p>
<p>ama içinizden hayır hayır ben yazında kendimce birşeyler yapmak isterim ama nasıl çalışacağımı bilmiyorum diyenler ise bu yazıyı okumaya devam etsinler. bir araştırmada <strong>öğrenciler öğrendikleri bilginin %70 ini bir saat , %80 ini ise bir gün içinde unutuyorlar. </strong></p>
<p><strong>şimdi ise önünüzde kocaman bir yaz tatili var.</strong></p>
<p><span id="more-1935"></span></p>
<p>insanoğlu bir günde hatta bir saatte bile unutmaya başlıyorsa yazın nekadar bilgi unutacağını siz düşünün. öyleyse yazın yapılacak en iyi şey yıl içinde öğretmenlerinizin öğrettiği bilgileri ara ara tekrar etmek. çok yoğun bir çalışma zaten bu sıcaklarda tavsiye edilmez.</p>
<p>ilk işiniz bir konu belirleyin. o konuyu biraz çalışın yani tekrar edin. sonra o konu ile ilgili <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lar çözün. şunu hatırlatalımki tekrarını yapmadıiğınız konudan asla soru çözmeyin. <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a>ciler.com olarak şunuda tavsiye edelim; öncelikli olarak günde kaç soru  çözeceğinizi hesaplamalısınız. <strong>bizce günde en fazla 40 soru ideal.</strong></p>
<p>buda iki <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >test</a> demektir zaten. yani kısaca şöyle. her gün bir konuyu kısaca tekrar edin ve sonra o konu ile ilgili 2 test çözün. bu sizi hem çok zorlamayacak hemde çok vaktinizi almayacaktır. sbs de ve ileride de <a href="http://www.matematikciler.com/category/oss-konu-anlatimlari/"title="" >öss</a> de <strong>başarılı olmak için bu çalışmaları yapmak faydalı olacaktır</strong>. ayrıca haftanın 7 günü bu uygulamayı yapmak size zor gelecektir. kendinize 3 yada 4 gün seçin. ve bu gunlerde çalışmayı deneyin</p>
<p>mesela her pazartesi çarşamba ve cuma sizin bir konu bitirip 2 test çözme gününüz olsun.</p>
<p>tüm öğrencilere başarılar ve iyi tatille dileriz&#8230; <a href="http://matematikciler.com">matematikciler.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/yazin-ders-calisilirmi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>matematik dövmeleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/matematik-dovmeleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/matematik-dovmeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 22:44:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel İçerik]]></category>

		<category><![CDATA[Posterler]]></category>

		<category><![CDATA[dövme]]></category>

		<category><![CDATA[matematik dövmeleri]]></category>

		<category><![CDATA[matematik posterleri]]></category>

		<category><![CDATA[poster]]></category>

		<category><![CDATA[tatoo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1934</guid>
		<description><![CDATA[her geçen gün matematik dersinin değeri önemi ve fanatikleri artıyor. buda değişik şekillerde karşımıza çıkıyor. işte bu matematik fanatikleri işi biraz abartmış ve vücutlarını çoğu insanın kabusu olarak görülen matematik bilimine ait semboller sayılar şekiller ile donatmışlar. işte görüldüğü gibi renkler ve zevkler tartışılamıyor.

resmi büyütmek için tıklayın


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>her geçen gün <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a> dersinin değeri önemi ve fanatikleri artıyor. buda değişik şekillerde karşımıza çıkıyor. işte bu matematik fanatikleri işi biraz abartmış ve vücutlarını çoğu insanın kabusu olarak görülen matematik bilimine ait semboller sayılar şekiller ile donatmışlar. işte görüldüğü gibi renkler ve zevkler tartışılamıyor.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img195.imageshack.us/img195/2875/dovmelerj.jpg" alt="" width="106" height="209" /></p>
<p>resmi büyütmek için tıklayın</p>
<p><span id="more-1934"></span></p>
<p><img class="alignnone" src="http://img195.imageshack.us/img195/9979/dovmeler.jpg" alt="" width="500" height="981" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/matematik-dovmeleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>sbs konu dağılımı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sbs-konu-dagilimi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sbs-konu-dagilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 21:26:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[Rehberlik]]></category>

		<category><![CDATA[konu dağılımı]]></category>

		<category><![CDATA[matematik]]></category>

		<category><![CDATA[sbs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[sevgili arkadaslar bildiginiz gibi sbs de turkçe matematik fen sosyal ve ingilizce derslerinden 6larda 80, 7 lerde 90 ve 8 lerde toplam 100 soru çıkmaktadır. eskiden seçici sorular genellikle matematikden çıkmakda idi. oysa artık her bıranşdan zor sorular çıkmakta buda öğrencilerin her derse gerekli önemi vermelerini sağlamaktadır. özellikle öğrenciler bu yıl türkçe branşında çok seçiçi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sevgili arkadaslar bildiginiz gibi sbs de turkçe <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a> fen sosyal ve ingilizce derslerinden 6larda 80, 7 lerde 90 ve 8 lerde toplam 100 <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a> çıkmaktadır. eskiden seçici sorular genellikle matematikden çıkmakda idi. oysa artık her bıranşdan zor sorular çıkmakta buda öğrencilerin her derse gerekli önemi vermelerini sağlamaktadır. özellikle öğrenciler bu yıl türkçe branşında çok seçiçi soru geldiğini söylemişler bu tespitlerinde ise hiçde yanılmamışlardır. ingilizce ise <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>a yeni entegre edildiği için katsayısı düşük zorluk seviyesi ise kolay olarak sorulmaktadır. ileride ingilizcedende çok seçici sorular geleceğini tahmin etmekteyiz. bu arada bakarsiniz ilerde öğrencilerin okulda gördükleri diğer derslerdende sorular gelebilir.</p>
<p>bu yıl matematikte uygulamaya yönelik sorular azalmış bilgiyi kullanabilmeyi ölçen sorular sorulmaya başlanmıştır. bu sebeple dört işlemi ve geometrik <a href="http://www.matematikciler.com/category/zeka-sorulari/"target="_self"title="deneme" >zeka</a>yı kullanabilmenin yanında karşılaşılan problem tarzlarınada çözüm üreterek bu beceriyi kullanabilme üzerinde durulmuştur. özellikle yoruma dayalı sorularda kitap okuma alışkanlığı olan öğrencilerin daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Bu sebeple matematikciler.com olarak matematik dahi olsa kitap okumadan başarılı olmanın zor olduğunu hatırlatmak isteriz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sbs-konu-dagilimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dahimiyim neyim ?</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/dahimiyim-neyim/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/dahimiyim-neyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 07:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zeka soruları]]></category>

		<category><![CDATA[algı testi]]></category>

		<category><![CDATA[dikkat testi]]></category>

		<category><![CDATA[iq testi]]></category>

		<category><![CDATA[matematik oyunu]]></category>

		<category><![CDATA[testler]]></category>

		<category><![CDATA[zeka testi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1782</guid>
		<description><![CDATA[Ekteki resimde kahve tanelerinin arasında bir insan kafası var.Adamın kafasını 3 saniyede bulursanız bir dahisiniz demektir. Medikal araştırmalara göre eğer adamın kafasını 3 saniyede bulursanız beyninizin sağ tarafı diğer insanlara göre daha çok gelişmiş demektir. Eğer adamın kafasını 1 dakikada bulursanız beyninizin sağ tarafı normal bir insaninki gibi çalışıyor demektir. Eğer 1 ile 3 dakika [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekteki resimde kahve tanelerinin arasında bir insan kafası var.Adamın kafasını 3 saniyede bulursanız bir dahisiniz demektir. Medikal araştırmalara göre eğer adamın kafasını 3 saniyede bulursanız beyninizin sağ tarafı diğer insanlara göre daha çok gelişmiş demektir. Eğer adamın kafasını 1 dakikada bulursanız beyninizin sağ tarafı normal bir insaninki gibi çalışıyor demektir. Eğer 1 ile 3 dakika arasında bulursanız beyninizin sağ tarafı normalden yavaş çalışıyor demektir. Bu durumda daha çok protein almanız gerekir. Eğer 3 dakikadan daha fazla bir sürede bulursanız beyininizin sağ tarafı acınacak durumda demektir.</p>
<p>Site yönetiminin yorumu : bizce 3 saniye çok acımasızca olmuş.. <img src='http://www.matematikciler.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> bu yazının en <a href="http://www.matematikciler.com/category/komik-matematik/"title="" >komik</a> yanı ise 3 dakika geçmesine rağmen bulamayanların olması. <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>e göre bu insanlara konan teşhisde çok ilginç.</p>
<p>&#8220;Eğer 3 dakikadan daha fazla bir sürede bulursanız beyininizin sağ tarafı acınacak durumda demektir.&#8221;  <img src='http://www.matematikciler.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> :)</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img511.imageshack.us/img511/6689/kahvekafato9.jpg" alt="" width="498" height="342" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/dahimiyim-neyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>futbol ve matematik</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/futbol-ve-matematik/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/futbol-ve-matematik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2009 22:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[footboll]]></category>

		<category><![CDATA[futbol]]></category>

		<category><![CDATA[istatistik]]></category>

		<category><![CDATA[maç]]></category>

		<category><![CDATA[matematik]]></category>

		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1933</guid>
		<description><![CDATA[Uçuk konuların birbirleriyle olan ilişkileri her zaman ilgi çekici ve enteresan olur, aslında bu konuların uçuk olmaları yada olmamaları pek farketmez önemli olan konuların insanları yakından ilgilendirmesi veya onların hayatında önemli yerler işgal etmesidir. Türk halkı için en önemli ve gündemini hemen hemen hiç kaybetmeyen en önemli konuların başında futbol gelir. Matematik ise tüm insanlğın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uçuk konuların birbirleriyle olan ilişkileri her zaman ilgi çekici ve enteresan olur, aslında bu konuların uçuk olmaları yada olmamaları pek farketmez önemli olan konuların insanları yakından ilgilendirmesi veya onların hayatında önemli yerler işgal etmesidir. Türk halkı için en önemli ve gündemini hemen hemen hiç kaybetmeyen en önemli konuların başında futbol gelir. <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >Matematik</a> ise tüm insanlğın günlük hayatının ister istemez en önemli parçasıdır. İşte bu iki -birbiriyle oldukça uzak gibi görünen fakat hiç de öyle olmayan- konunun birbirleriyle kesiştikleri ve özellikle matematğin futbolu çok fazla etkilediği bir kısmı var: İstatistik&#8230;</p>
<p><span id="more-1933"></span></p>
<p>İstatistik, ilk bakıldığında insanların; kim, ne zaman, hangi dakikalarda, ne şekilde gol atmış, geçen sene bu zamanlarda ne oldu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>larına açık bir şekilde cevap veren bir veri tabanı olarak gördükleri ve çok sevdikleri bir olgudur. Ama istatistiğin daha doğrusu genel olarak matematiğin bu tip veri tabanlarının dışında futbolu direkt olarak etkileyen bir bölümü vardır ki takımların gidişatlarıyla ilgilidir ve takımların şampiyon olmalarını yada olamamalarını veya küme düşmelerini ya da düşmemelerini belirler. Futbolun bu anlamda oldukça önemli kısmında, matematiğin grafiksel olarak yorumlandığı bu konunun ismi çan eğrileridir.<br />
Çan eğrileri matematikte, adındanda anlaşılacağı gibi, çana benzeyen bir eğri, bir fonksiyondur ve dolayısıyla grafiksel olarak X ve Y koordinatlarından oluşur ve fonksiyon X değerine göre Y koordinatı üzerinde bir değer alır. Çan eğrisinde Y nin aldığı değerler sıfırdan veya sıfıra çok yakın bir değerden başlar ve artarak X in ilerleyen değerlerinden birinde maximum noktasına ulaşır daha sonrada belirli bir eğilimde azalmaya başlar. Bu çan şekli çok değişik şekillerde ve aynı düzlem üzerinde bir yada bir kaç tane olabilir. Çan eğrisinin Futbola uyarlanışında X koordinatı zamanı, Y koordinatı <a href="http://www.matematikciler.com/category/proje-ve-performans/"title="" >performans</a>ı gösterir. Çan eğrisi futbola çeşitli şeyler için uygulanabilinir.<br />
Bunların en basiti bir futbolcu için olanıdır ve eğer bir futbolcuyu sezon öncesinden sezon sonuna ya da sezonun içinde futbolunun bittiği noktaya kadar incelerseniz -ki ben bunu birkaçı için yaptım- ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Diğeri ise tahmin edilebileceği gibi takımın tümüdür ve sonuç ya da genel amaç için çok daha önemlidir. Halk içinde veya spor yazarları arasında çok geçen bir tabir olan, erken form tutma, aslında tamamıyla çan eğrisinin kötü bir <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>udur. Aslında erken form tutma deyimi daha çok takımlar için kullanılır. Erken form tutan takımlar çan eğrisindeki performanslarının maksimum noktasına erken ulaşır ve erkenden düşüş eğilimine girerler. Böylelikle sezon başında hatta hazırlık döneminde performanslarını en üst seviyelerine cıkan takımlar sezonun ilk bir iki haftasından sonra akıl almaz bir düşüşün içine girerler ve son sıralardan kurtulamazlar. Taa ki tekrar yükseliş eğilimine yanii maksimuma erişme sürecine girene dek, bu da anlaşılacağı gibi çan eğrilerinin ikinci tepesi anlamına gelmektedir.<br />
Bunun en güzel örneklerinden birini bundan birkaç sene önce Bursaspor bize yaşatmıştı. Sezona hazırlık döneminde intertoto kupası maçları için inanılmaz bir form grafiği yakalayan ve içerde dışarda rakiplerini farklı yenen Bursaspor sezonun ilk birkaç haftasının ardından ligde ardarda aldığı yenilgilerle son sıralara kadar inmiş ve sezon sonunda düşmekten son anda kurtulmuştu. Aynı durum Gençlerbirliği içinde olmuş fakat onlar Bursaspordan daha iyi durumda bitirmişler çünkü sezonun başında Bursaspor kadar iyi form tutmamıştı. Bu tip örnekler güncel olanlarıyla da çoğaltılabilinir. Örneğin Beşiktaş’ın sağ kanadında ileri geri oynayan, yeri ona yetmediği zamanlarda forvete bile geçen bir Nihat Kahveci bugün yanlızca ileri gidebiliyor. Bu sebeble bazı otoriteler takımdaki tüm futbolcuların birden form tutmalarının çok sakıncalı bir olay olduğunu eğer böyle birsey olacaksada sezonun sonuna doğru olmasının o takımı şampiyon yapacağından bahsederler. Çünkü takımı kurtarması için en az iki kişi gereklidir. Bu da Galatasaray örneğini getiriyor aklıma öyleki geçtiğimiz sene ikinci yarının ortalarında takımın hemen hemen tüm futbolcuları tarafından yakalanan inanılmaz performans onlara lig ve UEFA şampiyonluğunu getirmişti. Sonra bir düşüş yaşadılar fakat bu Beşiktaşın onları yakalaması için oldukça geç olmuştu. Açıkça söylemek gerekirse kazanılan süper kupa kazanılan bunca ekmeğin üzerine bedava gelen nefis bir kaymaktan başka birşey değildi, çünkü Galatasaray kendine bu kadar kötü davranacak kadar aptal bir kenar yönetimine sahip değil. Bana göre en şanslı takım kötü giderken kazanan bir başka deyişle çan eğrisinde maksimuma doğru giden takımdır. Bu sebeple bu sezon benim şampiyonlukta ki en büyük favorim Beşiktaş ve Fenerbahçe’dir.<br />
Futbol hayatımızın vazgeçilmez bir parçası ve çok önemli bir sohbet konusudur. Hayatımızın birçok noktasında olduğu gibi matematik gene bizimle dalga geçer gibi bu konuya da ister istemez el atmış ve futbolla yüz göz olmuştur. Fena da olmamış açıkçası çünkü futbol karmaşıklaştıkça güzel, matematik yaşandıkça.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/futbol-ve-matematik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2009 liselerin taban puanlari</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/2009-liselerin-taban-puanlari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/2009-liselerin-taban-puanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 21:46:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[anadolu liseleri taban puanları]]></category>

		<category><![CDATA[fen liseleri]]></category>

		<category><![CDATA[fen liseleri taban puanları]]></category>

		<category><![CDATA[lise puanlari]]></category>

		<category><![CDATA[sbs taban puanlar]]></category>

		<category><![CDATA[sbs yerleştirme]]></category>

		<category><![CDATA[taban puanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1929</guid>
		<description><![CDATA[liselerin taban puanları sbs 2009
8. sınıf öğrenciler bu sene ilk kez sbs puanlarına göre liselere yerleştirilecek. Bilindiği gibi geçen yıl fen, anadolu ve sağlık meslek liselerine öğrenci alımı yapılırken OKS puanı göz önünde bulundurulmuştu.
Geçen sene 7. sınıf sbs ye giren öğrenciler, bu sene de 8. sınıf sbs sınavına girdiler.
Peki Fen Anadolu, sosyal bilimler ve Sağlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://matematikciler.com">liselerin taban puanları sbs 2009</a></h3>
<p><a href="http://www.matematikciler.com/category/8-sinif-matematik/"title="" >8. sınıf</a> öğrenciler bu sene ilk kez sbs puanlarına göre liselere yerleştirilecek. Bilindiği gibi geçen yıl fen, anadolu ve sağlık meslek liselerine öğrenci alımı yapılırken OKS puanı göz önünde bulundurulmuştu.<br />
Geçen sene 7. sınıf sbs ye giren öğrenciler, bu sene de 8. sınıf sbs <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>ına girdiler.<br />
Peki Fen Anadolu, sosyal bilimler ve Sağlık Meslek liselerine girişte 7. ve 8. sınıf sbs&#8217; nin nasıl etkisi olacak ve 2009 sbs taban puanları nasıl olacak?<br />
13 Temmuz 2009 tarihinden itibaren okullar Oğraöğretim Yerleştirme puanlarını (taban puanlarını) ilan edecekler,<br />
Temmuz ayının 1. haftasından sonra sbs sonuçları&#8217; nın açıklanmasının ardından ilköğretim 8. sınıf öğrencileri okul müdürlüklerine bizzat başvuru yapacaklar. 2009 yılında öğrenciler 12 adet tercih yapabilecekler.<br />
13-17 temmuz tarihleri arasında 1. yerleştirme başvuruları yapılacaktır.</p>
<p><a href="http://www.sanaldersane.com/Dokumanlar/OGESTabanPuanlar/Fen_ve_Sosyal_Bilimler_Liseleri.pdf">fen liseleri ve sosyal bilimler liselerinin 2009 taban puanları</a></p>
<p><a href="http://www.sanaldersane.com/Dokumanlar/OGESTabanPuanlar/Anadolu_Liseleri.pdf">anadolu liseleri 2009 taban puanları</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/2009-liselerin-taban-puanlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2009 sbs sonuçlari</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/2009-sbs-sonuclari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/2009-sbs-sonuclari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 21:44:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<category><![CDATA[2009 sbs]]></category>

		<category><![CDATA[6. sınıf sbs]]></category>

		<category><![CDATA[7.sinif sbs]]></category>

		<category><![CDATA[8. sinif sbs sonuclari]]></category>

		<category><![CDATA[sbs]]></category>

		<category><![CDATA[sbs sonuçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1928</guid>
		<description><![CDATA[sbs sonuçları ne zaman açıklanır
6-7 Haziran tarihinde 7. ve 8. sınıflar sbs&#8217;ye girmişti. 13 Haziran tarihinde de 6. sınıfların girdiği sbs bittikten sonra çocuklarımızın hemen hemen hepsinin zihninde sbs sonuçları ne zaman açıklanacak sorusu büyük bir yer tutmaya başladı.
sbs sonuçları ne zaman açıklanacak sorusunun cevabına gelince:
ilköğretim 6. ve 7.sbs sonuçları 31 temmuz tarinde açıklanacak.
8.sınıf sbs [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 class="post-title entry-title"><a href="http://sbssinavi2009.blogspot.com/2009/06/sbs-sonuclari-ne-zaman-acklanr.html">sbs sonuçları ne zaman açıklanır</a></h3>
<p>6-7 Haziran tarihinde 7. ve <a href="http://www.matematikciler.com/category/8-sinif-matematik/"title="" >8. sınıf</a>lar sbs&#8217;ye girmişti. 13 Haziran tarihinde de 6. sınıfların girdiği sbs bittikten sonra çocuklarımızın hemen hemen hepsinin zihninde sbs sonuçları ne zaman açıklanacak <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>su büyük bir yer tutmaya başladı.</p>
<p>sbs sonuçları ne zaman açıklanacak sorusunun cevabına gelince:<br />
ilköğretim 6. ve 7.sbs sonuçları <span style="font-weight: bold;">31 temmuz</span> tarinde açıklanacak.<br />
8.sınıf sbs sonuçları ise <span style="font-weight: bold;">13 temmuz </span>tarihinde açıklanacaktır. 8. sınıfların sbs sonuçlarının erken açıklanma nedenine gelince, 8. sınıflar sbs puanıyla liselere yerleştirileceği için sonuçlar 6. ve 7. sınıflarından 2 hafta önce açıklanacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/2009-sbs-sonuclari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>6. sınıf sbs puan hesapla</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/6-sinif-sbs-puan-hesapla/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/6-sinif-sbs-puan-hesapla/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 08:28:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Online Uygulamalar]]></category>

		<category><![CDATA[6. sınıf sbs]]></category>

		<category><![CDATA[puanmatik]]></category>

		<category><![CDATA[sbs]]></category>

		<category><![CDATA[sbs paunmatik]]></category>

		<category><![CDATA[sbs puan hesapla]]></category>

		<category><![CDATA[sınıf puan hesaplama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1927</guid>
		<description><![CDATA[6. sınıf sbs puan hesapla
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://oges.meb.gov.tr/sbs6_hesmot.htm">6. sınıf sbs puan hesapla</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/6-sinif-sbs-puan-hesapla/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>7. sınıf sbs puan hesaplama</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/7sinif-sbs-puan-hesaplama/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/7sinif-sbs-puan-hesaplama/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 08:25:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Online Uygulamalar]]></category>

		<category><![CDATA[7. sınıflar sbs]]></category>

		<category><![CDATA[puan hesapla]]></category>

		<category><![CDATA[sbs puanı]]></category>

		<category><![CDATA[sbs puanmatik]]></category>

		<category><![CDATA[sınıf puanı hesapla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1926</guid>
		<description><![CDATA[7. sınıf puan hesaplayıcı için tıkla
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">7<a href="http://oges.meb.gov.tr/sbs7_hesmot.htm"><strong>. sınıf puan hesaplayıcı için tıkla</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/7sinif-sbs-puan-hesaplama/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2009 8. sınıf sbs soruları ve cevap anahtarı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/2009-8-sinif-sbs-sorulari-ve-cevap-anahtari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/2009-8-sinif-sbs-sorulari-ve-cevap-anahtari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 21:28:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Download]]></category>

		<category><![CDATA[2009 sbs]]></category>

		<category><![CDATA[8. sınıflar]]></category>

		<category><![CDATA[sbs çözümleri]]></category>

		<category><![CDATA[sbs kitapçığı]]></category>

		<category><![CDATA[sbs sonuçları]]></category>

		<category><![CDATA[sbs soruları]]></category>

		<category><![CDATA[seviye belirleme sınavı]]></category>

		<category><![CDATA[tercih robotu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1924</guid>
		<description><![CDATA[2009 8. sınıflar sbs soru kitapçığı ve cevap anahtarıni görmek için tıklayın.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><a href="http://www.meb.gov.tr/duyurular/duyurular2009/egitek/sbssorukitapcik/8SINIF.zip">2009 8. sınıflar sbs soru kitapçığı ve cevap anahtarıni görmek için tıklayın.</a></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/2009-8-sinif-sbs-sorulari-ve-cevap-anahtari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>sbs test çözme teknikleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sbs-test-cozme-teknikleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sbs-test-cozme-teknikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 10:32:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Rehberlik]]></category>

		<category><![CDATA[sbs]]></category>

		<category><![CDATA[sbs test]]></category>

		<category><![CDATA[seviye belirleme]]></category>

		<category><![CDATA[test]]></category>

		<category><![CDATA[test teknikleri]]></category>

		<category><![CDATA[testler]]></category>

		<category><![CDATA[Yaprak Testler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1923</guid>
		<description><![CDATA[
ÖSS ve SBS test tekniğine dayalı sınavdır. Bu sınavlarda başarılı olmak test çözme becerisi kazanmayı gerektirir. Çünkü bu sınava müracaat eden aday sayısı her yıl artmakta kontenjanlarda sınırlı kalmaktadır. Yani kazanmak her yıl bir önceki yıla göre daha da güçleşmektedir. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için adayın sınav süresince yaptığı netlerin yüksek olması gerekir.
Test tekniğine dayalı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img190.imageshack.us/img190/6149/sinav21.jpg" alt="" width="250" height="250" /></p>
<p>ÖSS ve SBS <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >test</a> tekniğine dayalı <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>dır. Bu sınavlarda başarılı olmak test çözme becerisi kazanmayı gerektirir. Çünkü bu sınava müracaat eden aday sayısı her yıl artmakta kontenjanlarda sınırlı kalmaktadır. Yani kazanmak her yıl bir önceki yıla göre daha da güçleşmektedir. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için adayın sınav süresince yaptığı netlerin yüksek olması gerekir.</p>
<p>Test tekniğine dayalı sınavlarda başarısızlığın nedeni genellikle bilgi eksikliğinden değil, <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lara yaklaşım tarzından veya soru sitiline aşina olmamaktan kaynaklanır. Test tecrübesi sınav sonucunu etkileyen en önemli etkenlerdendir. Test çözme tekniğini iyi bilmek istenen sonucun alınmasını büyük oranda sağlayacaktır.</p>
<p>Sınavdan önce çözülen yüzlerce hatta binlerce sorunun oluşturduğu bilgi birikimi adayın sınavda başarılı olmasını sağlar. Çünkü çözülen her soru gerçek sınav öncesi adaya tecrübe kazandıracaktır. Aday bu bilgi birikimiyle sorulara nasıl yaklaşacağını ve soruları nasıl çözeceğini, hangi yolları kullanacağını, ne kadar süre ayıracağını ve nelere dikkat edeceğini öğrenir.</p>
<p>ÖSS ve SBS sorularının özellikle yoruma dayalı olması yani bilgiden ziyade öğrencinin bilgi birikimini kullanmayı ölçen nitelikte olması tecrübeli olmayı ön plana çıkarmaktadır. Tecrübe ise çözülen soru miktarıyla ölçülür. ÖSS ve SBS&#8217;de başarılı olmayı hedeflenen adayın test çözerken Bir sorudan ne çıkar canım? diyerek o soruyu yok sayması en büyük hatadır. Çözülen her bir soru tipi aday için bir avantajdır. Sınava hazırlanan adayın çözemediği her sorunun doğru cevabını öğrenmesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sbs-test-cozme-teknikleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki Kare Farkı - Toplamı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/iki-kare-farki-toplami/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/iki-kare-farki-toplami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 19:55:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgi Küpü]]></category>

		<category><![CDATA[toplama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1892</guid>
		<description><![CDATA[İki Kare Farkı - Toplamı

a2 – b2 = (a – b) (a + b)
a2 + b2 = (a + b)2 – 2ab            ya da

a2 + b2 = (a – b)2 + 2ab dir.
a2 + b2 = (a + b)2 - 2ab
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><strong>İki Kare Farkı - Toplamı</strong></span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: verdana;">a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> – b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = (a – b) (a + b)</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = </span><span style="font-family: verdana;">(a + b)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> – 2ab            ya da</span></li>
</ol>
<p><span style="font-family: verdana;">a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = (a – b)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + 2ab dir.<br />
</span><span style="font-family: verdana;">a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = (a + b)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> - 2ab</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/iki-kare-farki-toplami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tam Kare İfadeler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/tam-kare-ifadeler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/tam-kare-ifadeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 19:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgi Küpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[Tam Kare İfadeler

(a + b)2 = a2 + 2ab + b2
(a – b)2 = a2 – 2ab + b2
(a + b + c)2 = a2 + b2 + c2 + 2(ab + ac + bc)
(a + b – c)2 = a2 + b2 + c2 + 2(ab – ac – bc)

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><strong>Tam Kare İfadeler</strong></span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: verdana;">(a + b)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + 2ab + b2</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">(a – b)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> – 2ab + b2</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">(a + b + c)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + c</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + 2(ab + ac + bc)</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">(a + b – c)</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> = a</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + b</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + c</span><span style="font-family: Verdana;"><sup>2</sup></span><span style="font-family: verdana;"> + 2(ab – ac – bc)</span></li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/tam-kare-ifadeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki Küp Farkı - Toplamı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/iki-kup-farki-toplami/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/iki-kup-farki-toplami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 19:52:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgi Küpü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1890</guid>
		<description><![CDATA[İki Küp Farkı - Toplamı

a3 – b3 = (a – b) (a2 + ab + b2 )
a3 + b3 = (a + b) (a2 – ab + b2 )
a3 – b3 = (a – b)3 + 3ab (a – b)
a3 + b3 = (a + b)3 – 3ab (a + b)

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><strong>İki Küp Farkı - Toplamı</strong></span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: verdana;">a3 – b3 = (a – b) (a2 + ab + b2 )</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">a3 + b3 = (a + b) (a2 – ab + b2 )</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">a3 – b3 = (a – b)3 + 3ab (a – b)</span></li>
<li><span style="font-family: verdana;">a3 + b3 = (a + b)3 – 3ab (a + b)</span></li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/iki-kup-farki-toplami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fibonacci ile forex hesaplamaları</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/fibonacci-ile-forex-hesaplamalari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/fibonacci-ile-forex-hesaplamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 17:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1889</guid>
		<description><![CDATA[13,yy da yaşamış olan Leonardo Fibonacci tarafından bulunan bu formüle göre doğada bazı oranlar vardır ve bu oranlar bir dizi oluştururlar.
Bu dizideki sayılar birbirlerinin toplamıyla oluşur: 1, 2, 3, 5, 8, 13&#8230;.
işlem şu şekilde yapılır: 1+2=3, 2+3=5, 3+5=8, 5+8=13 &#8230;&#8230;
Bu formulde yer alan sayıları bir sonrakine bölerseniz hep aynı oranı elde edersiniz, 2/5 = 3/8 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>13,yy da yaşamış olan Leonardo Fibonacci tarafından bulunan bu formüle göre doğada bazı oranlar vardır ve bu oranlar bir dizi oluştururlar.</p>
<p>Bu dizideki sayılar birbirlerinin toplamıyla oluşur: 1, 2, 3, 5, 8, 13&#8230;.</p>
<p>işlem şu şekilde yapılır: 1+2=3, 2+3=5, 3+5=8, 5+8=13 &#8230;&#8230;</p>
<p>Bu formulde yer alan sayıları bir sonrakine bölerseniz hep aynı oranı elde edersiniz, 2/5 = 3/8 = 5/13 &#8230;..</p>
<p>Peki Fibonacci formülünün Forex&#8217;le ilişkisi nedir?<br />
Bazı Teknik Analistler Forex fiyatlarında da formüldeki gibi oranlar oluştuğunu farketmişler ve bu formülü fiyat geri kayma ve fiyat ilerleme oranları olarak kullanmaya başlamışlar.</p>
<p>Fiyat Geri Kayma Oranları: 0,236 - 0,382 - 0,500 - 0,618<br />
desteke ve direnç seviyeleri için kullanılırlar.</p>
<p>Fiyat İlerleme Oranları: 0 - 0,382 - 0,618 - 1 - 1,382<br />
Fiyat hedeflerini tahmin etmek için kullanılar, fiyatlar bu oranlara geldiğinde poziyon almak, kar almak, stoplama düşünülebilir.</p>
<p>Bu oranların nasıl hesaplanacaklarından çok nasıl kullanılmalrı gerektiği önemlidir. Platformunuz size bu rakamları hesaplayacaktı bu yüzden nasıl hesaplanacağını öğrenmenize gerek yok.</p>
<p>Çoğu Forex <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>cusu bu rakamlara önem verir ve bu seviyelerde işlem emri verir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/fibonacci-ile-forex-hesaplamalari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>matematikle para kazan</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/matematikle-para-kazan/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/matematikle-para-kazan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 17:34:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1888</guid>
		<description><![CDATA[Kazamanın Matematiksel Förmülü??
Arkadaşlar eski bir çin inanışına göre bir şey hakkında ne kadar az şey bilirseniz o kadar objektif karar verebilir ve o şey hakkında genel doğrular çıkartabilirsiniz.
Şimdi forex için bi önerim olaracak belkide daha önce biri tarafından söylenmiştir ama ben şöyle düşünüyorum;
Yılın en düşük ve en yüksek değeri pip cinsinden ( aylıkta olabilir) değeri=A
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kazamanın <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >Matematik</a>sel Förmülü??<br />
Arkadaşlar eski bir çin inanışına göre bir şey hakkında ne kadar az şey bilirseniz o kadar objektif karar verebilir ve o şey hakkında genel doğrular çıkartabilirsiniz.<br />
Şimdi forex için bi önerim olaracak belkide daha önce biri tarafından söylenmiştir ama ben şöyle düşünüyorum;<br />
Yılın en düşük ve en yüksek değeri pip cinsinden ( aylıkta olabilir) değeri=A<br />
Bu A değeri paritenin max ve min oynama aralığını verir 200 ve diyelim 400 pip gibi ,<br />
bir diğer değer ise yatırdığımız paranın bu 200 yada 400 piplik yükseliş ve alçalışa dayanabilecek düzeyde pozisyon açılmasına olanak sağlayacak miktar/oran =B</p>
<p>yani biz B miktar/oranında bir pozisyon açtığımızda değişim ne olursa olsun ( ki biz bunu zaten A olarak hesapladık) pozisyonumuz otomatik olarak kapatılmayacak ve istersek alım yapalım istersek satım, ortalama aralığı bildiğimiz için daima kazanırız.<br />
tabi dahada ayrıntılı değerlere için hesaplamalar yapmamzı mümkün;<br />
yıllık günlük ve aylık pip cinsinden ortalama en yüksek değer,<br />
yıllık günlük ve aylık pip cinsinden ortalama en düşük değeri ,<br />
gibi tabi bunu formülize etmek gerek.<br />
diğer bir anlatımla bu gün öyle bir oran/fiyat la pozisyon açmalıyım ki yükselme ve düşme ne olursa olsun pozisyonum kapatılmasın.<br />
ve alım yapacaksak yıllık günlük ve aylık pip cinsinden ortalama en düşük değere göre alım yapıp, yıllık günlük ve aylık pip cinsinden ortalama en yüksek değerden satış yaparak daima kazanma<br />
mümkünmüdür<br />
Bunu korelasyon standart sapma ve diğer istatistiksel kavramlarla ve anlaşılır ve yine ve daha kasin/ayrıntılı formülize edip üzerinde çalışmasıyla belki bişiler çıkabilirdiyerek sözümü noktalarken<br />
herkese en içten neyse kalın salıcakla(ayrıca yukarıdaki söz çinlilerin değil benim sözümdü ama onlar nasılsa buna benzer bişey söylemişlerdir)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/matematikle-para-kazan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>sınav anında nasıl dinlenmeliyiz</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-nasil-dinlenmeliyiz/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-nasil-dinlenmeliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:35:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1887</guid>
		<description><![CDATA[Sınavda her bir bölümü bitirdikten sonra 5-10 saniye dinlenebilirsiniz. Ayrıca sınavın yarısında da yine 20-30 saniye dinlenebilirsiniz.
Bu dinlenme sürelerinde;
Gözlerinizi kapatın ve gözlerinizi dinlendirin.
Derin nefes alın biraz içinizde tutun ve yavaşça verin.
Suyunuzdan için.
Kaşlarınızın üzerine masaj uygulayın.
Etrafınızdaki kişileri rahatsız etmeden gerinin. Streching, yani gerinme iyi bir rahatlama yöntemidir.
Kendinize, “her şey iyi gidiyor” gibi pozitif telkinlerde bulunarak kontrolün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >Sınav</a>da her bir bölümü bitirdikten sonra 5-10 saniye dinlenebilirsiniz. Ayrıca sınavın yarısında da yine 20-30 saniye dinlenebilirsiniz.<br />
Bu dinlenme sürelerinde;<br />
Gözlerinizi kapatın ve gözlerinizi dinlendirin.<br />
Derin nefes alın biraz içinizde tutun ve yavaşça verin.<br />
Suyunuzdan için.<br />
Kaşlarınızın üzerine masaj uygulayın.<br />
Etrafınızdaki kişileri rahatsız etmeden gerinin. Streching, yani gerinme iyi bir rahatlama yöntemidir.<br />
Kendinize, “her şey iyi gidiyor” gibi <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >pozitif</a> telkinlerde bulunarak kontrolün elinizde olduğunu hatırlayın…<br />
Unutmayın, iyi dinlenirseniz daha konsantre ve rahat olursuz. Bu da size daha çok net yaptırır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-nasil-dinlenmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yapamadığımız sorulara nasıl yaklaşmalıyız</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/yapamadigimiz-sorulara-nasil-yaklasmaliyiz/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/yapamadigimiz-sorulara-nasil-yaklasmaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1886</guid>
		<description><![CDATA[Hatırlayamadığınız sorulara daha sonra dönmek için yanına bir soru işarete koyun ve geçin. O soruyu sonra hatırlayabilirsiniz. Ancak, o soruda zaman kaybederseniz daha rahat yapabileceğiniz soruları kaçırabilirsiz.
Sorulara yaklaşım: Önyargı ile yaklaşma

Soruları çözerken sorunun ne istediği önemlidir.
Siz “Soruda bir hinlik var mı acaba” diye düşündüğünüzde sorunun sizden istemediği bir mantığa kaymaya başlarsınız.
Sorulara önce düz, basit bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hatırlayamadığınız <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lara daha sonra dönmek için yanına bir soru işarete k<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a> ve geçin. O soruyu sonra hatırlayabilirsiniz. Ancak, o soruda zaman kaybederseniz daha rahat yapabileceğiniz soruları kaçırabilirsiz.<br />
<strong>Sorulara yaklaşım: Önyargı ile yaklaşma<br />
</strong><br />
Soruları çözerken sorunun ne istediği önemlidir.<br />
Siz “<strong>Soruda bir hinlik var mı acaba</strong>” diye düşündüğünüzde sorunun sizden istemediği bir mantığa kaymaya başlarsınız.<br />
Sorulara önce düz, basit bir mantıkla yaklaşın ve sorunun sizden ne istediğine yoğunlaşın.<br />
Sizin soruyu nasıl anlamak istediğiniz değil, sorunun sizden ne istediği önemlidir. Aslında daha önemlisi soruyu hazırlayan insanların bakış açısıyla bakmaya çalışın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/yapamadigimiz-sorulara-nasil-yaklasmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>uzun soruları nasıl okumalı.</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/uzun-sorulari-nasil-okumali/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/uzun-sorulari-nasil-okumali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1885</guid>
		<description><![CDATA[Bu soruları önce soru bölümünden başlayarak okuyun. Yani önce soru bölümünü okuyun sonra bu bakış açısıyla paragrafı okuyun. Ve özelikle bu sorularda çeldiricilerin çok olduğunu bilerek soruları çözün…
A ve B şıklarına dikkat!

Özellikle çeldirici cevaplar bu sıklarda gizlidir bu nedenle bu şıklarda daha dikkatli olun.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>ları önce soru bölümünden başlayarak okuyun. Yani önce soru bölümünü okuyun sonra bu bakış açısıyla paragrafı okuyun. Ve özelikle bu sorularda çeldiricilerin çok olduğunu bilerek soruları çözün…<br />
<strong>A ve B şıklarına dikkat!<br />
</strong><br />
Özellikle çeldirici cevaplar bu sıklarda gizlidir bu nedenle bu şıklarda daha dikkatli olun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/uzun-sorulari-nasil-okumali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>iki şıkka indirince hangisi seçilmeli</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/iki-sikka-indirince-hangisi-secilmeli/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/iki-sikka-indirince-hangisi-secilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1884</guid>
		<description><![CDATA[iki şıkka indirilen sorularda genek kanı şudur. ilk aklına gelen şıkkı işaretle. tam kesinlik ifade etmemekle birlikte bu yöntem sınavlarda çok işe yarar. genellikle arkadaşlarınızdan şunu çok duyarsanız. ya aslında a yı işaretlemiştim ama b ymiş.  bu problemi yaşamamak için ilk aklınıza yatan şıkkı işaretlemenizde fayda var
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>iki şıkka indirilen <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>larda genek kanı şudur. ilk aklına gelen şıkkı işaretle. tam kesinlik ifade etmemekle birlikte bu yöntem <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>larda çok işe yarar. genellikle arkadaşlarınızdan şunu çok duyarsanız. ya aslında a yı işaretlemiştim ama b ymiş.  bu problemi yaşamamak için ilk aklınıza yatan şıkkı işaretlemenizde fayda var</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/iki-sikka-indirince-hangisi-secilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>işlem hatasi yapmamak için ne yapmak gerekir</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/islem-hatasi-yapmamak-icin-ne-yapmak-gerekir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/islem-hatasi-yapmamak-icin-ne-yapmak-gerekir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1883</guid>
		<description><![CDATA[Bu sorulardaki verileri mutlaka yanlardaki boşluklara yazın ve çözerken bütün işlemlerinizi zihninizden değil, yazarak yapın. Böylelikle işlem hatası yapmazsınız. soruyu daha sonra değil o anda tekrar gözden geçirin. buldugunuz şıkkı hemen işaretlemeyin. önce kısa birkontrol yapın bu size çok faydagetirecektir
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lardaki verileri mutlaka yanlardaki boşluklara yazın ve çözerken bütün işlemlerinizi zihninizden değil, yazarak yapın. Böylelikle işlem hatası yapmazsınız. soruyu daha sonra değil o anda tekrar gözden geçirin. buldugunuz şıkkı hemen işaretlemeyin. önce kısa birkontrol yapın bu size çok faydagetirecektir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/islem-hatasi-yapmamak-icin-ne-yapmak-gerekir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir sorudaki en önemli şey nedir</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/bir-sorudaki-en-onemli-sey-nedir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/bir-sorudaki-en-onemli-sey-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:29:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1882</guid>
		<description><![CDATA[Bir sorudaki ön önemli ifade en son ifadedir. Soruda neyin istendiği çoğunlukla en son ifadede belirtilir. Bu ifadeyi balon içerisine alarak özel olarak dikkatinizi verin. Çünkü beynimiz, çoğunlukla “değildir, çıkarılamaz” gibi olumsuzlama ifadelerini olumlu algılamaya eğilimlidir. Ve olumsuzlamalardan dolayı çok sayıda soru kaçırılır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>daki ön önemli ifade en son ifadedir. Soruda neyin istendiği çoğunlukla en son ifadede belirtilir. Bu ifadeyi balon içerisine alarak özel olarak dikkatinizi verin. Çünkü beynimiz, çoğunlukla “değildir, çıkarılamaz” gibi olumsuzlama ifadelerini olumlu algılamaya eğilimlidir. Ve olumsuzlamalardan dolayı çok sayıda soru kaçırılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/bir-sorudaki-en-onemli-sey-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sınavda dikkatsizlik probleminin çözümü</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sinavda-dikkatsizlik-probleminin-cozumu/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sinavda-dikkatsizlik-probleminin-cozumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1881</guid>
		<description><![CDATA[Bilgi sorularında dikkatsizliği en aza indiren yöntem

Bilgi sorularında, dikkatsizlik oranınızı en aza indiren en etkin yöntem, okurken, cevaba elinizi ya da bir kâğıt parçasını kapatmaktır. O zaman isteseniz de gözünüz cevaba kaymaz, soruyu tamamen okursunuz ve en etkili bir şekilde anlarsınız.
Önemli bilgilerin altını çiz

Sorulardaki önemli bilgilerin altını çizerseniz görsel dikkatinizden kaçan bilgiler dokunsal dikkatinizden kaçmaz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #000000;">Bilgi <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>larında dikkatsizliği en aza indiren yöntem<br />
</span></strong><br />
Bilgi sorularında, dikkatsizlik oranınızı en aza indiren en etkin yöntem, okurken, cevaba elinizi ya da bir kâğıt parçasını kapatmaktır. O zaman isteseniz de gözünüz cevaba kaymaz, soruyu tamamen okursunuz ve en etkili bir şekilde anlarsınız.<br />
<strong>Önemli bilgilerin altını çiz<br />
</strong><br />
Sorulardaki önemli bilgilerin altını çizerseniz görsel dikkatinizden kaçan bilgiler dokunsal dikkatinizden kaçmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sinavda-dikkatsizlik-probleminin-cozumu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Soruyu çözerken gözünüz şıklarda olmasın</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/soruyu-cozerken-gozunuz-siklarda-olmasin/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/soruyu-cozerken-gozunuz-siklarda-olmasin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1880</guid>
		<description><![CDATA[Sınavda dikkatsizliklerin en temel sebebi, soruyu okurken gözün cevap şıklarına takılmasıdır.
Bu da, soruları gerektiği gibi anlamamızı engeller. Çünkü zihin konsantre olduğu zamanlarda sadece bir noktaya sabitlenir. Hem soruya hem cevaba bakarasınız hem soruyu hem de cevabı tam olarak anlayamazsınız. Önemli noktaları kaçırırsınız ve sınavdan sonra “Aa hayret, “değildir”i fark etmemişim, “çıkarılamaz” ifadesini atlamışım” gibi cümleler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >Sınav</a>da dikkatsizliklerin en temel sebebi, <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>yu okurken gözün cevap şıklarına takılmasıdır</strong>.<br />
Bu da, soruları gerektiği gibi anlamamızı engeller. Çünkü zihin konsantre olduğu zamanlarda sadece bir noktaya sabitlenir. Hem soruya hem cevaba bakarasınız hem soruyu hem de cevabı tam olarak anlayamazsınız. Önemli noktaları kaçırırsınız ve sınavdan sonra “Aa hayret, “değildir”i fark etmemişim, “çıkarılamaz” ifadesini atlamışım” gibi cümleler söyleriz. Bu nedenle sınavda sadece çözdüğünüz soruya odaklanın.<br />
Daha da ileri gidersek sınavda hangi soruyu çözüyorsanız o sorunun soru kısmındaysanız soru kısmına odaklanın cevap kısmı o anda sizi ilgilendirmez. Cevaba geçtiğinizde cevap kısmına odaklanın.<br />
<strong>Şıkları sonuna kadar okuyun</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/soruyu-cozerken-gozunuz-siklarda-olmasin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sınav anında yaşanan ufak bir problem</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-yasanan-ufak-bir-problem/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-yasanan-ufak-bir-problem/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1879</guid>
		<description><![CDATA[Konsantre olmanın anahtarı şimdide olmaktır. Şimdide değilseniz ya geçmiştesinizdir ya da gelecektesinizdir. Bu nedenle sınavda soruları çözerken kendi kendinize “Şimdi 10. sorudayım, şimdi 11. sorudayım” diye telkinde bulunun. Bu sizi çözdüğünüz soruya etkin bir şekilde odaklayacak ve konsantrasyon gücünüzü artıracaktır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konsantre olmanın anahtarı şimdide olmaktır</strong>. Şimdide değilseniz ya geçmiştesinizdir ya da gelecektesinizdir. Bu nedenle <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>da <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>ları çözerken kendi kendinize “<strong>Şimdi 10. sorudayım, şimdi 11. sorudayım</strong>” diye telkinde bulunun. Bu sizi çözdüğünüz soruya etkin bir şekilde odaklayacak ve konsantrasyon gücünüzü artıracaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sinav-aninda-yasanan-ufak-bir-problem/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sınava nasıl konstantre olabiirim</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sinava-nasil-konstantre-olabiirim/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sinava-nasil-konstantre-olabiirim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:25:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1878</guid>
		<description><![CDATA[Size bir sınav için gereken en temel soruyu soruyorum: Sınavda hangi soruya odaklanılır?
Sınavda, sadece çözdüğünüz soruya odaklarnırsınız.
Bir önceki soru ya da bir sonraki soru sizi hiç ilgilendirmez.
Çünkü sınavı birer soru birer soru yaparak kazanırsınız.
Sınavı bir bütün olarak görmeyin. Her bir soru sadece bir sorudur.
Kaç soru yapmanız gerekiyorsa sınavı o kadar parçaya bölün..
Örneğin OKS”ye giricekler sınavı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Size bir <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a> için gereken en temel <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>yu soruyorum: Sınavda hangi soruya odaklanılır?<br />
Sınavda, sadece çözdüğünüz soruya odaklarnırsınız.<br />
Bir önceki soru ya da bir sonraki soru sizi hiç ilgilendirmez.<br />
<strong>Çünkü sınavı birer soru birer soru yaparak kazanırsınız.<br />
</strong>Sınavı bir bütün olarak görmeyin. Her bir soru sadece bir sorudur.<br />
Kaç soru yapmanız gerekiyorsa sınavı o kadar parçaya bölün..<br />
Örneğin OKS”ye giricekler sınavı 100″e bölmeliler. Yani sınav 100 ayrı sorudan oluşmaktadır.<br />
SBS için 6. sınıflar 80, 7. sınıflar 90<br />
ÖSS için de 180″e bölebilirler.<br />
Ve her bir soruya ayrı ayrı konsantre olun…<br />
Çünkü bütün sorular birbirinden bağımsızdır.<br />
<strong>Bir bütünü parçalara böldüğünüzde </strong>hem daha rahat olursunuz hem de daha konsantre olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sinava-nasil-konstantre-olabiirim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sınava hangi branştan başlamalıyım</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sinava-hangi-branstan-baslamaliyim/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sinava-hangi-branstan-baslamaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1877</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyden önce sınavda denemelerdeki alışkanlığınız neyse oradan başlamanız lazım. Bununla birlikte, sizin için puan olarak hangi ders daha yüksekse kesinlikle o dersten başlamalısınız.


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şeyden önce <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>da denemelerdeki alışkanlığınız neyse oradan başlamanız lazım. Bununla birlikte, sizin için puan olarak hangi ders daha yüksekse kesinlikle o dersten başlamalısınız.<br />
<strong><span style="color: #000000;"><br />
</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sinava-hangi-branstan-baslamaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>sbs sınavında ne yapmalıyım</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sbs-sinavinda-ne-yapmaliyim/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sbs-sinavinda-ne-yapmaliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:24:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1876</guid>
		<description><![CDATA[Sınavda, bilmek kadar bilgiyi soruda kullanabilmek de önemlidir. Çünkü çoğu öğrenci, genellikle bu teknikleri uygulamadıkları için cevabı bildikleri halde soruda yapamazlar. Ve sonuçta sınavdan sonra “Aslında ben 5-10 net daha fazla yapabilirmişim, bu cevapları biliyordum ama nasıl kaçırdım hayret” derler.
Bu nedenle aslında sınavda insanların başına bela olan sorular bilmedikleri değil, (onları boş bırakırlar) bilip yapamadıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >Sınav</a>da, bilmek kadar bilgiyi <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>da kullanabilmek de önemlidir. Çünkü çoğu öğrenci, genellikle bu teknikleri uygulamadıkları için cevabı bildikleri halde soruda yapamazlar. Ve sonuçta sınavdan sonra “<strong>Aslında ben 5-10 net daha fazla yapabilirmişim, bu cevapları biliyordum ama nasıl kaçırdım hayret</strong>” derler.<br />
Bu nedenle aslında sınavda insanların başına bela olan sorular bilmedikleri değil, (onları boş bırakırlar) bilip yapamadıkları sorulardır. Çünkü o soruları bilirsiniz ama, teknik hatalar yaptığınızdan dolayı yanlış yaparsınız.<br />
İşte aşağıdaki teknikler, sizin netlerinizi artıracak ve bilginizi soruda tam olarak kullanmanızı sağlayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sbs-sinavinda-ne-yapmaliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>öss net artırmak için</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/oss-net-artirmak-icin/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/oss-net-artirmak-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 13:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1875</guid>
		<description><![CDATA[Netleri Arttırmak İçin&#8230;
Bu iş mümkün olan en çok sayıda soru çözmeyi gerektirdiğine göre bu konu hepinizin ilgisini çekecektir.
ÖSS&#8217;ye hazırlık sürecinde netlerinizin artmasını istiyorsanız, aşağıdaki püf noktalarına dikkat etmelisiniz:
Öncelikle hedefinizi belirleyin. Ve hedefinizdeki bölümü kazanmak için ÖSS&#8217;de geçmiş yıllarda yaklaşık kaç net yapmanız gerektiğini öğrenin. Bu kesin olmasa da bir fikir verecektir ve böylece çalışmalarınız &#8220;sonuca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Trebuchet MS;"><strong>Netleri Arttırmak İçin&#8230;</strong></p>
<p>Bu iş mümkün olan en çok sayıda <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a> çözmeyi gerektirdiğine göre bu konu hepinizin ilgisini çekecektir.</p>
<p>ÖSS&#8217;ye hazırlık sürecinde netlerinizin artmasını istiyorsanız, aşağıdaki püf noktalarına dikkat etmelisiniz:</p>
<p>Öncelikle hedefinizi belirleyin. Ve hedefinizdeki bölümü kazanmak için ÖSS&#8217;de geçmiş yıllarda yaklaşık kaç net yapmanız gerektiğini öğrenin. Bu kesin olmasa da bir fikir verecektir ve böylece çalışmalarınız &#8220;sonuca yönelik&#8221; olacaktır.</p>
<p>Sayısalcılar öncelikle Mat-1 ve Fen-1 konularına çalışmalı, sonra Mat-2 ve Fen-2 konularına geçmeli. TM&#8217;ciler Mat-1 ve Ed-Sos konularını halletmeden Fen-1 ve Mat-2&#8242;ye aşırı yüklenmemeli. Sözelciler ise sözel dersleri halletmeden Fen-1 ve Mat-1&#8242;de yoğunlaşmamalı.</p>
<p>Konulara yarım yamalak çalışmamalısınız. Örneğin, 6 konuya yarım yamalak çalışmaktansa 3 konuya derinlemesine çalışmanız daha mantıklıdır. Bir konuya ilişkin çıkan soruların yaklaşık yüzde 70-80&#8242;ini doğru çözebiliyorsanız, o konuyu kavramışsınız demektir.</p>
<p>Özellikle zor olan konulara çalışırken, tıkandığınız noktada &#8220;kendim halledeceğim&#8221; diye ısrar etmeyin ve öğretmenlerinizden yardım alın. Öğretmenlerinizin göstereceği bazı püf noktaları size bir ufuk kazandıracaktır. Aksi takdirde ciddi manada zaman ve motivasyon kaybınız olabilir.</p>
<p>Herhangi bir derse veya konuya karşı önyargılı olmayın. &#8220;Bu zor bir konu. Çalışsam da yapamam&#8221; demeyin.</p>
<p>Farklı kaynaklardan bol soru çözmelisiniz. Yanlış cevapladığınız soruları da mutlaka öğretmenlerinize sormalısınız.</p>
<p>Belirli aralıklarla ÖSS deneme <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>ları çözmelisiniz. Fakat &#8220;deneme kolik&#8221; olmamaya özen göstermelisiniz. Zira konu eksiğiniz çok olduğu halde sürekli deneme sınavı çözmeniz, size ciddi bir katkı sağlamayacaktır.</p>
<p>Mayıs ayının sonuna kadar konularınızı bitirmeyi hedeflemelisiniz. Unutmayın ki &#8220;her bitiremediğiniz konu&#8221;, ÖSS&#8217;de sizin için stres sebebi olacaktır. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/oss-net-artirmak-icin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bahar rehavetinden kurtulmak için</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/ogrenciler-bahar-rehavetinden-kurtulmak-icin/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/ogrenciler-bahar-rehavetinden-kurtulmak-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Rehberlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/ogrenciler-bahar-rehavetinden-kurtulmak-icin/</guid>
		<description><![CDATA[

Öğrenciler Bahar Rehavetinden Kurtulmak İçin Ne Yapmalı?
Baharın gelmesi ÖSS ve LGS (OKS) sınavına hazırlanan öğrencilerde ders çalışma isteksizliği oluşturur. Bahar aylarında havadaki negatif yüklü iyonların artması insan metabolizmasında değişiklikler meydana getirir. Havaların yavaş yavaş ısınmasıyla birçok öğrencide halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uyku isteği gibi ortak şikâyetler görülmeye başlar. ÖSS ve LGS (OKS) sınavına hazırlanan adaylarını bahar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://matematikciler.com.googlepages.com/hamak.jpg" alt="" width="450" height="400" /></p>
<p><span id="more-232"></span></p>
<p><strong>Öğrenciler Bahar Rehavetinden Kurtulmak İçin Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Baharın gelmesi ÖSS ve LGS (OKS) <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >sınav</a>ına hazırlanan öğrencilerde ders çalışma isteksizliği oluşturur. Bahar aylarında havadaki negatif yüklü iyonların artması insan metabolizmasında değişiklikler meydana getirir. Havaların yavaş yavaş ısınmasıyla birçok öğrencide halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uyku isteği gibi ortak şikâyetler görülmeye başlar. ÖSS ve LGS (OKS) sınavına hazırlanan adaylarını bahar rehavetine kapılma tehlikesi bekliyor. Sıcak hava ve güneşli günler öğrencinin kapalı mekânlardan uzaklaşma isteğini artıyor. Öğrenciler odalarına kapanıp ders çalışmak yerine açık havada dolaşmayı, arkadaşlarıyla birlikte olmayı tercih ediyorlar.  ÖSS ve LGS (OKS) sınavına hazırlanan 2,5 milyondan fazla öğrenciyi bahar ayları, <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>, gezme, eğlenme veya ders çalışma arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor.  Öğrencinin başarılı olması ise her şeye rağmen ders çalışmayı bırakmamasına bağlı. Öğrenciler çeşitli motivasyon yöntemleriyle kendilerini bu tehlikeden koruyabilirler. Kişi niçin sınava hazırlandığını ve neleri kazanmak istediğini bir kez daha gözden geçirmelidir. “Bir tarafta okul, üniversite, bölüm hayali diğer tarafta dışarıdaki havanın güzelliği” arasındaki seçim öğrencinin geleceğini belirleyecektir. Büyük başarılar ancak büyük fedakârlıklarla gerçekleşir. Bu günlerin oluşturduğu rehaveti yenemeyenler yarının gelmesinden endişe duyacaklardır.Sınavda başarılı olmanın yolu yarışı son ana kadar bırakmayarak yarıştan kopmaların artığı bir dönemde daha fazla çalışmaktan geçmektedir. Başarılı olmayı hedefleyen her öğrencinin isteklerinden, zevklerinden, uykusundan ve çeşitli sosyal aktivitelerinden fedakârlık yapması gerekir. Kendini kontrol etmeyi başaramayan insanların hayatı kontrol altına alıp başarı olmalarını beklemek yanlıştır. Hayat başarısı kişinin kendi gücünü amaçları doğrultusunda kullanmasına bağlıdır. Sınava girecek öğrenciler de kendisini ders çalışmaktan alıkoyan her şeye direnerek yani her şeye rağmen ders çalışarak başarılı olacağını unutmamalıdır. <strong>Bahar rehavetinden kurtulmak için şunları yapabilirsiniz:</strong>1)     Hedefinize yaklaştıysanız ondan uzaklaşmamak için konu tekrarları yapın ve bol bol <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >test</a> çözün.2)     Hedefinizle şu an bulunduğunuz durum arasında çok ciddi farklar varsa, kendinizi gözden geçirin. Bu farkı kapatabileceğinize inanıyorsanız, inancınızı gerçekleştirebileceğiniz yeni bir çalışma sistemi düzenleyin.3)     Bedenimiz bahar aylarında özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar. Bu nedenle meyve, sebze, patates, kayısı tüketimini artırın. 4)     Uyku düzeninize dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce stres oluşturan durumları aklınızdan çıkarın. 5)     Uzun süre ders çalışmanın vereceği rahatsızlıktan ve isteksizlikten kurtulmak için hareket edin, dinlenmek için ara sıra yürüyüş yapın.6)     Ders dinlerken veya çalışırken not tutun. Öğrendiğiniz kavramların arkasındaki anlamları kavramaya çalışın ve ne işe yarayacağını düşünün.7)     Bilgilerin anlamı ne kadar açıksa, zihinde kalma ve hatırlama olasılığı da o kadar yüksektir. Bu nedenle öğrendiklerinizi anlamlı hale getirmeye çalışın.8)      Özellikle, ilgi duyulan şeyler daha çok hatırlanır. Belleğimizin bilinçli bir zorlama olmadan, neyi alıp saklayacağını özel ilgimiz belirler. Birbirine bağlı, çağrışım yaptıran ve istisna olan şeyleri daha iyi hatırlarız.  O halde, bir şeyi yeniden hatırlamak istiyorsak, her şeyden önce onu doğru biçimde tanımlamamız gerekir.9)      Verimli bir çalışma için ulaşmak istediğiniz hedefin çekim gücünü kullanın. İyi bir öğrenmenin olabilmesi, mutlak amacın belirlenmesiyle mümkündür. Bu amaç, sizin itici gücünüz olacaktır.10)   Çalışma anında zaman zaman çalışmaya ara verip, telefon konuşması yapmak, televizyon açmak, dikkati dağıtıcı etki yapar. Verimli ders çalışmanın yolu, bu &#8220;molaları&#8221; uygun zaman aralıklarında gerçekleştirmektir. Bu gibi etkinlikleri, çalışma bitiminde yaparak kendinize bir ödül vermiş olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/ogrenciler-bahar-rehavetinden-kurtulmak-icin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Oran Orantı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/oran-oranti/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/oran-oranti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[bileşik orantı]]></category>

		<category><![CDATA[doğru orantı]]></category>

		<category><![CDATA[oran]]></category>

		<category><![CDATA[orantı]]></category>

		<category><![CDATA[orantı çeşitleri]]></category>

		<category><![CDATA[orantı formulleri]]></category>

		<category><![CDATA[ters orantı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1872</guid>
		<description><![CDATA[Oran ve Orantı - Orantı Çeşitleri
1 kg elma 2 YTL ise 3 kg elma kaç YTL eder ?
Al sana bir Orantı sorusu.
Günlük hayatta bol bol orantı kullanıyoruz fakat haberimiz yok.
Yukarıdaki gibi çokluklar karşılaştırılıyorsa, bazı bilgiler verilip eksik bilgiler isateniyorsa buna Orantı denir.
Bu orantının iki çeşidi vardır.
Bunlar: Doğru Orantı ve Ters Orantı dır.

Bunları inceleyelim.
* Doğru Orantı: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oran ve Orantı - Orantı Çeşitleri</p>
<p>1 kg elma 2 YTL ise 3 kg elma kaç YTL eder ?<br />
Al sana bir Orantı <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>su.<br />
Günlük hayatta bol bol orantı kullanıyoruz fakat <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>imiz yok.</p>
<p>Yukarıdaki gibi çokluklar karşılaştırılıyorsa, bazı bilgiler verilip eksik bilgiler isateniyorsa buna Orantı denir.<br />
Bu orantının iki çeşidi vardır.<br />
Bunlar: Doğru Orantı ve Ters Orantı dır.</p>
<p><span id="more-1872"></span></p>
<p>Bunları inceleyelim.</p>
<p>* Doğru Orantı: Çokluklardan ( sayılardan ) biri artarken diğer sayı da artıyorsa veya biri azalırken diğeri de azalıyorsa buna doğru orantı denir.</p>
<p>Peki yukarıdaki tanımda anlatılmak istenen nedir ?</p>
<p>Örnek: 5 litre benzin ile 225 km giden araç 12 litre benzin ile kaç km yol gider ?</p>
<p>Orantının çeşidi: Doğru Orantıdır çünkü; benzinin litresi 5 ten 12 yer çıkmış, artma var. Buna karşılık 225 olarak gidilen yolun da artması gerekir. Yani; benzina rtmış, gidilen yol da artacak.</p>
<p>İşte bu şekilde biri artarken diğeri de artarsa, veya ikisi de azalırsa bunlara doğru orantı diyeceğiz.</p>
<p>Peki sonucu nasıl bulacağız ?</p>
<p>yukarıda olduğu gibi aynı cinsler paya, diğer aynı cinsler de paydaya yazılır.</p>
<p>Litreler paya, alınan yollar da paydaya yazıldı.</p>
<p>Not: Doğru orantı dendiği zaman bölme işlemi aklımıza gelmeli.</p>
<p>* Ters Orantı: İsminden de anlaşılacağı üzere ters bir durum söz konusu.</p>
<p>Çokluklardan biri artarken diğeri terslik yapıp azalıyorsa, veya biri azalırken diğeri artıyorsa buna TERS orantı denir.</p>
<p>Bir örnekle inceleyelim</p>
<p>Örnek: Bir tarlayı 3 traktör 15 saatte sürüyorsa 5 traktör kaç saatte sürer ?</p>
<p>Orantının çeşidi: Ters orantıdır, peki neden ?</p>
<p>3 traktör 15 saatte sürüyor, traktör sayısı 5 olduğunda traktör sayısında bir artış var. Bakalım saat de artacak mı ?</p>
<p>Bir düşünelim… Traktör sayısı artınca işimiz daha çabuk bitecektir ve zaman kısalacaktır.</p>
<p>Kısacası: Traktör sayısı arttı fakat zaman azalacak.</p>
<p>Bu tür orantılara TERS orantı diyeceğiz.</p>
<p>Peki ters orantı nasıl çözülür bir bakalım.</p>
<p>3.15=5.x</p>
<p>45=5.x</p>
<p>9=x</p>
<p>x=9 olarak bulundu.</p>
<p>Yani; 5 traktör tarlayı 9 saatte sürer. Mantıklısı da odur zaten.</p>
<p>Eğer doğru orantı gibi çözseydik;</p>
<p>3/15=5/x</p>
<p>içler dışlar yaparsak;</p>
<p>3x=75</p>
<p>x=25 oalrak bulunur.</p>
<p>Yani traktörler artınca tarla daha da geç sürülüyor…</p>
<p>Bu mantıklı mı sizce?</p>
<p>Sizce de mantıksızsa buna dopru orantıdır diyemeyiz.</p>
<p>Not: Ters orantı dendiği zaman <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ma işlemi aklımıza gelmeli.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/oran-oranti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çemberde merkez ve çevre açı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/cemberde-merkez-ve-cevre-aci/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/cemberde-merkez-ve-cevre-aci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[çap]]></category>

		<category><![CDATA[çember]]></category>

		<category><![CDATA[çevre açı]]></category>

		<category><![CDATA[daire]]></category>

		<category><![CDATA[kesen]]></category>

		<category><![CDATA[kiriş]]></category>

		<category><![CDATA[merkez açı]]></category>

		<category><![CDATA[teğet]]></category>

		<category><![CDATA[yarıçap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1871</guid>
		<description><![CDATA[Çemberde Açılar ve Yaylar
Önceki konularımızda açılar konusunu doğrular üzerinde işlemiştik.
Buradan açılarla ilgili bazı temel bilgilerimiz var.
Peki açıları gösterirken bir yarım daireye benzer çizgiler atarız iki açı kolunun arasına, hatırlarmısınız ?

işte bu yarım daire şeklindeki çizgiye “yay” denir.
Yay: Çemberin üzerindeki iki nokta arasında alınan bir parçadır.
Aşağıda yay ile ilgili bir çizim yer alıyor.
Yukarıda A ile B [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çemberde Açılar ve Yaylar</p>
<p>Önceki konularımızda açılar konusunu doğrular üzerinde işlemiştik.</p>
<p>Buradan açılarla ilgili bazı temel bilgilerimiz var.</p>
<p>Peki açıları gösterirken bir yarım daireye benzer çizgiler atarız iki açı kolunun arasına, hatırlarmısınız ?</p>
<p><span id="more-1871"></span></p>
<p>işte bu yarım daire şeklindeki çizgiye “yay” denir.</p>
<p>Yay: Çemberin üzerindeki iki nokta arasında alınan bir parçadır.</p>
<p>Aşağıda yay ile ilgili bir çizim yer alıyor.</p>
<p>Yukarıda A ile B arasında kalan parça bir yaydır ve üstteki sembol ile gösterilir.</p>
<p>Minör yay ( minik yay ): A ile B arasında bir üstteki küçük yay var, bir de alttaki büyük yay var. Üssteki küçük yaya minör adı verilir.</p>
<p>Majör yay: A ile B arasındaki büyük yaya majör yay denir.<br />
Çemberde Açılar:</p>
<p>Merkez Açı: Aşağıdaki şekillerde de görüldüğü gibi köşesi merkezde olan açıya merkez açı denir. Merkez açının ölçüsü karşısındaki yay ile aynıdır.</p>
<p>Çevre Açı: Köşesi çemberin üzerinde olan açıya çevre açı denir. Çevre açının ölçüsü karşısındaki yayın ölçüsünün yarısıdır.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img26.imageshack.us/img26/3998/cemberdeacilarveaylar.jpg" alt="" width="587" height="316" /></p>
<p>Örnek: Şekil 3 te de görüldüğü gibi, 50 derecelik yayı gören çevre açının ölçüsü, merkez açının ölçüsünün yarısıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/cemberde-merkez-ve-cevre-aci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çemberin elemanları - çap yay kiriş teğet</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/cemberin-elemanlari-cap-yay-kiris-teget/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/cemberin-elemanlari-cap-yay-kiris-teget/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:22:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[çap]]></category>

		<category><![CDATA[çemberin elemanları]]></category>

		<category><![CDATA[kiriş]]></category>

		<category><![CDATA[teğet]]></category>

		<category><![CDATA[yarı çap]]></category>

		<category><![CDATA[yay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1870</guid>
		<description><![CDATA[Çemberin elemanları ve özellikleri
Çemberin elemanlarının ne olduğunu vermeden önce çember ve dairenin tanımını vermekte fayda var.
Çember: İçi boş olan yuvarlak şekildir. Yuvarlak şekil derken bu basit bir tabir olabilir.
Daha detaylı bir tanım için şöyle diyebiliriz: Bir nokta düşünelim ( bu nokta çemberin merkezi olsun ).

Çemberin üzerinde milyonlarca nokta vardır.Bu noktaların merkeze olan uzaklıkları eşittir.
İşte merkeze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çemberin elemanları ve özellikleri</p>
<p>Çemberin elemanlarının ne olduğunu vermeden önce çember ve dairenin tanımını vermekte fayda var.</p>
<p>Çember: İçi boş olan yuvarlak şekildir. Yuvarlak şekil derken bu basit bir tabir olabilir.</p>
<p>Daha detaylı bir tanım için şöyle diyebiliriz: Bir nokta düşünelim ( bu nokta çemberin merkezi olsun ).</p>
<p><span id="more-1870"></span></p>
<p>Çemberin üzerinde milyonlarca nokta vardır.Bu noktaların merkeze olan uzaklıkları eşittir.</p>
<p>İşte merkeze uzaklıkları eşit olan noktaların biaraya gelmesiyle çember oluşur.</p>
<p>NOT: Çemberin içi doluysa buna daire denir.</p>
<p>Örnek:</p>
<p>Yüzük, araba lastiği, bunlar çembere örnektir.</p>
<p>Metal para, kola kapağı .. bunlar da daireye örnektir.</p>
<p>Peki anladım; dairenin ortasında bir nokta oluyor buna merkez denir. Fakat çemberin ortası boş, çemberin ortasında nasıl nokta oluyor ?</p>
<p>diye sorarsanız şöyle bir cevap verelim.</p>
<p>Çemberin ortasında hayali bir nokta vardır.Bu hayali nokta çemberin merkezini gösterir.<br />
Çemberin elemanları:</p>
<p>Çemberin elemanları derken; çember konusunu işlerken kullanacağımız tanımları anlamalıyız.</p>
<p>Hadi başlayalım.</p>
<p>1) Kesen: Birinci tanımımız kesen, kesen çemberin üzerinden geçen bir doğrudur.</p>
<p>Çemberin içi boş olduğu için, kesen çembere iki noktadan dokunur. Yani; kesişimelri 2 noktadır.</p>
<p>2) Teğet: Teğet; çemberin dışından çembere dokunarak geçen bir doğrudur. Çembere o akdar hassas dokunur ki milyonlarca noktadan sadece bir tanesine değer. Yani; Çember ile teğetin kesişimi tek bir noktadır.</p>
<p>3) Kiriş: Bu tanımlardan en çok kullanacak olduğumuz kiriştir. Kiriş ileride göreceğimiz çemberdeki açılar konusunda da karşımıza çıkacak.</p>
<p>Kiriş; kesene benzer fakat biraz farklıdır. Kirişin uçları çemberin dışına çıkmaz. Uçları çemberin üzerindedir.</p>
<p>Kiriş: uçları çemberin üzerinde olan doğru parçalarıdır.</p>
<p>Aşağıda bu tanımların şekille gösterimini göreceksiniz.</p>
<p>ÖZEL olarak: Aşağıda bir de 4. şekil göreceksiniz.</p>
<p>Bu şekilde kirişlerle ilgili özel bir bilgi veriyoruz.</p>
<p>Gördüğünüz gibi merkezden geçen bir kiriş var, bu kirişe ÇAP denir.</p>
<p>Bunun haricinde; kirişler kutuplara doğru, yani uçlara doğru gittikçe kısalmakta, merkezde en uzun halini almakta.</p>
<p>Kısacası: Merkeze yakın olan kiriş uzun,merkeze uzak olan kiriş daha kısadır.</p>
<p>ÇEMBERİN BÖLGELERi</p>
<p>Daha önceki sene açıların bölgelerini görmüştük.</p>
<p>Çemberin bölgeleri de aynıdır.</p>
<p>Çemberin iç kısmında kalan bölge çemberin iç bölgesi,</p>
<p>Çemberin dışında kalan bölge çemberin dış bölgesi</p>
<p>ve</p>
<p>Çemberin üzerindeki bölgeler, çemberin üzeri veya çemberin kendisidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/cemberin-elemanlari-cap-yay-kiris-teget/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cebirsel ifadeler - toplama çıkarma</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/cebirsel-ifadeler-toplama-cikarma/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/cebirsel-ifadeler-toplama-cikarma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:19:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[8. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[cebirsel ifadeler]]></category>

		<category><![CDATA[cebirsel ifadelerde çarpma]]></category>

		<category><![CDATA[cebirsel ifadelerde toplama]]></category>

		<category><![CDATA[harfli ifadeler]]></category>

		<category><![CDATA[terim sayısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1869</guid>
		<description><![CDATA[Cebirsel İfadelerde Toplama ve Çıkarma işlemi
Bu konumuzda; Cebirsel ifadelerdeki toplama ve çıkarma işleminden bahsedeceğiz.
Cebirsel ifadelerdeki işlemleri yapmadan önce bazı bilgilere ihtiyacımız var. İsterseniz önce bunların tanımlarını bir verelim.

* Değişken: Bir cebirsel ifadedeki bilinmeyenlere değişken denir. Bu değişkenler x,y,z,a,b,m,n,… şeklinde olabilirler.
* Terim: Bir cebirsel ifadede + veya - işaretleriyle ayrılmış olan parçalara terim denir.
örneğin; 2xy-5x ifadesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cebirsel İfadelerde Toplama ve Çıkarma işlemi</p>
<p>Bu konumuzda; Cebirsel ifadelerdeki toplama ve çıkarma işleminden bahsedeceğiz.</p>
<p>Cebirsel ifadelerdeki işlemleri yapmadan önce bazı bilgilere ihtiyacımız var. İsterseniz önce bunların tanımlarını bir verelim.</p>
<p><span id="more-1869"></span></p>
<p>* Değişken: Bir cebirsel ifadedeki bilinmeyenlere değişken denir. Bu değişkenler x,y,z,a,b,m,n,… şeklinde olabilirler.<br />
* Terim: Bir cebirsel ifadede + veya - işaretleriyle ayrılmış olan parçalara terim denir.</p>
<p>örneğin; 2xy-5x ifadesi 2 terimden oluşur.Fakat -9xyzka ifadesi tek terimlidir.</p>
<p>* Katsayı: Bir terimin önünde bulunan sayılardır. 2xy ifadesinin katsayısı 2 dir. -5x in katsayısı -5 tir.</p>
<p>2xyz-4x-5 ifadesinde 3 tane katsayı vardır. bunlar 2 ve -4 ve -5 tir. DİKKAT! -5 in önünde bilinmeyen olmasa da katsayısı vardır.</p>
<p>* Benzer terim: Bir cebirsel ifadenin birçok terimi olsun. Eğer terimleri birbirinin aynısı ise bunlara benzer terim denir. Dikkat! Terimler katsayıları haricinde tamamen birbirine benzemeli.<br />
* Denklem: içinde eşittir işareti olan ifadelerdir.</p>
<p>Örneğin; 2x-5 = 7 gibi…</p>
<p>Şimdi konumuzu anlatmaya başlayalım…<br />
Cebirsel ifadelerde Toplama ve Çıkarma işlemi:</p>
<p>Toplama ve çıkarma işlemini beraber veriyoruz. Çünkü mantığı aynı.</p>
<p>Örnekle başlayalım: 2 elma + 3 elma = 5 elma</p>
<p>peki…</p>
<p>2 elma +3 armut = ?</p>
<p>5 elma mı eder, yoksa 5 armut mu?</p>
<p>Toplama ve çıkarma işleminde birimleri aynı olmayan şeyleri toplayamaz ve çıkartamayız. Cebrisel ifadelerde de toplama veya çıkarma işlemi yaparken terimlerin aynı olmasına dikkat edeceğiz.</p>
<p>Örnek: 2x-4x =-2x gördüğümüz gibi elma ile elmanın toplanmasına benziyor. Terimler aynı, ikisi de x ten oluşuyor. O halde toplama veya çıkarma işlemi yapabilirim.</p>
<p>peki işlemi nasıl yaptım ?</p>
<p>bir parantez açıyorum ve parantezin arkasına aynı olan terimi yazıyorum. İçine de gördüğüm sayıları yazıyorum.Sonra parantez içindeki işlemi yapıyorum.Çok basit. Bakın !</p>
<p>(2-4)x=-2x ( aynı rasyonel sayılarda toplama ve çıkarma işleminde paydaların sabit kalması gibi, burada da terimler aynı kalıyor.</p>
<p>Başka bir örnek: -3ab-4b = ?</p>
<p>bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>da toplama ve çıkarma işlemi yapılamaz çünkü terimler aynı değil. Terimin biri ab den, diğeri ise sadece b den oluşuyor.</p>
<p>Soru: Peki birçok terim varsa ne yapmalıyız.</p>
<p>Cevap: Birçok terim olabilir, var ise sadece birbirine benzeyen terimler ile toplama çıkarma işlemi yapılabilir. Benzer terim kalmadığında ise işlem o şekilde bırakılır. sonuç yazılır.</p>
<p>Örnek: +4a-5ab-3a-4b+2ab</p>
<p>=(+4-3)a+(-5+2)ab-4b</p>
<p>= +1a-3ab-4b</p>
<p>Yukarıda görüldüğü gibi benzeyenlerle toplama çıkarma yapıldı.Benzemeyenler olduğu gibi kaldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/cebirsel-ifadeler-toplama-cikarma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Denklemler ve denklem çözme</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/denklemler-ve-denklem-cozme/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/denklemler-ve-denklem-cozme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[denklem çözme]]></category>

		<category><![CDATA[denklem kurma]]></category>

		<category><![CDATA[denklem problemleri]]></category>

		<category><![CDATA[denklemler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1868</guid>
		<description><![CDATA[Bir bilinmeyenli denklemler
Ön Bilgi:
6. sınıfta şimdi işleyeceğimiz konunun benzerlerini görmüştük.
Bu neydi?
Örneğin; 2x-4=12 ise x kaça eşittir ?

Bu sene göreceğimiz ise pek farklı değil.
Eskiden = işaretinin tek bir tarafında bilinmeyen varken. Şimdi iki tarafında da bilinmeyecen olacak.
Nasıl mı ?
işte böyle:
5x-4=3x+6 ( bilinenleri bir tarafa, bilinmeyenleri diğer tarafa atalım. Tabi kuralına uygun şekilde )
5x-3x=6+4 ( -4 sağ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bilinmeyenli denklemler</p>
<p>Ön Bilgi:<br />
6. sınıfta şimdi işleyeceğimiz konunun benzerlerini görmüştük.<br />
Bu neydi?</p>
<p>Örneğin; 2x-4=12 ise x kaça eşittir ?</p>
<p><span id="more-1868"></span></p>
<p>Bu sene göreceğimiz ise pek farklı değil.</p>
<p>Eskiden = işaretinin tek bir tarafında bilinmeyen varken. Şimdi iki tarafında da bilinmeyecen olacak.<br />
Nasıl mı ?<br />
işte böyle:</p>
<p>5x-4=3x+6 ( bilinenleri bir tarafa, bilinmeyenleri diğer tarafa atalım. Tabi kuralına uygun şekilde )</p>
<p>5x-3x=6+4 ( -4 sağ tarafa +4 olarak gitti, 3x de sol tarafa -3x olarak gitti )<br />
2x=10 ( işlemler yapıldı )<br />
x=5</p>
<p>Başka bir örneğe bakalım:</p>
<p>3x-9=-7+4x<br />
3x-4x=-7+9 ( bilinmeyenleri sola, bilinenleri sağa topladık )<br />
-x=+2 ( sol tarafta -1x kaldı, 1 i yazmaya gerek olmadığı için -x yazdık. sağda ise +2 var )<br />
Biz x i bulmalıyız, şu an -x i bulduk.<br />
Böyle bir durumda ne yapmalıyız? Eşittir işaretinin her iki yanını da - ile <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>malıyız.<br />
-x=+2 ( her iki tarafı - ile çarpalım )<br />
+x=-2 oalrak sonuç bulunur.<br />
Cevap -2 dir.</p>
<p>DİKKAT!</p>
<p>Bu tür <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lar 6. sınıftakiyle hemen hemen aynıdır.</p>
<p>Tek fark eşitliğin her iki yanında da bilinmeyen terim olmasıdır.</p>
<p>Amacımız bu bilinmeyen terimleri bir tarafa toplayarak sonuca gitmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/denklemler-ve-denklem-cozme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>iç ters dış ters ve ters açılar</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/ic-ters-dis-ters-ve-ters-acilar/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/ic-ters-dis-ters-ve-ters-acilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 12:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[dış açı]]></category>

		<category><![CDATA[dışters açı]]></category>

		<category><![CDATA[iç açı]]></category>

		<category><![CDATA[içters açı]]></category>

		<category><![CDATA[ters açı]]></category>

		<category><![CDATA[üç doğru]]></category>

		<category><![CDATA[yöndeş açılar]]></category>

		<category><![CDATA[z kuralı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1867</guid>
		<description><![CDATA[Üç doğru bir düzlem üzerinde birçok şekilde durabilir fakat bunların genel açıklaması şu şekildedir.

* Üç doğru da birbirini kesebilir.
* Hepsi bir noktada kesişebilir.
* ikisi birbirine paralel, üçüncüsü de onları kesebilir.

biz, üçüncüsü ile ilgileneceğiz.
Bu konuyu ileride göreceğimiz açı konusunu iyi anlamak için öğreniyoruz.
Geometride açılar konusu çok eğlencelidir.Paralellik ise bu eğlencenin direğidir.
Birçok açı sorusunda sonuca gitmek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç doğru bir düzlem üzerinde birçok şekilde durabilir fakat bunların genel açıklaması şu şekildedir.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://img26.imageshack.us/img26/4879/duzlemdedogrular.jpg" alt="" width="277" height="272" /></p>
<p>* Üç doğru da birbirini kesebilir.<br />
* Hepsi bir noktada kesişebilir.<br />
* ikisi birbirine paralel, üçüncüsü de onları kesebilir.</p>
<p><span id="more-1867"></span></p>
<p>biz, üçüncüsü ile ilgileneceğiz.</p>
<p>Bu konuyu ileride göreceğimiz açı konusunu iyi anlamak için öğreniyoruz.</p>
<p>Geometride açılar konusu çok eğlencelidir.Paralellik ise bu eğlencenin direğidir.</p>
<p>Birçok açı <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>sunda sonuca gitmek için paralellikten faydalanırız.</p>
<p>Üç doğrunun oluşturduğu açılar:</p>
<p>Yukarıda 2 paralel doğru ve onları kesen üçüncü bir doğrudan bahsetmiştik.</p>
<p>Bunu yukarıya çizdik.</p>
<p>Bu durumlarda bazı açı çeşitlerinden bahsetmekte fayda var.</p>
<p>* Yöndeş açılar</p>
<p>Aynı yöne bakan açılara yöndeş açılar denir.Yöndeş açıların bir kolu ortak diğer kolu ise paraleldir.</p>
<p>Yukarıda yöndeş açılara örnek:</p>
<p>a-e</p>
<p>b-f</p>
<p>c-g</p>
<p>d-h dir.Çünkü birer kolalrı paralel,bir kolları ortak ve aynı yöne bakmaktalar.Yöndeş açılar birbirine eşittir.</p>
<p>* Ters Açılar</p>
<p>Aynı 2 koldan oluşan fakat ters töne bakan açılardır.</p>
<p>Yukarıdakilere bakarsak.</p>
<p>a-c</p>
<p>b-d</p>
<p>e-g</p>
<p>f-h açıları ters açılardır</p>
<p>* iç ters açılar</p>
<p>Paralel kolların arasında kalan, komşu olmayan ve ters yöne bakan açılardır.</p>
<p>Yukarıdakilere örnek verecek olursak;</p>
<p>d-f</p>
<p>c-e açıları örnek gösterilebilir.</p>
<p>* Dış ters açılar</p>
<p>Paralel kolların dışında kalan, komşu olmayan ve ters yöne bakan açılardır.</p>
<p>Örneklerimizi verelim.</p>
<p>a-g</p>
<p>b-h</p>
<p>bu anlattıklarımız sadece temel açı bilgileridir.</p>
<p>Daha akrmaşık açıları çözmek için bolca pratik gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/ic-ters-dis-ters-ve-ters-acilar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tümler ve bütünler açı çeşitleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/tumler-ve-butunler-ve-aci-cesitleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/tumler-ve-butunler-ve-aci-cesitleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[açı çeşitleri]]></category>

		<category><![CDATA[açılar]]></category>

		<category><![CDATA[bütünler]]></category>

		<category><![CDATA[dar açı]]></category>

		<category><![CDATA[dik açı]]></category>

		<category><![CDATA[doğru açı]]></category>

		<category><![CDATA[geniş açı]]></category>

		<category><![CDATA[tam açı]]></category>

		<category><![CDATA[tümler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1865</guid>
		<description><![CDATA[Tümü, bütünü, tersi
Öndeki konumuzda açının ne demek olduğunu anlattık.
Şimdi ise açılarla ilgili bazı basit hesaplamaları göstereceğiz.
* Tümler açılar: iki açı düşünelim, toplamları 90 derece etsin.
örneğin; 40 ve 50
37 ve 53
19 ve 71 gibi…
örnekleri çoğaltabiliriz.

Bu şekilde ölçüleri toplamı 90 derece olan açılara tümler açılar denir.
Bu iki açının toplamı hem 90 derece hem de birbirine komşu ise; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tümü, bütünü, tersi<br />
Öndeki konumuzda açının ne demek olduğunu anlattık.<br />
Şimdi ise açılarla ilgili bazı basit hesaplamaları göstereceğiz.<br />
* Tümler açılar: iki açı düşünelim, toplamları 90 derece etsin.<br />
örneğin; 40 ve 50<br />
37 ve 53<br />
19 ve 71 gibi…<br />
örnekleri çoğaltabiliriz.</p>
<p><span id="more-1865"></span></p>
<p>Bu şekilde ölçüleri toplamı 90 derece olan açılara tümler açılar denir.</p>
<p>Bu iki açının toplamı hem 90 derece hem de birbirine komşu ise; “komşu tümler açılar” denir</p>
<p>* Bütünler açılar: İki açı düşünelim, toplamları 180 derece olsun.</p>
<p>örneğin; 45 ve 135</p>
<p>100 ve 80</p>
<p>150 ve 30 gibi…</p>
<p>Bu şekilde ölçüleri toplamı 180 derece olan açılara bütünler açılar denir.</p>
<p>Bu iki açının toplamı 180 derece ve aynı zamanda komşu iseler bu açılara “komşu bütünler açılar” denir.</p>
<p>Peki komşu açılar nedir? Komşu açılar; köşesi ve bir kenarı ortak olan açılardır.</p>
<p>Bunun yan yana olan iki odamız gibi düşünebiliriz.Bir duvarları ortaktır.</p>
<p>Ters açılar: Çarpı işaretini düşünelim; Çarpı işaretinin üst ve alt tarafındaki açıların büyüklüğü birbirine eşittir ve ters açılardır.</p>
<p>Aynı şekilde; <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ı işaretinin sağ ve sol tarafındaki açılar birbirine eşittir ve ters açılardır.<br />
X</p>
<p>kısacası: 2 tane doğrudan oluşan ve ters yöne bakan açılara ters açılar denir. Ölçüleri de birbirine eşittir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/tumler-ve-butunler-ve-aci-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Açıdan Çokgenlere Düzgün Çokgenler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/acidan-cokgenlere-duzgun-cokgenler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/acidan-cokgenlere-duzgun-cokgenler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:43:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[açılar]]></category>

		<category><![CDATA[çokgen]]></category>

		<category><![CDATA[çokgenler]]></category>

		<category><![CDATA[dar açı]]></category>

		<category><![CDATA[dış açı]]></category>

		<category><![CDATA[düzgün çokgenler]]></category>

		<category><![CDATA[geniş açı]]></category>

		<category><![CDATA[iç açılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1864</guid>
		<description><![CDATA[Çokgen: Çok kenarlı demektir.
GEN: Kenar anlamına gelir.
Yani; çok kenarlı olan şekillere çokgenler denir. Çokgenin kapalı bir şekil olması gerekmekte.
Not: Çokgenlerde kenar sayısı,köşe sayısı ve açı sayısı birbirine eşittir.
Örneğin; bir üçgenin 3 kenarı, 3 köşesi ve 3 açısı vardır.

Binlerce üçgen çizebiliriz, binlerce dörtgen de, beşgen de çizebiliriz.
Şimdi bazı özel çokgenlere geçelim;
Düzgün Çokgenler:
Adından da anlaşılacağı gibi düzgün, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çokgen: Çok kenarlı demektir.</p>
<p>GEN: Kenar anlamına gelir.</p>
<p>Yani; çok kenarlı olan şekillere çokgenler denir. Çokgenin kapalı bir şekil olması gerekmekte.</p>
<p>Not: Çokgenlerde kenar sayısı,köşe sayısı ve açı sayısı birbirine eşittir.</p>
<p>Örneğin; bir üçgenin 3 kenarı, 3 köşesi ve 3 açısı vardır.<br />
<span id="more-1864"></span></p>
<p>Binlerce üçgen çizebiliriz, binlerce dörtgen de, beşgen de çizebiliriz.</p>
<p>Şimdi bazı özel çokgenlere geçelim;<br />
Düzgün Çokgenler:</p>
<p>Adından da anlaşılacağı gibi düzgün, mükemmel olan çokgenlere düzgün çokgenler denir.</p>
<p>Düzgün çokgen; kaçgen olursa olsun ortak özellikleri şunlardır: kenarları ve açıları birbirine eşit olacak !</p>
<p>Başka şart istemiyoruz. Bu şart bizim için yeterli.</p>
<p>En güzel örnek Karedir.</p>
<p>Karenin her kenarı birbirine eşittir ve her açısı da birbirine eşittir. İkisi de bize gerekli… Bu yüzden kare bir düzgün çokgendir.</p>
<p>Fakat dikdörtgen düzgün çokgen değildir !</p>
<p>Tabi neden ama onun da 90 derecelik açıları var dieceksiniz fakat bu yetmez. Kenarlarının da eşit olması gerekir. Dikdörtgenlerins adece karşılıklı kenarları birbirine eşittir. 4 kenarı da birbirine eşit olmadığı için düzgün çokgen değildir.</p>
<p>Diğer düzgün çokgenler:</p>
<p>üç kenarlılar için: eşkenar üçgen</p>
<p>dört kenarlılar için: kare</p>
<p>beş kenarlılar için düzgün beşgen</p>
<p>altı kenarlılar için düzgün altıgen…</p>
<p>diğerleri için de bu şekilde devam eder.</p>
<p>Sadece üç kenarlı ve dört kenarlının özel ismi vardır.</p>
<p>diğerlerinde ise kenar sayısının ününe “düzgün” kelimesini getirmek yeterlidir.</p>
<p>Dikkatli okumanız gereken bir nokta: Tekrar etmekte fayda var. Birçok altıgen çizebilirsiniz, fakat hepsinin uzunlukları birbirine eşit olmaz. Onlar da altıgendir fakat düzgün altıgen denmez, sadece altıgen denir.</p>
<p>Eğer kenarları ve açıları birbirine eşitse buna düzgün altıgen diyebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/acidan-cokgenlere-duzgun-cokgenler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eşlik ve Benzerlik</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/eslik-ve-benzerlik/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/eslik-ve-benzerlik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:40:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[benzer terimler]]></category>

		<category><![CDATA[benzerlik]]></category>

		<category><![CDATA[eşlik]]></category>

		<category><![CDATA[eşlik ve benzerlik]]></category>

		<category><![CDATA[geometri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1863</guid>
		<description><![CDATA[Eşlik ve Benzerlik
Bu konumuz geometri ile ilgili.
Eşlik ve Benzerlik.
Eşlik: Eşlik eşit olan anlamına gelir. İki geometrik cisim düşünün.
Bu cisimler tamamen birbirinin aynısı ise bunlara eş şekiller denir.

İki kare düşünelim ikisinin de her kenarının uzunlukları aynı ise ve görünümleri birbirinin kopyası gibiyse bu şekillere eş şekiller denir.
İki kare daha düşünelim. Birinin kenarları 4 cm, diğerinin kenarları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşlik ve Benzerlik<br />
Bu konumuz geometri ile ilgili.<br />
Eşlik ve Benzerlik.<br />
Eşlik: Eşlik eşit olan anlamına gelir. İki geometrik cisim düşünün.<br />
Bu cisimler tamamen birbirinin aynısı ise bunlara eş şekiller denir.</p>
<p><span id="more-1863"></span></p>
<p>İki kare düşünelim ikisinin de her kenarının uzunlukları aynı ise ve görünümleri birbirinin kopyası gibiyse bu şekillere eş şekiller denir.</p>
<p>İki kare daha düşünelim. Birinin kenarları 4 cm, diğerinin kenarları 8 cm ise bunlar eş değildir. Fakat benzerdir.<br />
Benzerlik: En son kısımda benzerlikten bahsettik. Hemen kafanızda<br />
şöyle bir <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a> işareti oluştu. Acaba eş olmayan şekillere benzer şekiller mi diyoruz ?</p>
<p>Cevap: Kocaman bir HAYIR !</p>
<p>Öğrencilerimiz Eşliği çok iyi anlar fakat Benzerlik konusunda kafaları karışır.</p>
<p>Benzerlik: iki şekil düşünün, bu şekiller birbirine çok benzemeli fakat birbirinin belli bir oranda büyütülmüş hali olmalı. Hani resimleri büyütürüz ya ? Resim büyütülünce sadece boyumuz mu uzar ? Bedenimizin genişliği de artmaz mı?</p>
<p>İşte benzerlik budur. Şeklin her yöne doğru belli bir oranda artmasıdır.</p>
<p>Elinize kağıt alın ve iki tane dikdörtgen çizin.<br />
Birinin kısa kenarı 3, uzun kenarı 4 olsun.<br />
Diğerinin kısa kenarı 9 uzun kenarı 12 olsun.<br />
Bu dikdörtgen benzerdir.<br />
Çünkü kısa kenarı da 3 karına çıkmış, ( 3.3 =9 )<br />
Uzun kenarı da 3 katına çıkmış. ( 3.4 =12 )<br />
Her ikisi de aynı kat büyüdüğü için şekiller benzerdir.<br />
Şimdi bir dikdörtgen daha çizelim.</p>
<p>irinin kısa kenarı 3, uzun kenarı 4 olsun.<br />
Diğerinin kısa kenarı 9 uzun kenarı 16 olsun.<br />
Bu dikdörtgenler benzer değildir.<br />
Çünkü kısa kenarı da 3 karına çıkmış, ( 3.3 =9 )<br />
Uzun kenarı da 3 katına çıkmış. ( 4.4 =16)<br />
NOT: İki eş şekil aynı zamanda Benzerdir. akat her benzer şekil eş değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/eslik-ve-benzerlik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Örüntü ve Süslemeler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/oruntu-ve-suslemeler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/oruntu-ve-suslemeler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:38:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[örüntü ve süsleme]]></category>

		<category><![CDATA[örüntüler]]></category>

		<category><![CDATA[süslemeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1862</guid>
		<description><![CDATA[örüntü ve süslemeler  Örüntü nedir ?  süsleme nedir ?
Tabiki konuyu anlamak için önce bunların anlamlarını bilmemizde yarar var.
Değilse konu bize ürkütücü gelebilir.
Örüntü: Evlere örülen tuğla gibi birşey diyebiliriz..
Düzgün çokgenlerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan şekillere örüntü denir..
Bunları halıların veya kilimlerin üzerinde, kazaklarınızın üzerinde görebilirsiniz.
Süsleme: yukarıda bahsettiğimiz örüntülerin yan yana gelmesiyle oluşturulan güzel şekillere süsleme denir.
Satranç tahtası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>örüntü ve süslemeler  Örüntü nedir ?  süsleme nedir ?<br />
Tabiki konuyu anlamak için önce bunların anlamlarını bilmemizde yarar var.<br />
Değilse konu bize ürkütücü gelebilir.<br />
Örüntü: Evlere örülen tuğla gibi birşey diyebiliriz..<br />
Düzgün çokgenlerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan şekillere örüntü denir..<br />
Bunları halıların veya kilimlerin üzerinde, kazaklarınızın üzerinde görebilirsiniz.<br />
Süsleme: yukarıda bahsettiğimiz örüntülerin yan yana gelmesiyle oluşturulan güzel şekillere süsleme denir.<br />
Satranç tahtası basit bir süsleme sanatı örneğidir.<br />
Tahtalar sırasıyla farklı renklere boyanmıştır.Tabiki şekillerin düzgün çokgenlerden oluşturulduğu unutulmamalıdır. Şekil, düzgün çokgenlerden biri olan kareden oluşmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/oruntu-ve-suslemeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çokgenlerde öteleme</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/cokgenlerde-oteleme/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/cokgenlerde-oteleme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[çokgenler]]></category>

		<category><![CDATA[dikdörtgen]]></category>

		<category><![CDATA[dönme]]></category>

		<category><![CDATA[kare]]></category>

		<category><![CDATA[öteleme]]></category>

		<category><![CDATA[yansıma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1861</guid>
		<description><![CDATA[Konu: Çokgenler ve öteleme
Üçgenleri Sınıflandırma,Kare ve Dikdörtgen
Çokgenin ne demek olduğunu daha önceki dersimizde gördük.Bu dersimizde üçgenleri, kareyi ve dikdörtgeni işleyeceğiz.
* Üçgen Çeşitleri ni iki şekilde sınıflandırabiliriz.

1) Kenarlarına göre üçgenler: Üçgenin kenarlarına baktığımızda ya üç kenar birbirine eşittir, ya iki kenar birbirine eşittir, ya da üç kenar birbirinden farklıdır.Bu nedenle aşağıdaki gibi isimlenidiririz.
- Eşkenar üçgen ( [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konu: Çokgenler ve öteleme</p>
<p>Üçgenleri Sınıflandırma,Kare ve Dikdörtgen</p>
<p>Çokgenin ne demek olduğunu daha önceki dersimizde gördük.Bu dersimizde üçgenleri, kareyi ve dikdörtgeni işleyeceğiz.</p>
<p>* Üçgen Çeşitleri ni iki şekilde sınıflandırabiliriz.</p>
<p><span id="more-1861"></span></p>
<p>1) Kenarlarına göre üçgenler: Üçgenin kenarlarına baktığımızda ya üç kenar birbirine eşittir, ya iki kenar birbirine eşittir, ya da üç kenar birbirinden farklıdır.Bu nedenle aşağıdaki gibi isimlenidiririz.</p>
<p>- Eşkenar üçgen ( her kenarı eşit olan )</p>
<p>- İkizkenar üçgen ( ik ikenarı da eşit olan )</p>
<p>- Çeşitkenar üçgen ( üç kenarı da farklı olan )</p>
<p>1) Açılarına göre üçgenler: Üçgenin açılarına baktığımızda ya dik açılıdır, ya dar açılıdır, ya da geniş açılıdır.Buna göre aşağıdak igibi isimlendirebiliriz.</p>
<p>- Dik açılı üçgenler ( bir açısı dik olan üçgendir )</p>
<p>- Dar açılı üçgenler ( her açısı dar olan üçgendir )</p>
<p>- Geniş açılı üçgenler ( bir açısı geniş olan üçgendir )</p>
<p>* Şimdi kare ve dikdörtgene bir gözatalım.</p>
<p>Ama öncesinde bir kelimenin anlamını bilmemizde fayda var.</p>
<p>Köşegen: Karenin ve dikdörtgenin köşesini karşı köşeye birleştiren doğru parçasıdır.</p>
<p>Şimdi kare ve dikdörtgenin özelliklerini inceleyebiliriz.</p>
<p>Karenin özellikleri:</p>
<p>1. Her kenarının uzunlukları birbirine eşittir.<br />
2. Her açısı 90 derecedir.<br />
3. İki köşegeninin uzunluğu birbirine eşittir.<br />
4. Köşegenler birbirini ortadan ikiye böler.</p>
<p>Dikdörtgenin özellikleri:</p>
<p>1. Karşılıklı kenar uzunlukları birbirine eşittir.<br />
2. Her açısı 90 derecedir.<br />
3. İki köşegeninin uzunluğu birbirine eşittir.<br />
4. Köşegenler birbirini ortadan ikiye böler.</p>
<p>Görüldüğü gibi kare ve dikdörtgenin 3 özelliği birbirine eşittir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/cokgenlerde-oteleme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>öteleme süsleme dönme</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/oteleme-susleme-donme/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/oteleme-susleme-donme/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[7. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[dönme]]></category>

		<category><![CDATA[öteleme]]></category>

		<category><![CDATA[süsleme]]></category>

		<category><![CDATA[yansıma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1860</guid>
		<description><![CDATA[Öteleme nedir ?
Öteleme bir şeklin yer değiştirmesidir.
Bir araba hareket eder yeri değişir, bir yaprak dalından düşer yer değiştirir, bir top yuvarlanır yer değiştirir.
Bunların hepsi yer değiştirmedir fakat hepsi öteleme değildir.
Daha doğru bir tanımla öteleme: Bir şeklin duruşunun ve büyüklüğünün değişmeden yer değiştirmesine öteleme denir.

Ötelemenin yanında bazı temel tanımları da vermekte fayda var.
Doğru Simetrisi: Aşağıdaki şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öteleme nedir ?</p>
<p>Öteleme bir şeklin yer değiştirmesidir.</p>
<p>Bir araba hareket eder yeri değişir, bir yaprak dalından düşer yer değiştirir, bir top yuvarlanır yer değiştirir.</p>
<p>Bunların hepsi yer değiştirmedir fakat hepsi öteleme değildir.</p>
<p>Daha doğru bir tanımla öteleme: Bir şeklin duruşunun ve büyüklüğünün değişmeden yer değiştirmesine öteleme denir.</p>
<p><span id="more-1860"></span></p>
<p>Ötelemenin yanında bazı temel tanımları da vermekte fayda var.</p>
<p>Doğru Simetrisi: Aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi doğru simetrisi bir şeklin aynadaki yansımasıdır. Şeklin duruşu değişir.Büyüklüğü aynıdır.</p>
<p>Öteleme Simetrisi: Şeklin duruşu değişmez, fakat yeri değişir.</p>
<p>DİKKAT! iki simetride de cisimlerin simetri eksenine ( çizgiye ) olan uzaklığı eşittir. Buna dikkat edin.</p>
<p>Bu konumuza paralel olarak ÖTELEME ile SÜSLEME konusunu da işlememizde fayda var.</p>
<p>Süsleme bir şeklin renklendirilerek göze hoş şekiller elde edilmesidir.</p>
<p>Peki ne yapacağız cisimleri öteleyerek süslü şekiller oluşturacağız, işte buna öteleme ile süsleme denir.</p>
<p>Öteleme ile süslemeyi halılarımızın, kilimlerimizin üzerine bakarsak görebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/oteleme-susleme-donme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kalansız bölünebilme kuralları</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/kalansiz-bolunebilme-kurallari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/kalansiz-bolunebilme-kurallari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:33:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[bölme]]></category>

		<category><![CDATA[bölme kuralları]]></category>

		<category><![CDATA[bölüm]]></category>

		<category><![CDATA[bölünebilme]]></category>

		<category><![CDATA[bölünen]]></category>

		<category><![CDATA[ile bölünebilme]]></category>

		<category><![CDATA[kalansız bölme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1859</guid>
		<description><![CDATA[Kalansız bölünebilme kuralları
Bu konumuzda ileride işleyeceğimiz EBOB ve EKOK konusunun temellerini atacağız.
Bu temellerden biri bölünebilme kurallarıdır.
İseterseniz bu kurallara bir gözatalım.
Not: Bölünebilme kuralları derken kalansız bölünebilmeden bahsediyoruz.
* 2 ile bölünebilme kuralı:
Bütün çift sayılar iki ile tam bölünebilir.

Örnek olarak ise; 2 , 26, 148 , 2490, 135790 sayıalrı gösterilebilir.
* 5 ile bölünebilme kuralı;
Birler basamağı 5 ve 0 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kalansız bölünebilme kuralları</p>
<p>Bu konumuzda ileride işleyeceğimiz EBOB ve EKOK konusunun temellerini atacağız.</p>
<p>Bu temellerden biri bölünebilme kurallarıdır.</p>
<p>İseterseniz bu kurallara bir gözatalım.</p>
<p>Not: Bölünebilme kuralları derken kalansız bölünebilmeden bahsediyoruz.</p>
<p>* 2 ile bölünebilme kuralı:</p>
<p>Bütün çift sayılar iki ile tam bölünebilir.</p>
<p><span id="more-1859"></span></p>
<p>Örnek olarak ise; 2 , 26, 148 , 2490, 135790 sayıalrı gösterilebilir.</p>
<p>* 5 ile bölünebilme kuralı;</p>
<p>Birler basamağı 5 ve 0 olan bütün sayılar 5 ile kalansız bölünebilir.</p>
<p>Örnek olarak 5, 10, 145, 234390, 24345 gösterilebilir.</p>
<p>* 10 ile bölünebilme kuralı;</p>
<p>Birler basamağı sadece 0 ( sıfır ) olan sayılar 10 ile bölünebilir.</p>
<p>Örnek; 10,20, 90,180,21020 gibi…</p>
<p>* 4 ile bölünebilme kuralı;</p>
<p>4 ile bölünebilmede sayının sadece son basamağına değil, son iki basamağına bakılır. Sayı kaç basamaklı olursa olsun son iki basamağa bakmamız yeterlidir.</p>
<p>Son iki basamak 4 e bölünürse sayımız da 4 e bölünebilir.</p>
<p>örnek; 34732636 sayısına bakalım.</p>
<p>Sayının son iki basamağı 36 dır.</p>
<p>36 sayısı 4 e tam bölündüğü için, 34732636 sayısı da 4 e tam bölünür.</p>
<p>NOT: Şu ana kadar anlattığımız kurallarda sayının son basamaklarına baktık.</p>
<p>Şimdi ise 3 ile 9 un bölünme kurallarında sayının rakamlarını toplayacağız.</p>
<p>* 3 ile bölünebilme kuralı;</p>
<p>3 ile bölünebilme kuralında, sayının son rakamına falan bakmıyoruz, sayımızın bütün rakamlarını topluyoruz. Rakamların toplamı 9 a bölünüyorsa sayımız da 9 a tam bölünür.</p>
<p>örnek; 87432105 sayısına bakalım.</p>
<p>şimdi rakamlarını toplarsak;</p>
<p>8+7+4+3+2+1+0+5= 30</p>
<p>30 sayısı 3 e tam bölündüğü için; 4732636 sayısı da 3 e tam bölünebilir.</p>
<p>* 9 ile bölünebilme kuralı;<br />
* 9 ile bölünebilme kuralında da 3 ile bölünmede olduğu gibi yapılır. Rakamlar toplanır.Bu sefer toplamın 9 a bölünmesi gerekir.</p>
<p>Örneğin; 4563414 sayısının 9 a bölünüp bölünmeyeceğine bir bakalım.</p>
<p>4+5+6+3+4+1+4=27</p>
<p>Örnek;</p>
<p>23258 sayısına bakalım.</p>
<p>2+3+2+5+8 = 20</p>
<p>20 sayısı 9 a tam bölünmediği için 23258 sayısı da 9 a tam bölünmez.</p>
<p>27 sayısı 9 a tam bölündüğü için 4563414 sayısı da 9 a tam bölünebilir.</p>
<p>* Son olarak 6 ya tam bölünebilmeye bakalım.<br />
* 6 ya bölünmenin özel bir kuralı yok.</p>
<p>Fakat şöyle söyleyebiliriz.</p>
<p>6=2.3 tür.</p>
<p>Yani; Hem 2 ye hem de 3 e bölünen sayılar 6 ya tam bölünür.</p>
<p>Mesela; 15 sayısı 3 e bölünür 2 ye bölünmez,</p>
<p>16 sayısı 2 ye bölünür 3 e bölünmez.</p>
<p>Fakat 12 sayısı hem 2 ye hem de 3 e tam bölünür.</p>
<p>Kısacası; hem 2 ye hem de 3 e bölünen sayılar 6 ya tam bölünür.</p>
<p>Önemli bir NOT: Yukarıdaki bölünme kuralları bize işlemin sonucunu vermez, sadece verilen bir sayının yukarıdaki sayılara bölünüp bölünmeyeceğine karar vermemizi sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/kalansiz-bolunebilme-kurallari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asal sayılar ve çarpanlarına ayırma</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/asal-sayilar-ve-carpanlarina-ayirma/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/asal-sayilar-ve-carpanlarina-ayirma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 06:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[6. Sınıf Matematik]]></category>

		<category><![CDATA[aralarında asal]]></category>

		<category><![CDATA[asal sayılar]]></category>

		<category><![CDATA[asallar]]></category>

		<category><![CDATA[bölenler]]></category>

		<category><![CDATA[çarpanlar]]></category>

		<category><![CDATA[çarpanlarına ayırma]]></category>

		<category><![CDATA[kat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1858</guid>
		<description><![CDATA[Çarpanlar ne demektir ?
Bize bir sayı verilsin;
bu sayıyı elde edebileceğimiz çarpımlar Çarpanlar olarak adlandırılır.
Örneğin;
15 sayısı 5.3 ve 15.1 olarak yazılabilir.

Yani 15 in çarpanları; sırayla yazarsak; 1,3,5,15 olarak yazılabilir.
Başka örnek; 17 sayısının çarpanları 17.1 olarak bulunur.
13 ün çarpanları 1 ve 17 tür. Başka yoktur.
Asal Sayı ne demektir ?
Üstteki örneklerden 17 sayısına bakarsak;
çarpanları sadece 1 ve 17.
Başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çarpanlar ne demektir ?</p>
<p>Bize bir sayı verilsin;</p>
<p>bu sayıyı elde edebileceğimiz <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ımlar Çarpanlar olarak adlandırılır.</p>
<p>Örneğin;</p>
<p>15 sayısı 5.3 ve 15.1 olarak yazılabilir.</p>
<p><span id="more-1858"></span></p>
<p>Yani 15 in çarpanları; sırayla yazarsak; 1,3,5,15 olarak yazılabilir.</p>
<p>Başka örnek; 17 sayısının çarpanları 17.1 olarak bulunur.</p>
<p>13 ün çarpanları 1 ve 17 tür. Başka yoktur.</p>
<p>Asal Sayı ne demektir ?</p>
<p>Üstteki örneklerden 17 sayısına bakarsak;</p>
<p>çarpanları sadece 1 ve 17.</p>
<p>Başka çarpanı yok. Fakat 15 sayısının başka çarpanları da vardı.</p>
<p>20 sayısının da birçok çarpanı var.</p>
<p>Fakat 23 sayısının çarpanı sadece 1 ve 23 tür.<br />
Kısacası; Çarpanları 1 ve kendisi olan sayılar asal sayılardır.</p>
<p>Örnek;</p>
<p>29 = 1.29 asal sayıdır.</p>
<p>3=1.3 asal sayıdır.</p>
<p>2=1.2 asal sayıdır.</p>
<p>4=1.4 ve 2.2 asal sayı değildir.</p>
<p>Örnekleri çoğaltabiliriz.</p>
<p>2 haricindeki her çift sayının içinde bir 2 bulunduğundan asals ayı olamaz.</p>
<p>Tek çift asal sayı 2 dir.</p>
<p>Onun ahricindeki tüm asal sayılar tektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/asal-sayilar-ve-carpanlarina-ayirma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Matematikte neden başarılı olamıyoruz</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/matematikte-neden-basarili-olamiyoruz/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/matematikte-neden-basarili-olamiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 12:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1855</guid>
		<description><![CDATA[
Matematikte neden başarılı olamıyoruz
Toplum olarak matematik notumuz kırık. Yapılan araştırmalar ise matematik öğrenememenin de bir hastalık olduğunu gözler önünü seriyor. Peki, nedir bu hastalık ve tedavisi ne?
Söz konusu hastalığın adı Dyscalculia; matematik öğrenme bozukluğu. Beyingücü Dergisi, bu konuyu gündeme getiren popüler eğitim ve bilim yayınlarından biri olarak dikkat çekiyor. Daha önceki sayılarında Dyscalculia`nın ne olduğuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img24.imageshack.us/img24/8048/25321py9.jpg" alt="" width="172" height="127" /></p>
<p><a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >Matematik</a>te neden başarılı olamıyoruz</p>
<p>Toplum olarak matematik notumuz kırık. Yapılan araştırmalar ise matematik öğrenememenin de bir hastalık olduğunu gözler önünü seriyor. Peki, nedir bu hastalık ve tedavisi ne?</p>
<p>Söz konusu hastalığın adı Dyscalculia; matematik öğrenme bozukluğu. Beyingücü Dergisi, bu konuyu gündeme getiren popüler eğitim ve bilim yayınlarından biri olarak dikkat çekiyor. Daha önceki sayılarında Dyscalculia`nın ne olduğuna dair yazılara yer veren dergi son sayısında Dyscalculia`nın üzerinde çalışmalar yapılan güncel bir olduğu hatırlatılıyor. Dergi bu sayısındadyscalculia`nın belirtilerini hatırladıktan sonra tedavi yöntemlerine de değiniyor.</p>
<p>Dyscalculia`nın Belirtileri</p>
<p>Sayılarla çalışmada zorluk Matematiksel sembollerin kafa karıştırması Basit bilgileri uygulamada zorluk (toplama, çıkarma, <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ma, bölme) Mantık açısından matematikte zorlanma Zamanı anlatmada zorluk Yönlerle ilgili zorlanma Matematikteki genel kavramları anlayamama ve hatırlayamama Stratejik planlamada beceri eksikliği (örn: satranç oynarken) Sayıların geçtiği öğrenmelerde hafıza zayıflığı Dyscalculia Nasıl Teşhis Edilir? Öğretmen veya anne-baba çocukta yukarıdaki semptomları fark ettiyse çocuğun bu bozukluğa sahip olup olmadığını kolayca aydınlatabilir. İlk adım olarak aile doktorunuza danışabilirsiniz. Muhtemelen sizi bir uzmana yönlendirecektir. Uzman birtakım <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >test</a>ler yaparak bu bozukluğun var olup olmadığını saptayabilir.</p>
<p>Dyscalculia`sı olan bir çocuk ortalama yahut ortalamanın üstünde bir zekâya sahiptir. Fakat matematik alanında bu başarısını açığa çıkaramaz. Bu noktaya dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Dyscalculia Nasıl Tedavi Edilir?</p>
<p><span id="more-1855"></span></p>
<p>Dyscalculia teşhisi konulan çocuğa devlet okulunda genellikle IEP(Bireysel Eğitim Planı) verilir ki çocuk bu sayede özel bir eğitimciden bireysel matematik alanında özel eğitim alabilsin. Dyscalculia`nın tedavisi yoktur, fakat zamanında fark edilip müdahale edilirse bu çocuklar matematik öğrenebilir ve fonksiyonel hale gelebilirler. Genellikle öğretim, çoklu duyulara ilişkin metotlar ve diğer alternatif metotlarla öğretiliyor ve matematik becerisi kazandırılmaya çalışılıyor. Nitekim basmakalıp öğretiler dyscalculiası olan çocuğa hiçbir yarar sağlamayacaktır.</p>
<p>Dyscalculiası olan çocuğuma nasıl yardım edebilirim?</p>
<p>* Evde matematik <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ları oynayın, genel kavramları gözden geçirin ve pratik yapın. Matematiğe temas etmek yani matematiği hayatın içine almak çocukların en azından basit kavramları algılamalarını kolaylaştıracak bir yoldur.</p>
<p>* Düşündürücü problemler üzerinde çalışın. Resim boyayarak ya da çizim yaparak çocuğunuzun problemi anlamsına yardımcı olabilirsiniz. Çocuğunuzun matematiksel bir algıyla resim çizimlerine veya grafiklere bakmasını sağlayın ve problemi çözmeden önce çocuğunuzun kullandığınız materyalleri anlaması için zaman verin.</p>
<p>* Çocuğunuza problemi sesli bir şekilde okutun ve bunun çocuğunuza yardımcı olup olmadığını inceleyin. Problemi anlayabilmesi için günlük hayattan örnekler verin. Çocuğunuzun zihnine sayıların iyice yer etmesi için grafiklerle süslenmiş kağıtlar kullanabilir ve türlü oyunlar geliştirebilirsiniz. Çocuğunuzun öğretmeniyle görüşebilir, ödev olarak karışık ve dağınık olmayan worksheetler vermesini isteyebilir ve görsel herhangi bir şeyle çocuğunuzun meşgul olmasını engelleyebilirsiniz.</p>
<p>* Dyscalculiası olan çocuğunuza yapabileceğiniz en önemli şey asla vazgeçmemek olacaktır. Unutmayın ki; farklı öğretme metotlarıyla her şey öğrenilebilir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/matematikte-neden-basarili-olamiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Matematikle Allahın varlığını ispatladı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/matematikle-allahin-varligini-ispatladi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/matematikle-allahin-varligini-ispatladi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 11:45:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1853</guid>
		<description><![CDATA[
Matematikle Allah`ın varlığını ispatladı
Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah`ın varlığını ispatladı. Heller, bu ispatı ile dünyanın en pahalı ödülünü BM`de bir törenle aldı. Polonyalı Katolik rahip ve aynı zamanda usta bir m
Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah`ın varlığını ispatladı. Heller, bu ispatı ile dünyanın en pahalı ödülünü BM`de bir törenle aldı. Polonyalı Katolik rahip ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img99.imageshack.us/img99/7806/matematik1xd1.jpg" alt="" width="164" height="109" /></p>
<p><a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >Matematik</a>le Allah`ın varlığını ispatladı</p>
<p>Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah`ın varlığını ispatladı. Heller, bu ispatı ile dünyanın en pahalı ödülünü BM`de bir törenle aldı. Polonyalı Katolik rahip ve aynı zamanda usta bir m</p>
<p>Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah`ın varlığını ispatladı. Heller, bu ispatı ile dünyanın en pahalı ödülünü BM`de bir törenle aldı. Polonyalı Katolik rahip ve aynı zamanda usta bir matematikçi olan Prof. Dr. Michael Heller, dünyanın en yüksek miktarlı akademik ödülünü Allah`ın varlığını Matematikle ispatladığından dolay kazandı.</p>
<p><span id="more-1853"></span></p>
<p>TimeTurk`ün <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>ine göre, John Templeton Kuruluşunun kurucusu John Templeton, “Heller`in derin araştırmaları dini kavramlara ve bilim alanına yeni ufuklar açmıştır” dedi. Kurum, Heller`i kosmoloji ve filozofi ile matematik ve metafizik alanlarında üstlenmiş olduğu görev çizgisinden dolayı bu prestijli ödüle layık gördü.</p>
<p>Birleşmiş Milletler(BM)`nin New York`taki binasında yapılan ödül töreninde, ömrünün 40 yılını din ve bilimin uzlaşmasına adayan 72 yaşındaki Heller`e bu ödülün “manevi gerçeklerle alakalı araştırma ve keşfetme çalışmalarındaki ilerlemelerden” dolayı bu ödülün verildiği belirtildi.</p>
<p>Şu ana kadar bilim ve teoloji alanında 30 kitabı ve 400 akademik yazısı olan Heller, Cracow`da Pontifical Academy of Theology`de profesör olarak görev yapıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Heller, “kâinatın bir başlangıcı olduğuna göre, bir yaratıcısı olmalıdır ve bu yaratma eylemi uzay ve zaman dışında gerçekleşmiştir. Kâinatın yaradılış nedenini soracak olursak, matematik kurallarının nedenlerini sorgulamak zorundayız. Bunu yaptığımızda da tekrardan Allah`ın kâinatı yaratma düşüncesine varıyoruz. Asıl sor ortaya söyle çıkıyor; hiçbir şey olmamaktansa neden bir şeyler var? Bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>yu sorduğumuzda tüm diğer nedenler gibi bir nedeni sorgulamış olmuyoruz. Tüm muhtemel nedenlerin kökünü sorgulamış oluyoruz. Bilim; insan zihninin, Allah`ın zihnini okuyabilmek için, bizim ve yaratılan şu dünyanın etrafında olup bitenleri sorgulama yolunda kolektif bir çabadır” dedi.</p>
<p>Heller, kazandığı 1.6 milyon dolarlık ödülü, bilimsel ve teolojik çalışmalar yapan Cracow`daki Copernicus Merkezinin gelişimi için bağışlayacağını söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/matematikle-allahin-varligini-ispatladi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Enteresan bilgiler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/enteresan-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/enteresan-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 14:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1849</guid>
		<description><![CDATA[BİLİYOR MUYDUNUZ ?
-Fareler Kusamaz.
-Zürafalar yüzemez.
-Yılanlar duyamaz.
-Karıncalar uyuyamaz.
-Kirpiler suda batmaz.
-Kutup ayıları solaktır.
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.
-Zürafanın ses telleri yoktur.
-Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.
-Develerin 3 tane kaşı vardır.
-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
-Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
-Istakozların kanı mavi renktedir.
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
-Fil zıplayamayan tek memelidir.
-Sığırların 4 tane midesi vardır.
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.
-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
-Atlar 1 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BİLİYOR MUYDUNUZ ?<br />
-Fareler Kusamaz.<br />
-Zürafalar yüzemez.<br />
-Yılanlar duyamaz.<br />
-Karıncalar uyuyamaz.<br />
-Kirpiler suda batmaz.<br />
-Kutup ayıları solaktır.<br />
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.<br />
-Zürafanın ses telleri yoktur.<br />
-Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.<br />
-Develerin 3 tane kaşı vardır.<br />
-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.<br />
-Zürafanın dili 35 cm. kadardır.<br />
-Istakozların kanı mavi renktedir.<br />
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.<br />
-Fil zıplayamayan tek memelidir.<br />
-Sığırların 4 tane midesi vardır.<br />
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.<br />
-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.<br />
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.<br />
-Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.<br />
-Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.<br />
-Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.<br />
-Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.<br />
-2600 kadar kurbağa cinsi var.<br />
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.<br />
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.<br />
-Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.<br />
-Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.<br />
-Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)<br />
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.<br />
-Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.<br />
-Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.<br />
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.<br />
-Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.<br />
-Çekirgenin kulağı dizindedir.<br />
-Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika&#8217;da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)<br />
-Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)<br />
-Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.<br />
-İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.<br />
-Eski Roma&#8217;da şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.<br />
-Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısır&#8217;ın El-Ezher üniversitesidir.<br />
-Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam&#8217;dır.<br />
-İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak&#8217;ta Fırat nehrinin altından geçmişdir.<br />
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.<br />
-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.<br />
-Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.<br />
-İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.<br />
-İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.<br />
-Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin&#8217;de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)<br />
-Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.<br />
-Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.<br />
- Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.</p>
<p><span id="more-1849"></span></p>
<p>-Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.<br />
-Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>da bir insan onun içine rahatça sığabilir.<br />
-Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.<br />
-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.<br />
-Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.<br />
-İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.<br />
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.<br />
-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.<br />
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.<br />
-Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.<br />
-Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.<br />
-İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta,en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.<br />
-İnsanlar beyinlerinin %10’nu kullanırlar.<br />
-Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.<br />
-Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.<br />
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.<br />
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.<br />
Bir yılan 3 yıl uyuyabilir. -Bal bozulmayan tek gıdadır.<br />
-Ördeğin sesi yankı yapmaz.<br />
-Denizyıldızlarının beyni yoktur.<br />
-Üzüm mikrodalga fırında patlar.<br />
-İnsan yılda en az 1460 rüya görür.<br />
-İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.<br />
-Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.<br />
-İnsan kalbi dakikada 60-80 defa <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ar.<br />
-Üzümü mikrodalgaya koyarsanız patlar.<br />
-Parmak izi gibi herkesin dil izi de farklıdır.<br />
-&#8221;Pi&#8221; sayısının bir milyarıncı rakamı 9&#8242;dur.<br />
-Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.<br />
-Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.<br />
-İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.<br />
-Hiçbir kağıt 7 defadan fazla 2&#8242;ye katlanamaz.<br />
-Türkiye&#8217;de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.<br />
-Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar.<br />
-Yerçekimsiz ortamda mum alevi küre şeklinde olur.<br />
-El tırnakları ayak tırnaklarından 4 kat daha hızlı uzar.<br />
-Otomobil sayısı insan sayısından 3 kat daha hızlı artıyor.<br />
-Doğum gününüzü en az 9 milyon kişiyle paylaşıyorsunuz.<br />
-Bir bardak sıcak su, buzdolabında soğuk sudan daha çabuk donar.<br />
-Günde 24 saat sayı saysanız, 1 trilyona ulaşmanız 31 bin 688 yıl alır.<br />
-Dünyada bir yılda gerçek paradan daha fazla Monopol parası basılıyor.<br />
-Eksi 90 derecede nefesimiz, havanın ortasında donar ve düşer.<br />
-Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.<br />
-Çin&#8217;de İngilizce konuşan kişi sayısı Amerika&#8217;dan daha fazladır.<br />
-Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.<br />
-13 rakamının uğursuz olarak bilinmesi nedeniyle ABD&#8217;de birçok otelde 13. katta oda bulunmaz. -En uzun boylu insan 1940 yılında ölen 2,72 metre boyunda ABD&#8217;li R.P. Wadlow olmuştur.<br />
-Kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi yufka gibi açılarak bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir.<br />
-Einstein 9 yaşından sonra akıcı konuşmaya başladı. Aile onda zihin geriliği olduğunu bile düşündü.<br />
-İnsan daha çok oksijen alabilmek ve vücudundaki karbon gazını boşaltmak için esner.<br />
-İnsan bir günde 28-33 bin litre hava, 500-700 litre oksijen, 2 kilogram yiyecek tüketir.<br />
-Dünyanın en hızlı kuşu Boğazlı Kırlangıç&#8217;tır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.<br />
-Michel Jordan bir yılda Nike&#8217;den Nike&#8217;ın Malezya fabrikası personelinin hepsinden fazla para kazanıyor.<br />
-ABD, Ohio&#8217;da lisans olmadan fare yakalamak yasaktır.<br />
-Eğer aynı zamanda aksırır, hıçkırır ve gaz çıkarırsanız, patlarsınız.<br />
-Aşık olduğumuzda beynimiz &#8220;phenylethylamine&#8221; üretir. Bu kalp atışınızı hızlandırır ve sizi mutlu yapar. Mu kimyasal madde çikolatada da vardır.<br />
-Uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlayamaz. Çünkü gözyaşı aşağı düşmez.<br />
-Birinci Dünya Savaşında Fransa ülkedeki tüm taksileri tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.<br />
-1994 Dünya Kupası&#8217;nda, Bulgaristan futbol takımının 11 oyuncusunun hepsinin isminin sonu &#8220;OV&#8221; ile bitiyordu.<br />
-Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamalarını engeller.<br />
-Kahve sarhoş bir insanın ayılmasına yardımcı olmaz. Hatta çoğu zaman alkolün etkisinin artmasına yol açar.<br />
-Kereviz yerken harcanan kalori,kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.<br />
-Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.<br />
-Klinik ölüm sonrası insan 5 dakika içinde hayata geri getirilebilir. 5 dakika sonra beyin hücreleri ölmeye başlar, ama yine de bu süreyi 5 dakika daha uzatmak mümkündür.<br />
-İnsan uzun süre bir böbrek ve bir akciğerle, midesiz, dalaksız yaşayabilir, ama karaciğersiz bir dakika bile yaşayamaz.<br />
-Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.-Soğuk havalarda ısınmak için alkol almak son derece tehlikelidir. Yüzeysel damarlarda genişlemeye yol açan alkol bir süre kendinizi ısınmış gibi hissetmenize yol açarken, vücudun ısı kaybını kolaylaştırır. Bu da donmayı çabuklaştırır.<br />
-Macar Yanosh Voven ve karısı Sara dünyada en uzun aile hayatı sürmüşler. Onlar 147 sene beraber yaşamışlar. Yanosh 172, Sara 164 sene yaşamıştır. Öldüklerinde en küçük çocuklarının 116 yaşı varmış.<br />
-En büyük kuş yumurtası devekuşunundur. 15 - 20 santimetre uzunluğunda ve ortalama 1.7 kilogram ağırlığındadır. Kaynatılarak pişirilmesi 40 dakika sürer.<br />
-Kirpiler suda yüzer. -Salatalığın yüzde 96&#8217;sı sudur.<br />
-Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.<br />
-Coca-Cola&#8217;nın orijinal rengi yeşildir.<br />
-Çocuklar baharda daha fazla büyüyor.<br />
-Sigara çakmağı kibritten önce bulundu.<br />
-Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.<br />
-Uranüs çıplak gözle görülen bir gezegendir.<br />
-Dünyadaki tavuk sayısı insanlardan fazladır.<br />
-Salyangozların 25.000 civarında dişi vardır.<br />
-Bir doğumda yaşayan en çok çocuk sayısı 6.<br />
-Bir kadının sahip olduğu en fazla çocuk sayısı 69.<br />
-İlk kule saati 1404 yılında Moskova&#8217;da yapılmıştır.<br />
-Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.<br />
-Timsahlar daha derine batabilmek için taş yutarlar.<br />
-Bukalemunların dilleri,vücutlarından iki kat uzundur.<br />
-Dünyadaki ısı 1900 yılından itibaren 0.7 derece arttı.<br />
-Uzaya ilk uçan kadın Valentina Tereşkova&#8217;dır. (1962)<br />
-Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır.<br />
-Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur. -Pisagor sokak dövüşü spor dalında olimpiyat şampiyonu olmuştur.<br />
-Kedi ve köpekler de insanlar gibi solak yada sağak olabilirler.<br />
-&#8221;Düello&#8221; uygulaması hala Uruguay ve Paraguay&#8217;da devam etmektedir.<br />
-(şuan yaşayan) 135 yaşındaki Ali Muhammed Hüseyin, yeryüzünün en yaşlı insanı olarak biliniyor.<br />
-Atların kırılan kemikleri geri kaynamaz. Ayağı kırılan atların hayatı da biter.<br />
-Sağ elini kullananlar sol elini kullananlardan ortalama 9 yıl daha uzun yaşıyor.<br />
-Uyurken, TV izlerken olduğundan iki kat daha fazla kalori harcarız.<br />
-Stockholm kraliyet kütüphanesinde muhafaza edilen &#8220;Şeytan İncili&#8221; kitabının ağırlığı 350 kg.dır.<br />
-Taze kakao içinde bulunan sıvı, kan plazması yerine kullanılabilir.<br />
-ABD&#8217;de Coco-Cola şoförlerinin kimyasal madde taşıma lisansı olması gerekiyor.<br />
-Dünyanın uydusu ayın hacmi, Pasifik Okyanusu&#8217;nun hacmi ile aynıdır.<br />
-Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insan ölümüne neden oluyor.<br />
-Dünya ahalisi gece gündüz satranç oynasa ve her saniyede bir hamle yapılsa, satrançta tüm oyunları tecrübeden geçirebilmek için asırlara ihtiyaç vardır.<br />
-Satranç tarihinin en uzun oyunu 1950 yılında Mardel Plato&#8217;da yapılmış dünya satranç turnuvasında gerçekleşmiştir. Pilkin ve Çernyak arasında yapılan bu maç 22 saat devam etmiş ve 191. hamle sonrası berabere bitmiştir.<br />
-Dünyanın en kokulu camisi Tebriz şehrindedir. Mescit inşa edilirken çamuruna misk kokusu ilave edilmiştir ve 600 sene geçmesine rağmen hala mescit misk kokmaktadır.<br />
-Dünyada en tehlikeli hayvan sivrisinektir. Çünkü insanların ölümüne en fazla sebep olan hayvandır.<br />
-En eski alfabe Suriye&#8217;nin Akdeniz sahilindeki Lattakiya limanı yakınlığında yapılan kazım sonucu bulunmuştur. Alfabe 32 harften oluşur.<br />
-Güneş yerden 149 milyon 600 bin km. mesafededir.Hacmi yerden 1300 defa büyüktür.<br />
-Rusya&#8217;da yaşamış olan Vasilyev&#8217;in iki karısından 87 çocuğu olmuştur. 75. yaş gününde (1782) onun yanında 83 çocuğu bulunmuştur.<br />
-Bugüne kadar yaşamış en ağır kişi, 635 kiloya ulaşan Washingtonlu Jon Brower Minnoch.<br />
-Bir kişinin yaşayabildiği en yüksek vücut ısısı 46.5 derecedir. Normal değer ise 35 - 37&#8242;dir.<br />
-ABD&#8217;de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste yada gözaltında tutulmaktadır.<br />
-Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.<br />
-Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi Bambu bir günde 90 cm. kadar uzuyor.<br />
-Erkeklere yıldırım çarpması olasılığı kadınlara göre 6 kat daha fazladır.<br />
-En büyük kitap XVII asırda yayınlanmış ve Berlin kütüphanesinde bulunan coğrafya atlası sayılır. (yüksekliği 2 metre, eni 1 metre)<br />
-1707 - 1782 arasında yaşamış bir Rus kadının; 16 ikiz, 7 üçüz ve 4 dördüzü, 1725 - 1765 arasında dünyaya getirdiği belirlendi.<br />
-Ünlü Arap şairi Kahire üniversitesi profesörü Şeyh Muhammed Abdul İbrahim 150 yaşında vefat etmiştir. 105 sene bekar yaşamış. 105 yaşında evlendikten sonra 5 çocuğu olmuştur.<br />
-Atakama çölüne 400 seneden beri yağmur yağmamaktadır. Yağan yağmur da havada buharlaştığından yere düşmemektedir.<br />
-Kunter, 1988 yılında Fenerbahçe formasıyla Hilalspor karşısında 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda da attığı 81 sayıyla bir devrede en fazla sayı üreten basketçi olarak da tarihe geçti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/enteresan-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız kayması - meteor yağmuru</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/yildiz-kaymasi-meteor-yagmuru/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/yildiz-kaymasi-meteor-yagmuru/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:06:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1848</guid>
		<description><![CDATA[Yıldız Kayması
Geceleyin açık bir Havada gökyüzünü seyrederken, çeşitli renk ve parlaklıktaki yıldızların oluşturduğu o inanılmaz ve muhteşem manzaranın içinden bir yıldızın parlak bir çizgi çizerek kayıp gittiğini muhakkak görmüşsünüzdür.
Bu sırada içinizden bir dilek tutup, bu dileğin gerçekleşmesi için de gördüğünüzden kimseye bahsetmemişsinizdir herhalde. Çünkü insanlar arasında, bir yıldız kaydığında, o yıldızın öleceği ve ölmeden önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıldız Kayması</p>
<p>Geceleyin açık bir Havada gökyüzünü seyrederken, çeşitli renk ve parlaklıktaki yıldızların oluşturduğu o inanılmaz ve muhteşem manzaranın içinden bir yıldızın parlak bir çizgi çizerek kayıp gittiğini muhakkak görmüşsünüzdür.</p>
<p>Bu sırada içinizden bir dilek tutup, bu dileğin gerçekleşmesi için de gördüğünüzden kimseye bahsetmemişsinizdir herhalde. Çünkü insanlar arasında, bir yıldız kaydığında, o yıldızın öleceği ve ölmeden önce dilek dileyenin arzusunu yerine getireceği inanışı yaygındır.</p>
<p>Halk arasında yıldız kayması diye tanımlanan bu olayın aslında yıldızlarla hiç bir ilgisi yoktur. Yıldızlar dünyadan milyarlarca kilometre ötedeki uzak güneşlerdir. Güneş Sistemimizin içinde Güneş ve gezegenlerin çekim kuvvetleri arasında bir oraya bir buraya gezinen sayısız göktaşı vardır.</p>
<p>Bunlardan Dünya&#8217;nın yakınından geçerken çekim alanına girenler, hızla Atmosfere dalarlar. Sürtünmeden dolayı ısınırlar, yanarlar ve arkalarında parlak, çizgi gibi bir iz bırakırlar. Sonunda tamamına yakını, düşüşün son anında görülen parlamayı takiben yok olurlar.</p>
<p>Yer atmosferine her yıl toplamı 15 bin ton olan 200 bin kadar göktaşı düştüğü kabul ediliyor. Bu hesaba göre yerin kütlesi 4,5 milyar yıllık ömrü içinde gelen göktaşları sayesinde epeyce artmış olması gerekiyor. Dünya&#8217;ya düşen göktaşlarının incelenmeleri sonucu içlerinde dünyada var olmayan yeni bir Elemente rastlanmamıştır.</p>
<p>Atmosfere girdiklerinde yanan ve çoğunlukla yok olan göktaşlarına &#8220;meteor&#8221; denilirken bunlardan yere ulaşmayı başaranlara da &#8220;meteorit&#8221; deniliyor. Dünyamızın büyük bir kısmı Okyanuslarla kaplı olduğundan yere ulaşabilen göktaşlarının çoğu da buralara düşerler. Ancak Dünya&#8217;nın bir çok yerinde de karalar üzerinde meteoritlerin yol açtığı izler ve çukurlar vardır.</p>
<p>Ülkemizde rastlanan en büyük göktaşı 25 kilogram olup Domaniç yaylasında bulunmuştur. Dünyada bilinen göktaşlarının en büyüğü ise güneybatı Afrika&#8217;da Grootfentein&#8217;de bulunan göktaşıdır ve kütlesi 80 ton kadardır.</p>
<p>Bugüne kadar dünyada 20 civarında insanın göktaşı isabeti nedeniyle yaralandığı tespit edilmiştir. Yani uzayda, binlerce yıl <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca, milyarlarca kilometre yol alan bir taş, atmosfere çok uygun bir açıdan girsin, yanmadan yere kadar ulaşarak gelsin, kafanıza düşsün. İşte kısmet diye buna denilir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/yildiz-kaymasi-meteor-yagmuru/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uzayda yaşam belirtileri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/uzayda-yasam-belirtileri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/uzayda-yasam-belirtileri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:06:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1847</guid>
		<description><![CDATA[Uzayda Yaşam Belirtisi
Gökbilimciler uzak yıldızlarda hayatın oluşumu için gerekli temel Maddelerden olan bileşik karbon molekülleri ve Su buldu. Bilim adamları Submillimeter Wawe Astronomi Uydusu ve Kızılötesi Uzay Gözlemevi&#8217;nden alınan verilere dayanarak Amerikan Bilim Gelişimi Derneği&#8217;nin toplantısında yaptıkları açıklamada genç ve yaşlı yıldızların çevresindeki uzayı araştıran yörüngedeki gözlemevlerinin yıldızlarda organik kimyada temel rol oynayacak büyük dalgalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayda Yaşam Belirtisi</p>
<p>Gökbilimciler uzak yıldızlarda hayatın oluşumu için gerekli temel Maddelerden olan bileşik karbon molekülleri ve Su buldu. Bilim adamları Submillimeter Wawe Astronomi Uydusu ve Kızılötesi Uzay Gözlemevi&#8217;nden alınan verilere dayanarak Amerikan Bilim Gelişimi Derneği&#8217;nin toplantısında yaptıkları açıklamada genç ve yaşlı yıldızların çevresindeki uzayı araştıran yörüngedeki gözlemevlerinin yıldızlarda organik kimyada temel rol oynayacak büyük dalgalar halinde su buharı ve karbon molekülleri izleri bulduklarını kaydetti.</p>
<p>Avrupa Uzay Ajansı&#8217;ndan bilim adamı Martin F. Kessler bu buluşun başka yerlerde hayat oluşumu olasılığını güçlendirdiğini söyledi. Bunun ayrıca bileşik karbon kimyasının yalnızca Dünya&#8217;ya özel olmadığını belirten Kessler &#8220;Benzer kimyayı şimdi evrenin başka yerinde de görüyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Cornell Üniversitesi&#8217;nden gökbilimci Martin Harwit de buluşun Dünya&#8217;nın ötesinde yaşamın varolduğunu kanıtlamadığını ifade etti. Harwit ancak bunun hayatın oluşumuna ve Güneş Sistemi&#8217;ne yönelik şartların birçok yerde varolduğunu kanıtladığını söyledi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/uzayda-yasam-belirtileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Thomas Edison (1847-1931)</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/thomas-edison-1847-1931/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/thomas-edison-1847-1931/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:05:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/thomas-edison-1847-1931/</guid>
		<description><![CDATA[Thomas Edison (1847-1931)
Günümüzde lambayı yakamadan plak dinleyemeden sinemaya gidemeden ya da Telefon edemeden yaşamayı yani elektriksiz bir yaşamı hayal etmek bile zordur. Bugün yaşamın doğal bir parçası olarak gördüğümüz şeyleri Thomas A. Edison&#8217;un pratik zekasına borçluyuz.
Son yüz yılın en büyük bilim adamlarından biri olan Thomas Edison 1847&#8242;de Amerikanın Ohio kentinde doğmuştur. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Thomas Edison (1847-1931)</p>
<p>Günümüzde lambayı yakamadan plak dinleyemeden sinemaya gidemeden ya da Telefon edemeden yaşamayı yani elektriksiz bir yaşamı hayal etmek bile zordur. Bugün yaşamın doğal bir parçası olarak gördüğümüz şeyleri Thomas A. Edison&#8217;un pratik <a href="http://www.matematikciler.com/category/zeka-sorulari/"target="_self"title="deneme" >zeka</a>sına borçluyuz.</p>
<p>Son yüz yılın en büyük bilim adamlarından biri olan Thomas Edison 1847&#8242;de Amerikanın Ohio kentinde doğmuştur. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan&#8217;daki Port Huron&#8217;a yerleşen Edison ilköğrenimine burada başladıysa da yaklaşık üç Ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi. Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından Elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf Aleti yaptı ve Mors Alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı</p>
<p><span id="more-1846"></span></p>
<p>Oniki yaşına geldiğinde Michael Faraday&#8217;ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday&#8217;ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı.</p>
<p>1864&#8242;de tek tel üzerinde karşılıklı konuşmayı sağlayan telgraf Aletini icat etti ve bunun sayesinde bir çok telgraf şebekesi şirketinin Mühendisliğini yaptı. Tek tel üzerinde karşılıklı konuşmayı sağlayan telgraf aleti daha o zamandan Edison&#8217;u ünlü birisi yapmıştı.</p>
<p>Edison 1869&#8242;da kendisine laboratuar kurarak fizik kimya ve Elektrikle ilgili deneyler yapmaya başladı. Aynı yıl geliştirdiği borsa kurlarını otomatik olarak kaydeden bir makine ve elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı ve bu aygıtlarla oldukça ilgi topladı. Universal Stock Printer Mühendislik şirketini kurdu ve sattığı patentlerle kısa sürede önemli bir servet edindi. Bu parayla New Jersey&#8217;deki Newark&#8217;ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey&#8217;deki Menlo Park&#8217;ta bir araştırma laboratuarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı ve buluşlarının bir çoğunu burada yaptı.</p>
<p>1876&#8242;da Graham Bell&#8217;in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu geliştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877&#8242;de sesi kaydedip yineleyebilen gramofonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu. Bundan sonra çok önemli iki icat daha yaptı biri 1877’de Motograf denen elektrikli yazı makinasını icat etti. Bir yıl sonrada 1878’de Fonograf&#8217;ı icat etti. Daha sonra Telefonograf&#8217;ı ve Aerograf&#8217;ı buldu.</p>
<p>1878&#8242;de William Wallace&#8217;in yaptığı 500 mum gücündeki ark lambasından etkilenen Edison bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine Havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu.1883&#8242;de hayatının en büyük icadını gerçekleştirdi ve Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta Elektron yayınlanmasını buldu.</p>
<p>1883&#8242;te bulduğu bu olay Sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra Akkor lambanın üretimini geliştirmeyi başardı bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı. 1887&#8242;de Menlo Park&#8217;tan New Jersey&#8217;deki West Orange&#8217;a taşınan Edison burada önceki laboratuarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuarını açtı. 1890&#8242;lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison bir kampanya başlatarak kamuoyunu yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı.</p>
<p>Edison aynı zamanda şu anda dünyanın en büyük zevklerinden biri olarak gösterilen sinema göstericisini icat etti ve 1895&#8242;ten başlayarak sinema göstericisini piyasaya sürdü. Bu büyük kaşifimiz yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi. 1931&#8242;de New Jersey&#8217;de hayata gözünü yumdu.</p>
<p>Edison belki de dünyanın gördüğü en büyük mucitti ilk sinema sistemi kömür filamanlı ampul kömür taneli mikrofon kömürlü jeneratör kömürlü tost makinesi gibi binlerce icadı vardır..<br />
O bize çağdaş dünyanın teknolojik kapılarını açmıştır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/thomas-edison-1847-1931/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sera Etkisi Ve Küresel ısınma</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/sera-etkisi-ve-kuresel-isinma/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/sera-etkisi-ve-kuresel-isinma/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:04:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/sera-etkisi-ve-kuresel-isinma/</guid>
		<description><![CDATA[Sera Etkisi Ve Küresel ısınma
Dünya Atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal Gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, Havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)
Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sera Etkisi Ve Küresel ısınma</p>
<p>Dünya Atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal Gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, Havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)<br />
Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların Sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve Okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi Cam seralara benzer bir özellik gösterir.<br />
Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı Hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile Atmosfere katılmaktadır. Bu Gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır. CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir. İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:</p>
<p>Enerji kullanımı %49,<br />
Endüstrileşme %24,<br />
Ormansızlaşma %14,<br />
Tarım %13&#8242;tür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/sera-etkisi-ve-kuresel-isinma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Radarın icadı - radar nedir</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/radarin-icadi-radar-nedir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/radarin-icadi-radar-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:04:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1844</guid>
		<description><![CDATA[Radar icatı Radar icadı Radar Nedir
İskoçyalı mucit Robert Watson-Watt günümüz radar sisteminin mucidi olarak tarihe geçmiştir. Watson-Watt radarı bulmadan önce buna benzer birçok deneme farklı mucitler tarafından gerçekleştirilmiş ve bazılarının patentleri alınmıştır.Christiyan H. Ismeyer deniz yolculukları sırasında oluşan gemi kazalarını önlemek için kesintisiz Radyo dalgaları kullanarak nesnelerin belirlenmesini sağlayan bir sistem geliştirmiş ve 1904 yılında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Radar icatı Radar icadı Radar Nedir</p>
<p>İskoçyalı mucit Robert Watson-Watt günümüz radar sisteminin mucidi olarak tarihe geçmiştir. Watson-Watt radarı bulmadan önce buna benzer birçok deneme farklı mucitler tarafından gerçekleştirilmiş ve bazılarının patentleri alınmıştır.Christiyan H. Ismeyer deniz yolculukları sırasında oluşan gemi kazalarını önlemek için kesintisiz Radyo dalgaları kullanarak nesnelerin belirlenmesini sağlayan bir sistem geliştirmiş ve 1904 yılında patentini almıştır.</p>
<p><span id="more-1844"></span></p>
<p>1926 yılında ise İskoçyalı John Logie Baird kısa boylu elektromanyetik dalgalar kullanarak nesneleri belirlemeyi başardı. Benzer başka bir buluşsa Alman Rudolf Kühnold&#8217;un radyo dalgaları ile nesnelerin saptanmasına yarayan cihazıydı.(1933)</p>
<p>Radar sistemi yalnızca nesnelerin saptanması için değil aynı zamanda ne kadar uzaklıkta olduğunu hızını ve şeklini belirleyebilen bir cihazdır. Watson-Watt&#8217;tan önce sadece nesnelerin tespiti ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Bir nesnenin hem tespiti hemde ne kadar uzaklıkta olduğunu ölçen ilk radarı Watson-Watt 1935 yılında buldu ve patentini aldı.</p>
<p>Aynı yıl içinde Hava Savunma tarafından desteklenen bir bilimsel araştırma grubuna dahil edildi. Kendisinden radyo dalgaları ile düşman uçaklarının yok edilip edilemeyeceğine dair rapor istendi. Watson bu konu üzerinde derin araştırmalar yaptıktan sonra bunun mümkün olmadığını ancak radyo dalgaları sayesinde uçakların yer yön ve hız tespitlerinin mümkün olduğunu belirten bir rapor teslim etti. 26 Şubat&#8217;ta ilk denemesi başarıyla gerçekleştirildi ve 17 Eylül tarihinde ilk kullanılan radarı üretti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/radarin-icadi-radar-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Pusulanın icadı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/pusulanin-icadi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/pusulanin-icadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:03:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1843</guid>
		<description><![CDATA[pusulayı kim icat etti
Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti. YERİN MANYETİK ALANI Herhangi bir yerde ortasından iple asılan mıknatıs iğnesinin belli bir doğrultuyu alması mıknatıs iğnesine bir manyetik alanın etkidiğini gösterir. Bu alan yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı, yerin dönme ekseniyle yaklaşık 15? lik Açı yapacak şekilde konmuş çubuk mıknatısın manyetik alanı gibidir.

Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>pusulayı kim icat etti</p>
<p>Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti. YERİN MANYETİK ALANI Herhangi bir yerde ortasından iple asılan mıknatıs iğnesinin belli bir doğrultuyu alması mıknatıs iğnesine bir manyetik alanın etkidiğini gösterir. Bu alan yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı, yerin dönme ekseniyle yaklaşık 15? lik Açı yapacak şekilde konmuş çubuk mıknatısın manyetik alanı gibidir.</p>
<p><span id="more-1843"></span></p>
<p>Bu nedenle bir pusula iğnesi Yer üzerinde pek çok yerde coğrafi kuzey kutbu göstermez.</p>
<p>Yatay bir pusula iğnesi ile coğrafi kuzey güney doğrultusu arasında bir açı vardır. Bu Açıya sapma Açısı denir.</p>
<p>Dünyanın manyetik alanı her ne kadar içine yerleştirilmiş dev bir mıknatıs ile temsil edilebilir gibi görünse de böyle bir şeyin gerçek olması mümkün görünmemektedir. Dünyamız çekirdek kısmında büyük demir rezervlerine sahiptir. Fakat çok yüksek Sıcaklıklar kalıcı mıknatıslığın oluşmasını engeller.</p>
<p>Günümüzde yerin manyetik alanının varoluş nedenini tutarlı biçimde açıklayan bir teori yoktur. Dünyanın iç kısmındaki iletken Sıvı tabakalarda oluşan dairesel akımlardan, Dünya manyetik alanının kaynaklandığı düşünülmektedir.</p>
<p>Yatay ve düşey eksen etrafında dönebilen mıknatıs orta noktasından asıldığında eğilir. Bu eğilme kuzey yarım kürede kuzeyi gösteren manyetik N kutbu, güney yarım kürede ise güneyi gösteren manyetik S kutbu yere yakın olacak şekildedir.</p>
<p>Mıknatıs iğnesinin yatay düzlemde yaptığı açıya eğilme açısı denir. Eğilme açısının değeri manyetik kutuplara doğru gidildikçe artar ve kutuplarda 90? olur.</p>
<p>MANYETİK KUTUP<br />
Bir mıknatıs çubuğunun her iki ucunda yer alan dış manyetik alanın en güçlü olduğu bölümdür. Yer?in manyetik alanı içine serbestçe yerleştirilen bir mıknatıs çubuğu, kuzey-güney doğrultusunda yönlenir. Çubuğun kuzeye bakan ucuna kuzey manyetik kutbu, güneye bakan ucuna ise güney manyetik kutbu denir. İki mıknatısın benzer kutupları birbirini iter, farklı kutupları kutupları ise birbirini çeker.</p>
<p>Uzun bir mıknatıs çubuğunun her iki kutbu arasındaki manyetik kuvvet, daha 1750?de bir ters kare yasasıyla tanımlanmıştır. Örneğin, eğer iki kutup arasındaki uzaklık iki katına çıkarılırsa, manyetik kuvvet bir önceki değerinin dörtte birine düşer.</p>
<p>Mıknatıs çubuğunun ikiye kırılmasıyla kuzey ve güney kutupları birbirinden ayrılmaz. Her iki yarım parça da kendi kuzey ve güney kutuplarına sahip olur. Elektron ve proton gibi gerçek kesikli (ayrık) Elektrik yüklerinin neden olduğu elektrik kuvvetlerinin tersine, manyetik kuvvetleri, ancak elektron mikroskobu altında görülebilecek boyutlardaki çok küçük manyetik kutuplara kadar izleyebilmek olanaklı değildir. Aslında, manyetik kuvvetler de temel olarak hareket halindeki yüklü parçacıkların arasında ortaya çıkar.</p>
<p>MANYETİK KUTUPLARIN YER DEĞİŞTİRMESİ</p>
<p>Yerin manyetik kutuplarının konumunun jeolojik çağlar b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca değişmesidir. Çoğu kayaçtaki mıknatıslanma doğrultusunun, bugünkü jeomanyetik alan doğrultusunda olmadığı çok önceleri saptanmıştı. Bu önceleri çok değişik etmenlere bağlanıyordu, ama 1950?lerde elde edilen paleomanyetik veriler, manyetik kutupların Yer yüzeyinde sistemli bir biçimde yer değiştirmiş olduğunu açığa çıkardı. Yapılan araştırmalar, 20 milyon yıldan daha genç kayaçlardaki kutuplanma doğrultularının, bugünkü kutup konumlarıyla uyum içinde olduğunu açığa çıkarmıştır; ama 30 milyon yıl geriye gidildiğinde, mıknatıslanmanın bugünkü jeomanyetik alan doğrultularından belirgin biçimde farklı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Eğer kıtaların konumu sabit kalmış olsaydı, yer değiştiren kutupların izlediği yolun, yerkürenin her tarafı için aynı olması gerekirdi. Ne var ki farklı kıtalarda yer değiştirme eğrilerinin de farklı olması, kıtaların kaymış olduğuna işaret etmektedir. Kutup konum eğrilerinin giderek bugünkü kutup konumuna yaklaşması, kıta bloklarının jeolojik çağlar içinde birbirlerine göre hareket ederek bugünkü konumlarına ulaştıklarını göstermektedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/pusulanin-icadi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Paralel Evrenler Teorisi</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/paralel-evrenler-teorisi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/paralel-evrenler-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:02:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/paralel-evrenler-teorisi/</guid>
		<description><![CDATA[Paralel Evrenler Teorisi
Yaşadığınız hayatta başrolü kim oynuyor… Kimi zaman kendi hayatınızda figüran gibi hissediyor neden orada değil de burada? ya da niye ben demekten alamıyoruz kendimizi. Seçimler başımıza gelecekleri belirliyor. Ya ötekini seçseydim ne olurdu? düşüncesi yerli yersiz zihni meşgul edebiliyor. Her karar verme anında çatallanan ve her yeni yönde eşzamanlı ilerleyebilen bir başka siz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Paralel Evrenler Teorisi</p>
<p>Yaşadığınız hayatta başrolü kim oynuyor… Kimi zaman kendi hayatınızda figüran gibi hissediyor neden orada değil de burada? ya da niye ben demekten alamıyoruz kendimizi. Seçimler başımıza gelecekleri belirliyor. Ya ötekini seçseydim ne olurdu? düşüncesi yerli yersiz zihni meşgul edebiliyor. Her karar verme anında çatallanan ve her yeni yönde eşzamanlı ilerleyebilen bir başka siz düşünün.</p>
<p><span id="more-1842"></span></p>
<p>Örneğin<br />
bu satırları okumaktan şu anda cayan ve başka bir işe yönelen bir siz. Bu durumda yaptıklarınız değişir çevrenizdekiler uzam ve zaman da size göre yeniden tanımlanır. Bu bambaşka bir evren tanımına giriştir değişen siz her yeni karar da başka bir küçük evreni inşa etmektedir. zamanın işleyiş yönünde belirginleşen koşutluk ayrıca bütün fizik kuralları ile perçinlenerek işler. Gördüğümüz duyumsadığımız algıladığımız yegâne büyük evrenin yanında hiç denenmemiş ama izlenimleri bellekte yer eden ve yaşayan küçük evrenler. Ve biraz sonra birbirinden bağımsız ama paralel devam eden bu sayısız evrenlerden geçebildiğinizi hayata oradan devam edebildiğinizi düşünün.</p>
<p>Bazı dinler ve filozoflar tarafından sıkça tekrarlanan görülebilir evrenin ötesinde başka evrenler olduğu savı insanlık için çok yeni bir düşünce değil. Havası Suyu kimyası fiziği başka kanunlarla perçinlenmiş evrenler uzun zamandır anlatılıyor. Dinler ve öğretiler tarihi inanması güç kurallarla inşa edilmiş evren çağrışımları ve tasvirleriyle dolu. Cennetler Cehennemler Olympuslar Valhallalar ve benzeri alternatif imgelerin yapı taşını bu dünyadakinden çok farklı Maddeler oluşturuyor.</p>
<p>Paralel evrenler tanımı ilk kez Amerikalı fizikçi Hugh Everett tarafından ortaya atıldı. Zaman içinde kuantum mekaniğinin ilginç çok popüler ve bilimsel platformlarda çok tartışılan kuramlarından birisi oldu. Kimi zaman bağımsız ve farklı hiçbir şekilde birbiriyle etkileşime girmeyen çok sayıda evrenin varlığı öngörüldü. George Mason Üniversitesinden Dr. Robin Hanson gibi bilim adamları ise paralel evrenlerin aslında sanılanın aksine birbirlerinden bağımsız olmadığı birbirleriyle etkileşimde olduğunu öne sürdü. Evrenlerin birbirleriyle etkileşime geçtiği hallerde ise küçük evrenler parçalanıyor ya da büyüğü tarafından yutuluyordu örneğin ısının aniden yükselmesi sonucunda küçük evrenin yanması dinsel betimlemelerdeki kıyameti çağrıştırıyordu.</p>
<p>Kuantum Mekaniği bilim tarihinde çift yarık deneyi olarak bilinen deneyde fotonun dalga mı yoksa parçacık mı olduğunu belirleyen şeyin gözlemcinin bilinci olduğunu söyler. Bir olgunun potansiyel durumdan işler hale gelmesi ve gerçekleşmesi katılımcının varlığı ile mümkün olabilir. Sistemin fiziksel özelliklerinde herhangi bir değişim olmaz değişim sadece bu özelliklerin potansiyellik ve güncelliğinde ortaya çıkar.</p>
<p>Fizikçi Jack Sarfattiye göre gözlemcinin fikri birçok olguyu açıklayabilir. Örneğin bir Sıvı veya gazdaki parçacıklar durmadan ileri geri hareket eder. Ona göre parçacıkların bir oraya bir buraya <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>masının asıl nedeni katılımcıların zihinsel etkinlikleridir.</p>
<p>Teorik fizikçi Roger Penrose insan bilincinin nesneleri nasıl etkilediğini şöyle açıklıyor<br />
Her gözlemcinin bilinç durumu ikiye ayrılır kabul edildiğine göre her bir gözlemci iki kez var olacak her var oluşunda farklı deneyimler edinecektir Gerçekte yalnızca gözlemci değil içinde yaşadığı tüm evren dünyayı her ölçmesinde en az iki parçaya ayrılır. Böyle bir parçalanma yalnız gözlemcilerin ölçümleri nedeniyle değil genelde kuantum olaylarının makroskopik büyümesi nedeniyle tekrar tekrar oluşur ve bu şekilde oluşan evren dalları çılgınca dal budak salmaya başlar.</p>
<p>Birden çok olası evrenin öngörülen kümesi çoklu evrenler adlı bir teoriyle ifade ediliyor. Çoklu evrenin yapısı her evrenin kendi doğası ve birbirleri arasında kurulu çeşitli ilgiyle beliriyor.</p>
<p>Çoklu evren tanımı fizik felsefe kurgu ve kısmen bilim kurgu alanlarında hipotezlerle ifade edilir. İlk defa William James tarafından kullanılan terim bilimkurgu yazarı Michael Moorcock tarafından yaygınlaştırıldı. Aynı tanım çoğu zaman alternatif evrenler paralel dünyalar paralel evrenler biçiminde de kullanılıyor.</p>
<p>Max Tegmarka göre başka evrenlerin varlığı kozmolojik gözlemlerle doğrudan ilişkili. Tegmark kozmik gözlemlerin sunduğu verilerin başka evrenlerin varlığını çıkarsama ve tanımlamada biricik yardımcı olduğunu söylüyor. Bugüne kadar girişilmiş bilimsel tanımlardan paralel evren düzeyleri adını verdiği bir sınıflama oluşturuyor.</p>
<p>İlk düzey açık çokluevren adıyla anılıyor. Kozmik genişleme ve evrenin sonsuza yönelimi bu düzeyde bağlayıcı varsayılan oluyor. Birebir kopyanız sizden ancak Hubble Hacimleri kadar ötede yer alabilir.</p>
<p>Andre Lindenin köpük kuramı ikinci düzeyi oluşturuyor. Bu kabulde Kaotik genişlemede öteki Canlı alanların başka fiziksel sabitleri boyut ve parçacık tanımları olabileceği öngörülüyor. Bu düzey ayrıca Wheelerın düzenleyici evren teorisini de kapsıyor.</p>
<p>Hugh Everett in sayısız dünyalar kabulü üçüncü düzeyde yer alıyor. Kuantum mekaniği kuralları çerçevesinde tıpatıp benzeyen çoklu evrenler farklı hallerde var olabiliyor. Kuantumun genel kurallarına sıkı sıkıya bağlı bu kabul paralel evrenlerin en çelişik ifadesi olarak biliniyor.</p>
<p>Dördüncü düzeyde Tegmarkın mükemmel birlik kuramı yer alıyor. Öteki <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a>sel yapılar başka bir fiziksel kökten eşitlikler verir. Bir bakıma matematiksel doğruluk fiziksel varlığın da delilidir. Bu durum fiziksel alışkanlıkların gözden geçirilmesini gözlemcinin algısını yeniden inşa etmesini zorunlu kılar. Stephen Hawkingin geliştirdiği M-teorisi bu düzeyde yer alır. Tegmarka göre bu noktadan sonra beşinci bir düzeyden bahsedilemez.</p>
<p>Her Şeyin Teorisiadıyla da bilinen evren kabulü M harfiyle (magic mysterious mother) büyülü esrarengiz ya da her şeyin bütün teorilerin anası olarak değerlendiriliyor. Hawking evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak kuramının henüz tamamlanmadığını bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olabileceğini belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında da Tanrının evren formülüne ulaşmış olacaklarını bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını vurguluyor.</p>
<p>M-Teorisine göre evren iki boyutlu branlarla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut branların frizbi plakları gibi içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir hiperuzay. Hiper ölçekte Üç boyutlu kütlecikler hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya dört boyutlu kütlecikler beş boyutlu bir uzaya giriyor. Hawkinge göre Gözlemleyebildiğimiz evren belki de hiperuzayda süzülen üç boyutlu bir brandan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil sürekli yeni evrenler yeni branlar doğuyor.</p>
<p>kuantum üremesi denen bu olayda Hawking kuantum oluşumunu kaynayan Sudaki Hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.</p>
<p>Hawking sürekli bir üst boyuta geçen branlarla ilgili bu varsayımı biraz daha somutlaştıran hologram örneğini veriyor: Hologramlar iki boyutlu bir yüzeydir ama doğru açıdan bakıldığında üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark edilebilir. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan herhangi birini ışık altında incelediğiniz zaman içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamı görülebilir.</p>
<p>Diğer bir söyleyişle daha çok boyut içeren bilgiler daha düşük boyuttaki bir yapının içine kodlanabilir. Öyleyse üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir. Dahası paralel dünyaların yansımaları gözlemlenebilir. Ve sürüp giden yaşam bu yansımaların sadece biridir.</p>
<p>Hawkingin kuramının kehanet ve telepati gibi metafizik olduğu sanılan karanlık konuları da aydınlatacağı düşünülüyor. Tıpkı bir hologramda iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunan üç boyutlu bilgilerin okunması gibi karanlıkta kalan birçok beceri açıklanabilecek.</p>
<p>Yaşamımız dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir <a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a> bizim de eğlence için. Üretilmiş hologram oyuncular olduğumuzu söylemek oldukça kolaycı bir yaklaşım. Bu yüzden neredeyse paralel evren çağrışımlı bütün eserlerde böylesi bir gönderme şu ya da bu biçimde yapılıyor. Kurgubilim başımıza gelecekleri yaklaşık olarak öngörebilmesi gayet doğal… Ancak kitaplar filmler ve benzeri ürünler geleceğin hangi yöntemlerle işlerlik kazanacağını önceden <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a> verdiğinde her zamankinden şaşırtıcı olabiliyor. Bilim açıklayıcı niteliğiyle geçmişin beslediği bütün efsaneleri mucizeleri ya da karanlık noktaları birer birer anlaşılır kılmak aydınlatmak için çalışıyor. İnsanlığın eriştiği nihai bilgi ki böyle bir sonuç varsa filmlerdeki kadar fantastik olmayacağı muhakkak. Çünkü başımıza geldiğinde her ne kadar kitapların fantasması olsa da bizim gerçeğimiz olacak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/paralel-evrenler-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Okyanusun en derin yeri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/okyanusun-en-derin-yeri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/okyanusun-en-derin-yeri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 20:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1841</guid>
		<description><![CDATA[Okyanusun en_derin Noktası
Okyanusların en_derin noktası, Pasifik Okyanusu&#8217;nda, Guamadasının güney batı tarafındaki Mariana Çukurudur. Derinliği tam 11033 metredir ve Suyun içinde bir kilogram ağırlığındaki bir cismin Mariana Çukuru&#8217;na ulaşması tam bir Saat sürer.

Dünyanın Yaklaşık Olarak % 70.5’ini Okyanuslar Kaplamaktadır. Denizlerin Toplam Yüzölçümü 360.800.000 Km2‘dir.
Okyanuslarımız Büyüklüğüne Göre Sırasıyla;
Büyük (Pasifik) Okyanus : 179.700.000 Km2
Atlas (Atlantik)Okyanusu : 104.500.000 Km2
Hint [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okyanusun en_derin Noktası</p>
<p>Okyanusların en_derin noktası, Pasifik Okyanusu&#8217;nda, Guamadasının güney batı tarafındaki Mariana Çukurudur. Derinliği tam 11033 metredir ve Suyun içinde bir kilogram ağırlığındaki bir cismin Mariana Çukuru&#8217;na ulaşması tam bir Saat sürer.</p>
<p><span id="more-1841"></span></p>
<p>Dünyanın Yaklaşık Olarak % 70.5’ini Okyanuslar Kaplamaktadır. Denizlerin Toplam Yüzölçümü 360.800.000 Km2‘dir.</p>
<p>Okyanuslarımız Büyüklüğüne Göre Sırasıyla;<br />
Büyük (Pasifik) Okyanus : 179.700.000 Km2<br />
Atlas (Atlantik)Okyanusu : 104.500.000 Km2<br />
Hint Okyanusu : 74.900.000 Km2</p>
<p>Okyanuslarımızın Derinliklerine Göre Sırasıyla;<br />
Büyük (Pasifik) Okyanus : 4.028 M.<br />
Atlas (Atlantik)Okyanusu : 3.323 M.<br />
Hint Okyanusu : 897m.</p>
<p>Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir Gaz kütlesi halindeydi. zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş kabuk, manto ve çekirdekten oluşan farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuş ve Sıcak bir eriyik halindeki bu karışım zaman içerisinde ayrışmaya başlamıştır . Önce en ağır olan demir merkeze doğru çökelerek çekirdeği , sonra yine erimiş halindeki silikat kayaçları kristalleşerek mantoyu meydana getirmiş , daha sonra mantonun bir kısmı tekrar eriyerek Sıvı hale gelmiş ve yüzeye doğru yükselirken soğuyup yoğunlaşarak bugünkü kabuğu meydana getirmiştir. Dünyamızın çevresini ince bir zar gibi saran yer kabuğu bugün üzerinde yaşadığımız karaları ve okyanus tabanını içerir. Yer kabuğunun kalınlığı ; okyanus tabanlarında 5 - 6 km karalarda 30 - 50 km dağlık alanlarda ise 70 km ye kadar uzanır. Litosfer adı verilen taşküre, yerkabuğu ve manto&#8217;nun en üst kısımlarından oluşmaktadır Litosferin kalınlığı ortalama 70-100 km. arasındadır.<br />
En derin noktası okyanusun<br />
Litosfer üst manto&#8217;nun katı bölümüdür. Litosfer&#8217;in altında ise üst manto&#8217;nun akışkan bölgesi alan Magma yer alır. Astenosfer ise üst manto&#8217;nun eriyik halde bulunduğu kısımdır. Magma olarak bilinen eriyik, volkanlar sayesinde yeryüzüne ulaşır.</p>
<p>Uzaydan dünyamıza bakıldığında dikkat çeken iki özelliği yuvarlak oluşu ve geniş Su örtüleridir. Geniş su örtüleri okyanus, okyanusları bölen kara parçaları ise hem coğrafik hem jeolojik manada kıta adını alır ve üzerinde akarsular ve Göller bulunur.</p>
<p>Peki bu kıtalar okyanuslar ve göller nasıl oluşmuştur? Önce kıtaların sonra okyanusların oluştuğunu biliyoruz. Çünkü okyanuslar için hem çukur alanlar, hem de su gerekir. Manto üzerinde yüzer durumdaki yer kabuğu parçaları birbirleriyle <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ıştıklarında manto içerisine daha çok batarak alçak ve geniş çukur alanlar oluştururlar. İşte bu çukur alanlar müstakbel okyanus yataklarıdır. Zamanla manto içerisindeki volkanik etkinlikler sonucu yer kabuğu içindeki kırık ve çatlaklardan yer yüzüne ulaşan sıcak gazlar, bugünkü Atmosferi oluşturdu.<br />
Yer yuvarı bir milyar yaşına gelmeden önce yeterince soğuyarak, su buharının Atmosferde sıvı su olarak yoğunlaşmasını sağladı.<br />
Bunu milyonlarca yıl süren yağmurlar izledi. Okyanus yağmurları dediğimiz bu yağmurlar bugünkü okyanusları oluşturdu ki okyanusların az da olsa bir bölümünün Dünya&#8217; ya düşen buz kristalli milyonlarca meteorun erimesiyle oluştuğu da düşünülmektedir. Güneşin etkisiyle okyanus yüzeylerinden buharlaşan sular, atmosferde yoğunlaşarak yağış şeklinde tekrar yer yüzüne düşer.<br />
Bunların bir bölümü yer kabuğu içerisine süzülerek &#8220;yeraltı sularını&#8221;, diğer bir bölümü de yüzey akışları halinde akarsuları ve yer kabuğunun çukur alanlarındaki küçük su birikintileri olan Gölleri meydana getirir.<br />
Böylece dünyamız, eriyik halindeki bir kütleden karaları denizleri ve okyanusları olan bir gezegene dönüştü.</p>
<p>Yapılan jeolojik çalışmalar, dünyanın oluşum yaşının 4,5 Milyar yıl geriye gideceğini göstermiştir. Bu dönem içerisinde dünya birkaç kere levha hareketlerine bağlı olarak bir bütün halinde dağılmış yada tekrar toplanmışlardır. Bundan 250 milyon yıl kadar önce, Dünya&#8217;nın üzerindeki bütün kara parçaları pangea adı verilen bir tek süper kıtayı oluşturmak üzere birleşik durumdaydılar. Bu, bir kutuptan diğer kutba uzanan uzun ve dar bir kıtaydı. Bu kıtayı saran ve pantalos adı verilen tek okyanus, şimdiki Pasifik&#8217;in (Büyük Okyanus), daha geniş olan bir versiyonuydu ve yeryüzünün yüzde 75&#8242;ini kaplıyordu. Modern dağlar olan Ant Dağları, Himalayalar henüz yoktu 150 milyon yıl önce dünya 2 ana kıtaya ayrıldı. Kuzeyde kalan kısmına LAVRASYA güneydekine de GONDVANA adı verilmekteydi.</p>
<p>okyanuslar hakkında bilgiler</p>
<p>Daha sonra 100 milyon yıl önce levhalar hareket etmeye başladı.<br />
Yaklaşık 94 Milyon yıl öncesine geldiğimizde, Artık Afrika Güney Amerika&#8217;dan ayrılmış, Kuzey Amerika Avrupa&#8217; dan ayrılmış, Atlantik Okyanusu&#8217; nun açılması ile Afrika kıtası ve ona bağlantılı olan Arabistan kuzeye doğru hareket etmiştir. Yaklaşık 50 milyon yıl önceki dönemde artık dünyamız ve Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu alan bugünkü görünümüne oldukça yaklaşmıştır.</p>
<p>şayet kıtaları eskiden oldukları gibi tekrar birleştirmemiz mümkün olsaydı, Kuzey ve Güney Amerika kıtaları, Afrika ve Avrupa kıtaları ile kesin bir şekilde uyuşacaklardı. Kuzey Amerika&#8217;nın Apalaşlar (Appalachian) Dağları ve Avrupa&#8217;nın İskoya Dağları, sıra dağlar oluşturacak şekilde tam olarak denk gelmektedir. Günümüzde ayrı olmalarına rağmen, bu iki dağ oluşumunun aynı kıvrım yapıları olan, aynı aralıklardaki aynı kaya katmanlarına sahip olmalarının, ve aynı döneme ait aynı fosil kalıntılarının bulunmasının sebebi budur.</p>
<p>Günümüzdeki kıtalar, bundan 200 milyon yıl kadar önce ayrılmaya başlayan Pangeanın birer parçalarıdır ve bu parçalar hareketlerine devam etmekte ve kıtalar birbirlerinden yılda 7.5 cm.&#8217;ye varan bir hızla ayrılmaktadırlar. Arabistan levhası kuzey-kuzeydoğu doğrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır.. Türkiye&#8217;de meydana gelen depremlerin esas nedeni de, Arabistan levhasının bilinen bu hareketidir.</p>
<p>OKYANUSUN DERİNLİĞİ</p>
<p>Halihazırda yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuş olup Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; Yıllık Sıcaklık ortalaması daha yüksek olup sıcaklık farkları daha belirgindir. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Kıtaların birbirinden ayıran</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/okyanusun-en-derin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer santraller ve zararları</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/nukleer-santraller-ve-zararlari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/nukleer-santraller-ve-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:59:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1840</guid>
		<description><![CDATA[NÜKLEER SANTRALLERİN ÖNEMİ,YARARLARI ve ZARARLARI
1)Santral Türleri
Bir ülke Elektrik enerjisini hemen hemen her alanda kullanır.Bu elektrik enerjisini santrallerden sağlanır.Santraller üç gruba ayrılır.
a)Hidroelektrik santralleri
b)Termik santraller
c)Nükleer santraller
Hidroelektrik santrallerde Suyun potansiyel enerjisinden, termik santrallerde yakacaklar yakılmasından ve nükleeer santrallerde Atomun çekirdeğinin parçalanmasından açığa çıkan enerji kullanılılır.

2)Nükleer Santrallerde Enerji Üretimi
Nükleer santralde enerji,istasyonun merkezindeki reaktörün içinde üretilen ısıyla sağlanır.Bu ısı,uranyum Atomunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NÜKLEER SANTRALLERİN ÖNEMİ,YARARLARI ve ZARARLARI</p>
<p>1)Santral Türleri</p>
<p>Bir ülke Elektrik enerjisini hemen hemen her alanda kullanır.Bu elektrik enerjisini santrallerden sağlanır.Santraller üç gruba ayrılır.<br />
a)Hidroelektrik santralleri<br />
b)Termik santraller<br />
c)Nükleer santraller</p>
<p>Hidroelektrik santrallerde Suyun potansiyel enerjisinden, termik santrallerde yakacaklar yakılmasından ve nükleeer santrallerde Atomun çekirdeğinin parçalanmasından açığa çıkan enerji kullanılılır.</p>
<p><span id="more-1840"></span></p>
<p>2)Nükleer Santrallerde Enerji Üretimi<br />
Nükleer santralde enerji,istasyonun merkezindeki reaktörün içinde üretilen ısıyla sağlanır.Bu ısı,uranyum Atomunun zincirleme reaksiyonu sonucu elde edilir.Bu reaksiyon kontrollü bir şekilde yapılır.Nötronların sürati önce modülatörden geçirilerek yavaşlatılır ve böylece diğer çekirdekleri parçalamaları kolaylaştırır.Reaktörde açığa çıkan nötronlar emme yeteneği olan kontrol çubukları vardır.Buradan nötronları bırakarak veya çekerek reaksiyonlar kontrol Altına alınır.Bölünen uranyumatomları ısı verir.</p>
<p>Çubuklardan çıkan bu ısı reaktörün çevresini saran Gaz tabakası tarafından emilir.Isınan gaz,ısı değiştiricisi de denilen ısı eşanjörüne alınır.Bunlara ısı değiştiricisi de denmesinin nedeni,gazda bulunan ısıyı ufak boruların içindeki suya vermeleridir.Isı eşanjörünün üstündeki su,aşırı ısınma sonucu buharlaştırılır.Bu şekilde oluşturulan buhar sadece yüksek bir ısıya değil,aynı zamanda yüksek bir Basınca da sahiptir.Bu yüksek Basınç ve Sıcak buhar kalın borular aracılığıyla türbinlere yollanıTürbin içinde bulunan pervane basınlı Gazla döner,türbin jeneratöre bağlıdır ve süratle dönünce enerji üretir.Oluşan buhar yeniden ısı haline gelir,su yine buharlaşır.</p>
<p>Uranyum sadece Su üretmez,radyasyon da üretir ve radyasyon insan sağlığı için son derece zararlı ve tehlikelidir.Bu nedenle reaktör içindeki reakasiyonu dışarıya çıkaramayacak şekilde çelik ve çok kalın betonla örtülüdür.Kontrol odasında herşey büyük bir dikkatle monitörden izlenir.Burada çalışanlar oluşan elektrik enerjisinin büyük bir kentin enerji ihtiyacını karşılayacak kadar olmasını sürekli bir şekilde denetler.</p>
<p>Atıkların Korunması ve Saklanması<br />
Sonunda reaktörün içinde yeterli ısıyı üretecek enerji kalmaz. Uranyum atomlarındaki enerji tükenmiştir.Bu çubuklar son derece sıcak hem de taşıdıkları radyasyon nedeniyle tehlikelidir. Bu nedenle özel,kalın muhafazalı yöntemlerle alınırlar.</p>
<p>Uranyum çubukları soğuyuncaya,radyasyon normal seviyeye gelinceye kadar suyun altında muhafaza edilirler.Zamanı gelince de bunlar kalın muhafazalar içinde dikkatle analizlerinin yapılacağı istasyonlara nakledilirler.Burada yapılan analizler sonucu radyasyon seviyesi yüksek olanlar ayrılır. Radyasyonu normal düzeye inen katı cisimler toprağa gömü- lürken,sıvı denize verilir.Radyasyonu yüksek olanlar,bu amaçla yapılmış özel binalara alınır.Reaktörümüzde uranyum atomlarının bölünmesiyle elektrik üretmeye daha yıllarca devam eder.</p>
<p>1kg uranyumun vereceği enerjiyi ancak 25ton kömürün yanmasıyla elde edilir.Uranyum çok daha fazla enerji üretebilir ama işlem sırasında sadece %1&#8242;i kullanılır.</p>
<p>Bugün İngiltere&#8217;nin elektrik enerjisinin %20&#8217;sini ve gelecekte daha çok bu enerjiyi karşılayacak olan uranyum sağlar.<br />
Nükleer Santrallerin Önemi ve Zararları<br />
Nükleer santrallerde Atom çekirdekleri parçalanarak enerji sağlanır.Atomun çıkardığ ısı enerjisi yüksektir,ama çıkardığı radyasyon ancak özel binalarda veya kurşun mezarlarda saklanır ve uzun yıllar radyasyon yayar.</p>
<p>1970&#8242;li yıllarda yaşanan petrol darboğazında Nükleer enerjiyle kurtulunmuş ama saklanması da çok pahalı olduğundan talep azalmıştır.</p>
<p>Ayrıca santraldeki ufak bir sızıntı milyonlarca Canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.Örneğin;1986 yılında Rusya&#8217;da Çernobil Nükleet Santrali&#8217;ndeki sızıntıdan 3milyon insan radyasyona maruz kalmış,radyasyon,Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de de 1976&#8242;dan beri Akkuyu&#8217;da nükller santral kurulması gündeme gelmiştir ama çevre örgütlerinin baskılarıyla ertelenmiştir.Ayrıca 25km açığından geçen Ecemiş Fayı&#8217;da burayı tehdit etmektedir.</p>
<p>ATOM ENERJİSİ İLE İLGİLİ KURULUŞLAR<br />
1)Atom Enerjisi Ajansı(Uluslararası)<br />
Birleşmiş Milletlerin koruyuculuğu altında,özerk eğilimde hükümetler arası örgüt.957&#8242;de kuruldu,merkezi Viyana&#8217;dadır. Genel amacı,atom enerjisinin tüm dünyada barışa,sağlığa ve refaha katkılarını çabuklaştırmak ve arttırmaktır.5 Mart 1970&#8242;te yürürlüğe giren nükleer silahların yayılmasının önlenmesi Antlaşması ajansı,atom ve enerjisinin barışçı amaçlarla kullanılmasının nükleer silah üretimine yol açmaması için çalışmalar yapmakla görevlendirilmiştir.IAEA 110 üye devleti biraraya getirir.Türkiye, 14 Haziran 1957 tarihi ve 7015 yasa uyarınca ajansa üyedir.</p>
<p>2)Atom Enerjisi Kurumu(Türkiye)<br />
Türkiye&#8217;de,atom enerjisinin kalkınma planlarına uygun olarak,barışçı amaçlarla ve ülke yararına kullanılmasını sağlamak;temel ilke ve politikalar belirleyip önermek; bilimsel teknik ve idari çalışmalar yapmak, düzenlemek, desteklemek,kordine etmek ve denetlemek üzere yasayla kurulmuş bir kamu tüzel kişidir. 6821 sayılı yasayla 956&#8242;da kurulan Atom Enerjisi Komisyonu&#8217;nun yeniden örgütlenmesine ilişkin 2680 sayılı yasa uyarınca 1982&#8242;de faaliyete geçen Atom Enerjisi Kurumu(kısa adıTAEK)Atom Enerjisi Komisyonu,Danışma Kurulu,İhtisas Daireleri ve bağlı kuruluşlardan oluşur.TAEK başkanı,konusunda bilgi ve uzmanlık sahibi kişiler arasından başbakan tarafından seçilir ve ortak kararname ile atanır.Atom Enerjisi Komisyonu,TAEK başkanının başkanlığında Başkan yardımcıları,Milli savunma,dışişleri enerji ve tabi kaynaklar bakanlıklarından birer üye ile nükleer alanda eğitim,öğretim ve araştırma yapan dört öğretim üyesinden;Dannışma Kurulu da nükleer alanda çalışan öğreten üyeleri ile öteki ilgili kamu kurum ve kuruluşlarındaki uzmanlar arasından,Atom enerjisikomisyonu&#8217;nun önerisi ve başbakanın onayı ile görevlendirilen kişilerden oluşur.Kurumun başlıca ihtisas daireleri;Nükleer güvenlik dairesi;Radyasyon sağlığı ve güvenliği dairesi; Araştırma-geliştirme-koordinasyon dairesi ve Teknoloji dairesi&#8217;dir.Kurum,ayrıca nükleer alanda çalışmalar yapmak üzere,araştırma ve eğitim merkezleri,laboratuvarlar,deneme merkezleri ve güç üretimine dönük olmayan pilot tesisler gibi bağlı kuruluşlar oluşturulabilir.Halen kuruma bağlı olarak çalışan dört kuruluş bulunmaktadır: 1962&#8242;de İstanbul&#8217;da kurulan Çekmece nükleer araştırma ve eğitim merkezi, 1966&#8242;da Ankara&#8217;da çalışmaya başlayan Ankara nükleer araştırma ve eğitim merkezi,1981&#8242;de kurulanAnkara-Lalahan veteriner hekimlik hayvancılık nükleer araştırma enstitüsü,1986&#8242;da</p>
<p>Karadeniz Üniversitesi&#8217;nde kurulan ve 1987 yılında çalışmaya başlayan Deniz ve çevre radyobiyolojisi araştırma enstitüsüdür.</p>
<p>3)Nükleer Bilimler Enstitüsü<br />
Ankara&#8217;da Hacettepe Ünüversitesi&#8217;ne bağlı olarak nükleer bilimler alanında lisansüstü eğitim ve araştırma yapan yükseköğretim kurumudur.1982&#8242;de kurulan enstitü, Türkiye&#8217;de nükleer teknoloji&#8217;nin kurulup geliştirilmesi için gerekli bilimadamlarını yetiştirmeyi amaçlar;nükleer reaktör tasarımı ile ilgili çeşitli düzeylerde araştırmalar yapar.Çalışmalar arasında nötronik alanındaki ve termikleşme hesapları ile ilgili kurumsal ve sayısal araştırmaların yanında,deneysel araştırmalar da yer alır;nötron etkinleştirme konusundaki çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p>4)Nükleer Enerji Ajansı<br />
Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı üyesi Avrupa ülkeleriyle Avust-ralya,ABD,Kanada ve Japonya&#8217;nın üyesi olduğu kuruluştur.Avrupa toplulukları komisyonudur.</p>
<p>Nükleer enerji ajansı&#8217;nın çalışmalarına katılır.Kuruluşun merkezi Paris&#8217;tedir.Amacı,nükleer enerjinin barışçı amaçlarla kullanılmasını uyumlu bir biçimde geliştirmektedir. Öteki ululararası kuruluşlarla ve özellikle de Uluslararası atom enerjisi ajansı ile işbirliği yapar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/nukleer-santraller-ve-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer enerji ve zararları</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/nukleer-enerji-ve-zararlari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/nukleer-enerji-ve-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:58:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1839</guid>
		<description><![CDATA[Nükleer enerji ve Önemi
Halkımız her zaman nükleer enerji denilirken radyasyonu düşünmüş ve bilinçsizliğin etkisiyle haklı olarak Akkuyu projesine karşı çıkmıştır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin hiçbir zaman vazgeçemediği nükleer enerji bize hala çok uzaktır. Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, ABD, bazı İskandinav ülkeleri, Bulgaristan, Rusya, Ermenistan ve daha bir çok ülkenin vazgeçilmez enerji kaynağı olan nükleer enerjinin fayda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nükleer enerji ve Önemi</p>
<p>Halkımız her zaman nükleer enerji denilirken radyasyonu düşünmüş ve bilinçsizliğin etkisiyle haklı olarak Akkuyu <a href="http://www.matematikciler.com/category/proje-ve-performans/"title="" >proje</a>sine karşı çıkmıştır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin hiçbir zaman vazgeçemediği nükleer enerji bize hala çok uzaktır. Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, ABD, bazı İskandinav ülkeleri, Bulgaristan, Rusya, Ermenistan ve daha bir çok ülkenin vazgeçilmez enerji kaynağı olan nükleer enerjinin fayda ve zararlarından bahsedelim; Nükleer enerjinin üretimiyle bilindiği gibi radyasyon açığa çıkar. Bu olay gayet doğal karşılanmalıdır. Şu konu açıkça belirtilmelidir ki; insan ömrünün her saniyesinde 15000 radyasyon parçacığı, insan vücuduna <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ar. Böylelikle insana yılda 500 milyar radyasyonik parçacık çarpar. Tüm ömür b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca 40 trilyon partikül çarpması meydana gelir. Bir röntgen çekilmesi halinde insan vücuduna trilyonlarca partikül geçer. Ancak şu sonuç açıkça belirtilmiştir ki, 50 katrilyonda bir parçacık (1/50.000.000.000.000.000) insan hücresine zarar vermektedir.</p>
<p><span id="more-1839"></span></p>
<p>Tabi ki her radyasyon ışını bu rakamlar eşiğinde güvenlidir anlamına gelmez. Ancak biraz önceki oranlar denetiminde radyasyon şiddeti (sayısı) değil de, radyasyon cinsi önemlidir sonucuna varabiliriz. Yapılan araştırmalarda, oluşan kanserin %0,5 i, insanlara ömürleri boyunca çarpan radyasyonik parçacıklardan oluşmuştur. Şüphesiz ki radyasyon Kanser riskini artırır. Ancak her insan mutlaka radyasyona maruz kalmaktadır. Eğer insan radyasyondan korunmak istiyorsa; topraktan kendini izole etmelidir çünkü Toprak uranyum kaynağıdır. Beton ve tuğla evler yerine ahşap evlerde oturmalıdır çünkü beton ve tuğla uranyum ve potas barındırır. Böyle durumda insan kurşun zırhtan elbiseler giymelidir.</p>
<p>Bunun gibi daha bir çok önlem alınmalıdır. Bu önlemler oluşan radyasyonun ancak %20 sini engeller. Ancak bunların hiç biri mümkün olmadığına göre şu kabullenmeyi tekrar hatırlayalım; sıradan bir insana çarpan 50 katrilyon radyasyon parçacığından sadece biri kansere yol açabilir. Radyasyonun en kullanışlı birimlerinden biri olan mrem 7.000.000 parçacığa verilen isimdir. Öyle ki 1 mrem radyasyon, Televizyon izleyerek, fosforlu saatlerden vb. önemsiz kaynaklardan kolaylıkla alınabilir. 10.000 mrem in altındaki radyasyonlar düşük seviyeli radyasyonlardır. Şu ana kadar olan bütün reaktör kazalarının çoğunda da 10.000 mrem sınırı aşılmamıştır.</p>
<p>ABD Bilimler Akademisi, İyonlaştırıcı Radyasyonun Biyolojik Etkileri Komitesi nin vardığı bağımsız sonuca göre ‘‘1 mrem radyasyon, kanserden ölme riskini sekiz milyonda bir (1/8.000.000) oranında artırır Uluslar arası Radyolojik Korunma Kurulu (ICRP) ise bu oranı on milyonda bir (1/10.000.000) olarak açıklamıştır. Radyoaktif serpinti ekstentif bir değişimdir. Örneğin bir nükleer serpinti olduğunda o çevrede yaşayan nüfus ne kadar ise kişi başına düşen parçacık sayısı da yaklaşık olarak onun oranı kadar olur. Her parçacık insanlara çarpmak zorunda değildir. toprağa adsorplanabilir. Bir reaktör kazasının olması günümüzde zor bir ihtimaldir. Çünkü önceki kazalar teknolojik yetersizlikten ileri gelmiştir. Günümüzde ileri teknoloji kullanılmaktadır.</p>
<p>Fransa ve İtalya da reaktörler sebze ve meyve tarlalarıyla bitişik inşa edilmiştir. Hiçbir tehlikeli durum olmamaktadır. ABD de reaktör kazaları olmuştur. Bu kazalar da çevreye radyasyon saçılmıştır ancak bir röntgen filminde alınan radyasyon 80 kat daha fazladır yani 80 mrem dir. Japonya ya atılan Atom bombası sonrasında çok yüksek seviyeli (100.000 mrem in üzerinde) radyasyon açığa çıkmıştır. Atom bombasının atılmasının ardından 80.000 kişilik bir japon grubu üzerinde yapılan <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >test</a>lerde; 8500 Japon toplam 100 bin ile 600 bin mrem lik radyasyona maruz kalmış ve 1974 yılına kadar aralarında beklenenden 200 kişi fazlasında kanserden ölüm vakası görülmüştür.</p>
<p>1935-1954 yıllarında İngiltere de ankylosing spondylitis denilen omurga hastalığı tedavisinde 300.000 mrem civarında ağır dozlarda radyasyon uygulanılırdı 1970 e kadar, tedavi gören 14.000 hastada, beklenenden 80 kişi fazlası kansere yakalanmıştır. Önemli konulardan biri de genetik bozukluklardır Yaygın bir nükleer sanayinin yol açacağı genetik etkiler 2,6 Gün geç çocuk sahibi olmakla aynı değeri taşır. Geç yaşta annelikte, çocuğun dawn sendromu, Turner Sendromu vb. kromozomal düzensizliğe yakalanma şansı çok artarken; yaygın bir nükleer sanayinin bulunduğu yerlerde, normalde oluşan genetik bozuklukların üç binde biri kadar artış olmuştur.</p>
<p>Kimyasal Maddeler (kükürt di oksit in Suda çözünmesiyle ortaya çıkan bi sülfatlar, nitrojen oksitlerden elde edilen nitrözamin ve nitröz asiti vb.) genetik bozukluklara yol açarlar. Ayrıca Hava kirlenmesiyle kimyasal maddeler bozunurlar ve bir çok genetik bozukluklara sebebiyet verirler. Yine 28,35 g alkol, genetik etki bakımından 140 mrem lik radyasyona eşittir. Kafein de buna benzer.</p>
<p>‘‘Dünya televizyon kanallarından biri, bazı insanları korkutmak için çok fazla tahrip edici özelliği olan HURLER sendromuna yakalanmış iki güzel ikiz bebeği (çok cici elbiseler giydirilmiş olarak) konuk etmiştir. Tüm ayrıntılar bu hastalığın dehşet verici sonuçlarıyla ilgiliydi. 5 yaşına gelince kör ve sağır olacaklar, ve 10 yaşında ölmeden önce de kalp karaciğer, akciğer ve böbrek rahatsızlıkları geçireceklerdi.</p>
<p>Çok kısa bir süre için, radyasyonun söz konusu olduğu bir işte çalışmış olan babaları, seyircilere, çocuklarının genetik hastalığına kendisinin maruz kaldığı radyasyonun neden olduğunu açıkladı. Radyasyonun ne kadar korkunç bir şey olduğunu gösterebilecek daha etkili bir propaganda olabilir mi? Ancak babasının işi dolayısıyla aldığı radyasyonun sadece 1300 mrem olduğu; yani eşinin çocuklara hamile kaldığı zamana kadar aldığı doğal radyasyonun yarısından da az bir doz olduğu belirtilmedi. Bu dozda bir etkilenim sonucu çocukların genetik bozuklukla doğma olasılığı 25 binde bir dir; normal risk, kendiliğinden meydana gelen mutasyonlara bağlı olarak %3 tür. Çocukların genetik <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nlarının, babalarının işyerinde aldığı radyasyona bağlı olma olasılığı ise; binde birdir.’’</p>
<p>Nükleer enerji karşıtları her an yeni bahaneler üretmek isterler. Bunlardan biri de dünya ülkelerinin nükleer enerjiden vazgeçtiği söylentisidir. Dünya ülkeleri bu enerjiden vazgeçmemiştir. Sadece ekonomik durgunluk, Çernobil muhalifleri akımı, gelişmiş ülkelerin yeterince nükleer enerji santralleri olduğu için artık ihtiyaç duymaması gibi etkenler bu imajı ortaya çıkarmıştır. Bu enerjiden İsveç in vazgeçtiği söylenir. İsveç bu santrallerden vazgeçmemiştir.</p>
<p>Halen nükleer santraller çalışmaktadır ve asla vazgeçemez. Çünkü bu santraller çevreye hiçbir zarar vermemektedir (Aksine ekonomik faydası vardır, çevreye dosttur çünkü İsveç te diğer santral türlerinden Saatte 29 kg/h lık CO2 açığa çıkarken, nükleer santrali olmayan Danimarka da bu miktar 890 kg CO2 sınırını zorlamıştır). Ancak yeni santral yapmama kararı almıştır. Çünkü siyasiler, oy kaygısı çekmektedir. Ülkenin %60 ı nükleer enerjiye hayır demiştir. Yine Kanada Nükleer santral yapmamaktadır. Çünkü çok fazla santrali vardır. Bu ülkenin artık nükleer enerji santraline ihtiyacı yoktur.</p>
<p>Çin ve Kore 4 er tane santral inşa ediyor. Şu sıralarda inşa işlemi yavaşlatılmış durumdadır. Bunun sebebi, çevreye zarar verdiği değildir, tek sebebi ekonomik durgunluktur. Son 3 yılda 11 adet nükleer enerji santralleri inşasına başlanmıştır. 1996 yılında 4 ü Çin de olmak üzere 6 tane, 1997 yılında 1 adet G. Kore de, 1998 yılında 3 adet G. Kore de, 1999 yılında 1 adet Slovakya da başlanmış ve halen inşaları devam etmektedir.</p>
<p>Aklımıza şöyle bir soru gelebilir Niçin gelişmiş ülkeler de inşa işlemi yoktur Tek sebebi gelişmiş ülkelerin yeni santrallere ihtiyaç duymamasıdır. Bu ülkelerin yeterince santralleri vardır, bunlardan asla vazgeçmemiştirler, ve asla da vazgeçemezler. Fransa nın, yaklaşık olarak %75 lik enerji ihtiyacı nükleer reaktörler vasıtasıyla karşılanır. Yine ABD nin %25 lik enerji ihtiyacı bu enerjiyle karşılanır. Ülkemiz; stratejik açıdan çok önemli bir mevkii dedir. Uluslar arası gücümüzün sürekliliği için nükleer enerji santralleri şarttır.</p>
<p>En uygun bölge Akkuyu dur. Çünkü en güvenli yer orasıdır. Gerek soğutma suyuna (denize) yakınlığı ve gerekse deprem bölgesi olmayışı ile en uygun yerdir. Nükleer enerji santralleri insanoğlunun inşa ettiği en güvenli makinedir. Geçmişte olan nükleer enerji kazaları abartılmaktadır. Çünkü insanların aklına birden atom bombası gelmektedir. İyi bir nükleer enerji santrali atom bombasından bile etkilenmez. Günümüzde bir de rüzgar enerji santralleri ortaya atılmıştır.</p>
<p>Bu yeni enerji sistemi 4,6 cent/kW e enerji üretmektedir. Bu sistem çok ucuza enerji üretmektedir. Elbette ki inşasına karşı değiliz, yapılmalıdır. Ancak şu unutulmamalıdır ki hiçbir enerji, nükleer enerjiye alternatif değildir. Nükleer enerji 2,5 cent/kW e enerji üretmektedir. Ayrıca 1000 MW lık bir adet reaktör, 1 er MW lık 8000 adet rüzgar santraline eşdeğerdir. Çünkü 1 rüzgar paneli, 1 MW tan fazla enerji üretemez. Ürettiği enerjide %20 verimlidir. 8000 MW lık inşaa edilen rüzgar santralleri ancak 1000 MW enerji üretebilir.</p>
<p>8 adet reaktör (1 Akkuyu Projesi) = 64000 adet rüzgar paneli</p>
<p>8000 adet rüzgar santrali ise 100 lerce hektar arazinin işgali demektir. Bu araziye insan girmesi de sakıncalıdır. Yine güneş enerji üretimi metodu da buna benzer. Ülkemiz rüzgar ülkesi değildir. Bazı Ege kesimleri yeterli rüzgarı görmektedir. Elbette ki rüzgar sistemleri de kurulsun. O bölgeye bağımsız enerji sağlayabilir. Ya rüzgar kesilirse?</p>
<p>Nükleer enerjiye hiçbir enerji alternatif değildir. Dünyada 400 ün üzerinde nükleer santral vardır. En çok da Kanada da dır. Üstelik bu santrallerin çoğu turistik yerleşim merkezlerine yakındır. Pickering Santrali bir köyün içinde ve yat marinasıyla yan yanadır. Burada 8 reaktör vardır. Çevreye hiçbir zarar vermemektedir. Bu tür Candu santrallerinde asla serpinti olmaz. Bizim yapmayı tasarladığımız sistem de Kanada teknolojisine benzer. Bu sistemde serpinti ortaya çıksa; ilk önce yakıtın kendisi, nükleer serpintiyi adsorplar. Radyasyonun buradan kurtulduğunu düşünelim. Bu defa kapalı soğutucu sistem içinde kalır.</p>
<p>Buradan da kurtulduğunu varsayalım. Soğutucu sistemin dışında yine kapalı bir sistem olan reaktör koruma kabı vardır. Hadi buradan da kurtulduğunu düşünelim. Bu defa en dışta beton sistemi ve onun içinde 4-25 cm kalınlığında çelik sistemi bulunan, beton konteynır vardır. Zaten serpintinin bu kısma gelmesi mümkün değildir. Gelse bile asla dışarıya sızma yapmaz. Çernobil Santrali nde bu sistem yoktu. Sadece kütleyi taşıyacak çelik bir kap, ve dışta betonarme bir bina vardı. Zaten kazada vardiya değişimi sırasında reaktörün gücünün birden düşürülmesinden, yani insan hatasından meydana gelmiştir. Yeni, teknolojik santrallerde böyle hatalar olmaz. Serpinti ortaya çıksa bile yedi katmandan oluşan reaktörden, dışarıya asla sızıntı olmaz.</p>
<p>Elbette ki her enerji üretme sistemi çevreye zararlıdır. Ancak içlerinde en çevrecisi nükleer enerji santralidir. Nükleer enerjiye karşı olan insanlarımız, eski enerji üretim metotlarımızdan memnun gözüküyorlar. Ancak nasıl bir enerji üretimi yaptığımızı bilmiyorlar. Barajlarımız dönümlerce arazimizi Sular altında bırakmıştır, üstelik yetersizdir. Bu açığı kapatmak için kullandığımız termik santrallerimiz aracılığıyla tonlarca CO2, CO, SO2, NO2, ağır metallerden Ag, Pb, Sg U ve daha bir çok zararlı maddeleri doğaya verdiğimizden <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>leri var mıdır? En büyük çevre düşmanlığı bu dur. Yine enerji açığımızı doğal Gaz ile kapatmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Bu enerji türü, doğaya, termik santralden daha az zararlıdır. Ancak sonuçta zararlıdır, çünkü çevreye yine zararlı Gazlar verilmektedir. Üstelik doğal gaz bulmamız çok ta kolay değil. Eğer komşu doğal gaz ülkeleri bu enerji kaynağı transferini keserse açıkta kalırız. Alternatif enerji diye tasarlananların hiç biri, nükleer enerjiye alternatif olamaz. Alternatif diye düşünülen, güneş ve rüzgar enerjisinden başka bir de termal enerji vardır. Yer Altından gelen Sıcak Su çok korroziftir. Nitekim Denizli de ki su da böyledir. Ayrıca atık su ise çok zehirlidir. Bu Suyun tekrar yer Altına gönderilmesi gerekir. Çevreye zararlıdır. Bu enerji sistemi de, nükleer enerjiye asla alternatif olamaz. Türkiye nin en büyük barajı Atatürk Barajı dır. Bu barajın gücü 2400 MWh tir. Verimi ise %50 ile 1000 MWh tir. Akkuyu ya yapılması tasarlanan nükleer enerji santralindeki 8 adet reaktörün gücü ise 8000 MWh civarındadır. Buna göre;</p>
<p>8 adet Atatürk Barajı = 1 Akkuyu nükleer santrali (Enerji bakımından) olur.</p>
<p>Nükleer reaktör yakıtı olarak genelde U235 kullanılır. Yakıt reaktife girmeden önce doğal radyoaktiftir. 1&#215;1 cm ebadındadır. Bir yakıt kabında 37 tane çubuk kap sistemi vardır. Her çubuk 50 adet yakıt (1&#215;1 cm ebatlı) almaktadır. Bir yakıt kabı toplam; 37 x 50 = 1850 adet yakıt bulundurur. Bu da 1850 ton kömüre eşdeğerdir. Yine 1kg nükleer yakıt 2 milyon Litre benzine eşdeğerdir. Nükleer enerji karşıtlarının en önemli soruları, ‘’Nükleer atıklar ne yapılacaktır sorusudur.</p>
<p>Cevap olarak bir çok yöntem var. Bunlardan en önemlileri camlaştırma ve kayalaştırma yöntemidir Camlaştırma yöntemine göre; reaktörden çıkan atık, ilk 10 yıl reaktör kabı yanındaki <a href="http://www.matematikciler.com/havuz-problemleri/"target="_self"title="" >havuz</a>da bekletilir. Sonraki 20 yıl ise beton havuzda bekletilir. Atıkta U238, U237, Neptinyum, Sezyum vb. i maddeler bulunur. Bu atıklar istenirse sonsuza dek burada bekletilir. İstenirse camlaştırılarak (küçük Cam küreler halinde) etrafında çelik küre, yine etrafında fiziksel koruyucu, aşınmaya karşı etkileşimli madde, dış dolgu maddesi bulundurularak yerin 600 metre altına gömülür 600 metre aşağıda su olduğunu düşünelim; Bu su asla yer yüzüne çıkamaz.</p>
<p>Zaten 200 yıl sonra Atık maddenin %98 i kaybolur. Geriye %2 lik U238 U235 Protaktinyum, Plütonyum vb. g ışınımı yapan ve doğada çok fazla bulunan maddeler kalır. Bunlar zaten doğada çok fazladır. Yer yüzüne çıksalar bile radyoaktif tesirleri doğadaki gibi doğal normlarda olur. 200 yıl boyunca cam küreciklerde hiçbir aşınma olmaz (Mezopotamya da 3000 yıl dayanan Camlar su içerisinde bulunmuştur). Zaten 200 yıl sonra nükleer etki doğal hale gelir. Mutlaka çok azda olsa zehirlilik etkisi vardır, ancak Hg, Cd, As, Cd vb. gibi diğer zehirli kimyasallar la karşılaştırıldığında radyoaktivite için durum çok daha olumludur.</p>
<p>Kaya kütlelerine dönüştürme yöntemine göre ise; atıklar kayalaştırılarak yer altına gömülmektedir. Kayaların hareketi çok iyi bilindiği için hiçbir riski yoktur. 200 yıl sonunda zaten nükleer atık doğal radyoaktiviteye dönüşür. Biz bu sorunları düşünmem0eliyiz. Bilim adamları bu sorunları çözdüler. Bizler, kömürün yanmasıyla oluşan atıkları düşünelim (Her yıl Amerika da bu kirlilikten dolayı binlerce kişi ölmektedir). Baraj suları altında telef olan hektarlarca arazimizi düşünelim. Bunlara çözümler arayalım.</p>
<p>Sonuç olarak yüksek teknolojiyle inşa edilen bir reaktör, insanlara radyoaktif etki yapmaz. Reaktörlerin atık maddeleri de toprağın altına betonlanarak, çeliklenerek veya kurşunlanarak bırakıldığı taktirde izole edilir, zamanla zararsızlaşır. Bir gram aktif maddenin reaktörde yakılmasıyla;</p>
<p>E = m C2</p>
<p>kadar enerji açığa çıkar, sayısal değer olarak bu enerji;</p>
<p>E = m C2 = 1 g x (30.000.000.000 cm/sn)2 = 900.000.000.000.000.000.000 (900.000 katrilyon) Erg lik enerji açığa çıkar.</p>
<p>Q = 900.000 katrilyon erg x 0,00000002389cal/erg=1.501.000.000.000 cal/1g kadar ısı enerjisi açığa çıkar. Bu değer ise;</p>
<p>P = 25.002.000 kWh/1g güce eşittir.</p>
<p>Bu rakamlar hiçte küçümsenecek rakamlar değildir. Nükleer enerji aleyhindeki tepkiler halkımızın bilinçsizliğinden ileri gelmektedir. Reaktörler, diğer enerji kaynaklarına oranla daha tehlikesiz, daha yararlı, daha ucuz, ve daha çevrecidir. Niçin çevreci ve ekonomik yol varken diğerlerini alternatif kabul edelim?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/nukleer-enerji-ve-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gök neden gürler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gok-neden-gurler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gok-neden-gurler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:58:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1838</guid>
		<description><![CDATA[Niçin Gök Gürlüyor
Kış aylarında Kar yağarken şimşek yıldırım ve gök gürültüsü nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsü en çok yaz aylarında Hava ılık ve nemli iken yükselen Havanın etkisiyle olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları arasında ısı farkı az alçak seviyelerde ise nem de fazla olduğundan şimşek yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü olayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Niçin Gök Gürlüyor</p>
<p>Kış aylarında Kar yağarken şimşek yıldırım ve gök gürültüsü nadiren olur. Yıldırım ve gök gürültüsü en çok yaz aylarında Hava ılık ve nemli iken yükselen Havanın etkisiyle olur. Kış aylarında havanın alçak ve yüksek kısımları arasında ısı farkı az alçak seviyelerde ise nem de fazla olduğundan şimşek yıldırım ve sonucunda gök gürültüsü olayı daha az görülür.</p>
<p><span id="more-1838"></span></p>
<p>Şimşek veya yıldırım etraflarındaki Havayı saniyenin milyonda biri kadar bir sürede 30.000 dereceye kadar ısıtırlar. Isınan bu hava aniden genleşir genişler. normal Atmosfer basıncının neredeyse 100 misli bir basınçla ses hızından çok hızlı ses dalgaları yayar. Bu aynen ses hızını geçen uçaklarda olduğu gibi kulağımıza bir nevi patlama sesi olarak ulaşır. Buna gök gürlemesi diyoruz.</p>
<p>Şimşek de yıldırım da tek bir olay değil bir seri olayın birleşimidirler. Yıldırımın ilk çakışından sonraki yukarı doğru olan dönüş çakışında Elektrik akımı daha güçlü olduğundan kulağımıza gelen ikinci ses birincisinden güçlüdür.</p>
<p>Yıldırım veya şimşeğin görülmesi ile gök gürlemesinin duyulması arasında geçen süre saniye olarak ölçülür ve üçe bölünürse uzaklık kilometre olarak bulunabilir. Çünkü gök gürültüsünün sesi bize ses hızı ile ulaşırken şimşek ve yıldırımın görüntüsü gözümüze ışık hızıyla ulaşır.</p>
<p>Gök gürlemesi normal şartlarda 24 kilometreden daha fazla mesafelerden işitilmez</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gok-neden-gurler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mum yapımı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/mum-yapimi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/mum-yapimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1837</guid>
		<description><![CDATA[Mum Nedir Mum Yapımı
Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir.

Kap olarak güzel bir teneke kutu bir deniz kabuğu içi oyulmuş bir Ağaç dalı bir yumurta kabuğu veya Cam bir kase [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mum Nedir Mum Yapımı</p>
<p>Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir.</p>
<p><span id="more-1837"></span></p>
<p>Kap olarak güzel bir teneke kutu bir deniz kabuğu içi oyulmuş bir Ağaç dalı bir yumurta kabuğu veya Cam bir kase vb. kullanabilirsiniz. Kap içi mumu yapmak için aşağıdaki talimatların alt kısmındaki nota bakınız. Bu tariften 7×2 inç (yaklaşık 18×5 cm) boyutlarında bir mum elde edilmektedir.</p>
<p>Malzemeler<br />
9 inç (yaklaşık 23cm) b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>da #1 fitil. Eğer önceden hazırlanmış fitil almadıysanız mum yapma işine başlamadan önce fitili hazırlamalısınız. Bunu fitili yaklaşık 20 saniye boyunca erimiş parafin mumuna daldırarak yapabilirsiniz. Daha sonra fitili kuruması için parafinli Kağıt ve mutfak folyosunun üzerine bırakınız</p>
<p>1/2 pound&#8217;luk balmumu veya 1/2 poundluk parafin. Eğer balmumu yerine parafin kullanırsanız 0.8 onsluk stearine de ihtiyaç duyacaksınız</p>
<p>Muma renk veya koku vermeyi planlıyorsanız parafini kullanınız ve parafini eklemeden önce eritilmiş stearine koku (sadece birkaç damla) ve renk ekleyiniz.</p>
<p>7 x 2 inçlik (yaklaşık 18×5 cm) bir kalıp. Kalıbı hazırlamak için temiz ve kuru olduğundan emin olunuz. Mumu kalıptan kolayca çıkarabilmek için kalıbın içine bir parça silikon sprey sıkınız. Kalıbın altındaki delikten fitili geçiriniz ve yukarıya doğru çekiniz. Fitilin üst kısmını bir fitil iğnesine geçiriniz ve kalıbın üzerine bırakınız. Bu gergi çubuğu görevi görecektir. Kalıbı ters çeviriniz fitili ortalayınız gergin bir biçimde çekiniz ve bir parça kalıp mührü ile sabitleyiniz. Kalıptaki çatlakları kalıp mührü ile kapatınız.</p>
<p>İki katlı Tencerenin üst kısmında ve orta ateşte balmumunu eritiniz ve 160° F dereceye getiriniz.Parafin mumu kullanıyorsanız ilkönce stearin ekleyiniz ve sonra Sıcaklığı 190° F&#8217;a çıkarınız. Farklı kalıp malzemelerinin farklı mum ısıları gerektirdiğini unutmayınız. Kullandığınız kalıp için farklı bir ısı derecesine çıkmanız gerekiyorsa o ısı derecesine çıkınız. Mum doğru ısı derecesine ulaştığında onu dökme kabına aktarınız.</p>
<p>Mumu içine dökmeden önce kalıp ısısının oda sıcaklığına eşit olmasına (veya biraz daha Sıcak olabilir) dikkat ediniz. Eğer kalıp soğuksa mum her noktada eşit olarak donmayacaktır.</p>
<p>Mumu kalıba dökmek için kalıbı açılı (eğri) tutunuz (bu Hava kabarcıklarının oluşmasını önleyecektir) ve içi doldukça kalıbı yavaş yavaş düz konuma getiriniz. Kalıbın ağzından yaklaşık 1/2 inç<br />
(yaklaşık 127 cm) (aşağıda olan bir noktaya gelene dek doldurmaya devam ediniz.</p>
<p>Dar bir çubukla ve fitil iğnesi ile kalıbın içindeki mumu yavaşça karıştırınız ve kalıbın kenarlarını sıyırınız. Bu sayede içeride sıkışmış hava kabarcıkları çıkacak ve mum her noktada aynı şekilde donacaktır. Mumu yaklaşık bir Saat soğutunuz.</p>
<p>Mum soğurken küçülebilir ve fitilin etrafında hafif bir çentik oluşabilir. Bu durumu düzeltmek için bir fitil iğnesi alınız ve çentiğe birkaç defa batırınız. Mumu daha önceki ısıtma derecenizde yeniden ısıtınız ve çentiği yeniden doldurunuz. Buna çentik doldurma adı verilmektedir. Mumu bir saatin ardından yarım saat daha soğumaya bırakınız. Eğer gerekirse düz bir seviye elde eden dek mumun çentiklerini tekrar doldurunuz.</p>
<p>Mum 6 veya 8 saat boyunca soğuduktan sonra ve kalıbın kenarlarından ayrılmaya başladığında onu kalıptan çıkarabilirsiniz. Küçülmesi için mumu yaklaşık 20 Dakika boyunca buzdolabında tutunuz. Kalıp mührünü kalıbın Altından çıkarınız ve gergi çubuğunu kullanarak mumu kalıptan çıkarınız. Gergi çubuğunu çıkarınız ve mumu ters çeviriniz. Fitili mumun alt kısmındaki yüzeyden kesiniz. Mumun alt kısmını düzeltmek için içine folyo konmuş bir tepsiyi iyice ısıtınız Mumu sıcak folyonun üzerine koyunuz ve tabanı düzleşene dek birkaç saniye boyunca döndürünüz.Son olarak fitili üste 1/4 inç (yaklaşık 06 cm) kalacak şekilde kesiniz ve artık mumunuzu yakmaya hazırsınız.</p>
<p>NOT<br />
Eğer kap içinde bir mum yapıyorsanız bir tel göbek ve fitil desteği kullanınız. Kabın ½ inçini (yaklaşık 127 cm) dolduracak kadar mum dökerek onu kabın alt kısmına sabitleyiniz. Mum kuruduğunda fitilin ucunu bir gergi çubuğunun etrafına sarınız ve çubuğu kabın üzerine bırakınız. Fitili gergin hale getiriniz ve ortalayınız. Kabı mumla doldurunuz ve yukarıda belirtildiği şekilde çentikleri gideriniz.</p>
<p>Daldırma Mumlar Yapmak<br />
Bu tarifle 10 x 3/4 inçlik (yaklaşık 25×19 cm) altı tane ince mum yapılmaktadır.</p>
<p>İhtiyaç duyacağınız malzemeler<br />
4 poundluk (yaklaşık 1.8kg) balmumu.<br />
Üç tane 24 inç (yaklaşık 61 cm) boyunda düz örgülü 2/0 fitil</p>
<p>Bir kuruma rafı. Bir panoya ikişer çivi çakarak veya iki Sandalye arasına bir geçme veya çıta koyarak bir kurutma rafı yapabilirsiniz.</p>
<p>İki katlı tencerenin alt kısmına 12-inçlik (yaklaşık 305 cm) bir daldırma kutusu koyunuz ve orta ateşte ısıtınız. Mumu 160° F&#8217;e kadar ısıtınız.</p>
<p>Mumlarınızı çifter çifter daldırmaya başlamak için bir fitili üç parmağınızın üzerine sarınız ve yanlarının eşit şekilde ve serbest bir biçimde sarkmasını sağlayınız. 10 1/2 inçlik (yaklaşık 27 cm) fitili mumun içine daldırınız ve 10 saniye boyunca böyle tutunuz. Fitili çıkarınız ve bir kurutma rafının üzerine koyunuz. Bu fitili hazırlayacaktır ve muma ilk tabakayı ekleyecektir. Diğer iki fitili tıpkı birinci gibi daldırınız. 160° F&#8217;lık sabit ısıyı korumak için termometreyi sık sık kontrol ediniz. Yeniden ilk çiftle başlayınız ve 10 inçlik (yaklaşık 25 cm) bir mum yapmak için sadece 10 inçlik fitili (yaklaşık 25 cm) daldırınız. Aynı işlemi diğer iki çift için de tekrarlayınız ve her seferinde kuruma rafının üzerine koyunuz.</p>
<p>Daldırmalar arasındaki ideal kuruma süresi çalıştığınız odanın sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir. Oda ne kadar soğuksa kuruma süresi de o kadar kısadır. En iyi sonucu almak için mumları bir önceki tabaka hala yapışkanken daldırınız. Çapları 3/4 inç (yaklaşık 19 cm) olana dek mumları daldırmaya devam ediniz (yaklaşık 30 daldırma) ve sonra bir kez daha daldırınız.</p>
<p>Muma pürüzsüz temiz bir son kat vermek için mum sıcaklığını 180° F&#8217;a çıkarınız. Her mum çiftini yaklaşık 3 saniye boyunca daldırınız. Mumların 4 dakika kurumasına izin veriniz. Parmak izi bırakmamak için mumu parafinli kağıtla tutunuz. Keskin bir bıçakla mumların Altını düzleyiniz. Mumları kuruma rafına geri koyunuz ve birkaç saat veya gece boyunca kurumaya bırakınız. Fitilleri 1/4 inç (yaklaşık 06 cm) kalacak şekilde kesiniz ve mumlarınız yanmaya hazır.</p>
<p>Yuvarlak Mumlar Yapmak<br />
Yuvarlak mumların yapılışı çok kolaydır. Aşağıdaki tarifle 8 x 7/8 inçlik (yaklaşık 20×22 cm) iki yuvarlak mum yapılabilir.</p>
<p>İhtiyaç duyacağınız malzemeler<br />
8 x 16 inçlik (yaklaşık 20×40 cm) bir balmumu tabakası.<br />
10 inçlik (yaklaşık 25 cm) örgülü bir 2/0 fitil.</p>
<p>Fitili hazırlamak için 1 ila 2 ons (yaklaşık 28-56gr) parafin mumu Fitili kalıplı mumlar için açıklandığı şekilde hazırlayabilirsiniz.</p>
<p>Bir cetvel ve bir bıçak kullanarak balmumu tabakasını 8 inlik (yaklaşık 20 cm) parçalar oluşturacak şekilde ikiye kesiniz. Mumu hafifçe yumuşatmak için bir saç kurutma makinesi kullanınız. Mumu çok fazla yumuşatmayınız.</p>
<p>Fitili mumun kenarlarında birine bastırınız; her iki uçtan da 1 inçlik (yaklaşık 254 cm) fitil sarkmalıdır. Balmumunun ve parmaklarınızın arasına parafinli Kağıt koyarak mumu sıkıca sarınız. Parafinli Kağıdın araya sıkışmaması için onu da hareket ettiriniz.</p>
<p>Mum tamamen sarıldığında mumun kenarını muma bastırınız ve yapıştırınız. Mumu saç kurutma makinesi ile kurutmanız gerekebilir. Aynı işlemleri ikinci mum tabakası için de tekrarlayınız. Fitilleri 1/4 inç (yaklaşık 06 cm) kalacak şekilde kesiniz ve mumlarınız yanmaya hazır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/mum-yapimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mikrodalga fırının zararları</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/mikrodalga-firinin-zararlari/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/mikrodalga-firinin-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:56:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1836</guid>
		<description><![CDATA[Mikrodalga Fırın icat
Percy LeBaron Spencer&#8217;ın mikrodalgaların mutfakta kullanım potansiyelini, cebindeki çikolatalı fıstıklı gofreti erimiş halde bulduğunda keşfettiği söylenir mikrodalga yayan ve magnetron adı verilen bir aygıtın önünden az önce geçmiş ve çikolatayı eriten şeyin o olup olmadığını araştırmaya karar vermiş. İçi boş magnetron, 1940&#8242;ların başlarında, Sir John Randall ve Dr. H.A.H. Boot adlı fizikçiler tarafından, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mikrodalga Fırın icat</p>
<p>Percy LeBaron Spencer&#8217;ın mikrodalgaların mutfakta kullanım potansiyelini, cebindeki çikolatalı fıstıklı gofreti erimiş halde bulduğunda keşfettiği söylenir mikrodalga yayan ve magnetron adı verilen bir aygıtın önünden az önce geçmiş ve çikolatayı eriten şeyin o olup olmadığını araştırmaya karar vermiş. İçi boş magnetron, 1940&#8242;ların başlarında, Sir John Randall ve Dr. H.A.H. Boot adlı fizikçiler tarafından, uçak radarlarında kullanılacak mikrodalga üretme aracı olarak geliştirilmişti İki fizikçi, icatlarının patentini 1947&#8242;de alacaktı. Bu yeni radar teknolojisi, savaş dönemi müttefiki ABD ile paylaşıldı Başkan Roosevelt, kavite magnetronunun taktik öneminin çok iyi farkına vararak, onu &#8220;Kıyılarımıza ulaşmış en iyi kargo&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p><span id="more-1836"></span></p>
<p>Newton&#8217;daki Raytheon Manufacturing firmasında çalışan Spencer,aygıtta birçok değişiklik önerdi sonuçta, beklendiği gibi magnetron üretim sözleşmesini Raytheon firması kazandı.</p>
<p>Bugün artık ısı yayımından çok, Moleküllerin ayrımıyla gerçekleştiği bilinen mikrodalga ışının ısıtma etkisini fark eden Spencer araştırmasını daha da derinleştirdi. Mikrodalga ışının önüne bir torba mısır koydu ve saniyeler sonra bir torba patlamış mısır elde etti. Ardından, çaydanlığın yan tarafına bir delik açıp magnetrondan çıkan mikrodalga ışınını deliğin içine yönlendirerek dünyanın ilk mikrodalga fırınını yarattı.</p>
<p>Çaydanlığın içine yerleştirilen bir yumurta o kadar çabuk pişti ki, sonunda görkemli bir şekilde patladı bu gösteri Spencer&#8217;ın buluşunu geliştirme yolunda çalışmaya başlama konusunda Raytheon&#8217;u ikna etmeye yetecekti.</p>
<p>Spencer, 8 Ekim 1945&#8242;te, &#8220;gıda Maddelerini işleyen bir yöntem&#8221; için Patent başvurusu yaptı. Bu buluşun Patenti 1950 yılında onaylandı. 1946 yılında Boston&#8217;daki bir restorana mikrodalga fırının ilk prototipini yerleştirdi. Prototip başarılı olunca, Raytheon ilk ticari mikrodalga fırınını Radarange adıyla 1947 yılında üretti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/mikrodalga-firinin-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mıknatıs nedir. Kullanıldığı yerler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/miknatis-nedir-kullanildigi-yerler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/miknatis-nedir-kullanildigi-yerler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:55:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1835</guid>
		<description><![CDATA[Mıknatıs Nedir Mıknatısın Tanımı Anlamı
Demir Nikel çelik gibi bazı metalleri kendine çeken bunu da manyetik kutup özelliği sayesinde yapabilen Maddeye mıknatıs denmiş. Manyetik alana sahip materyale mıknatıs denir yani. O da özünde bir metaldir ve çoğunlukla “U” harfi şeklinde biçimlendirilmiştir. İki ucu diğer bir deyişle iki kutbu manyetik bir itme ve çekme gücüne sahiptir.

Aslında her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mıknatıs Nedir Mıknatısın Tanımı Anlamı</p>
<p>Demir Nikel çelik gibi bazı metalleri kendine çeken bunu da manyetik kutup özelliği sayesinde yapabilen Maddeye mıknatıs denmiş. Manyetik alana sahip materyale mıknatıs denir yani. O da özünde bir metaldir ve çoğunlukla “U” harfi şeklinde biçimlendirilmiştir. İki ucu diğer bir deyişle iki kutbu manyetik bir itme ve çekme gücüne sahiptir.</p>
<p><span id="more-1835"></span></p>
<p>Aslında her şeyin kendine göre bir çekilme yetisi vardır. Demirinki çok yüksekken Sıvı oksijeninki çok düşüktür örneğin. Su bile manyetik alan tarafından hareketlendirilebilir.</p>
<p>Bahsettiğimiz bu manyetik çekiş ve itiş gücüne doğal olarak sahip bulunan tiptekilere tabii ya da doğal mıknatıs sonradan kazandırılan güçlerle bu hale gelmiş olanlara suni ya da yapay mıknatıs ham demirden bir parçanın çevresine sarılmış selenoit isimli geçirgen bir madde yardımıyla Elektrik akımı geçiren ve bu şekilde mıknatıs özelliği kazanmış olanlara da elektromıknatıs denir. Elektromıknatıs geçici diğer ikisi ise kalıcı mıknatıs özelliğine sahiptir.</p>
<p>Magnetit olarak bilinen ve kimyasal açılımı Fe3O4 olan demir cevheri magnetik özellikler taşır. Mıknatıs taşı denen ve doğal olarak çekim gücüne sahip olan cevher de mıknatıs yapımında kullanılır. Ancak bunu çokça bulmak mümkün değildir.</p>
<p>Manyetik alanın birimi tesla manyetik alanın çekim gücü birimi ise &#8216;weber&#8217;dir.</p>
<p>İsim kökeni ve kısa tarihi</p>
<p>Mıknatıs sözcüğünün kökeninin bizim topraklardan geldiğine dair bir bilgi var<br />
İngilizce &#8216;magnet&#8217; kelimesi mıknatıs maddesinin çok bulunduğu Manisa eski adıyla Magnesia&#8217;dan türemiş. Bir diğer bilgi de Latin kökenli &#8216;manyes&#8217; kelimesinin &#8216;manyesia&#8217;ya dönüşmesi ve İngilizce &#8216;magnet&#8217; e dönüşmüş olduğudur.</p>
<p>Mıknatıs kullanarak ilk kez pusula yapan millet kimilerine göre Araplar olmasına rağmen çoğu tarihçi Çinliler üzerinde duruyor. Mıknatıs taşının tahta üzerine yerleştirilip su dolu bir kaba bırakıldığında kuzey – güney doğrultusunu işaret ettiğini nasıl buldular onu bilemiyoruz tabii ki. Bildiğimiz onları Yunanlıların takip ettiği. Ünlü filozof ve bilim adamı Tales magnetizma konusunda o zamana kadarki en ciddi araştırmaları yapmış ve bulduklarını aktarmış. İngiliz bilim insanı William Gilbert de “De Magnete” isimli kitabında dünyanın küresel bir mıknatıs olduğunu açıklamış. Buna göre elimizdeki pusula doğal olarak yerkürenin manyetik kutbunu işaret ediyor.</p>
<p>Elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki tabii ki bundan çok uzun zaman sonra ortaya çıkarılabilmiş. 1819&#8242;da Danimarkalı profesör Hans Christian Oersted bir derste uyguladığı deneyde elektrik devresinin açılma ve kapanması ile yakında bulunan pusulanın iğnesinin saptığını görmüş. Araştırmasını bu yönde geliştirince bir mıknatısın yanındaki telin içinden akım geçirildiğinde mıknatısın teli hareket ettirdiğini gözlemiş. Böylece elektrik ile magnetizma arasındaki ilişki kanıtlanmış. Andre Marie Ampere Dominique François Arago Georg Simon Ohm Michael Faraday gibi ünlü bilimciler bu konudaki bulguları gitgide daha da geliştirmişler. Elektrik ve magnetizma arasındaki çalışmaları o zaman için en üst düzeye çıkaran bilim adamı ise James Clerk Maxwell olmuş.</p>
<p>Mıknatıs kutuplarını belirlemek için kuzey ve güney ifadeleri kullanılır. Bu aslında yerkürenin manyetik alanı ile benzeşir. Yerküreyi bir mıknatıs gibi düşünürsek Kuzey Kutbu tarafındaki manyetik kutup güney Güney Kutbu tarafındaki manyetik kutup ise kuzey olur. Bu tersliği özellikle vurgulayalım. Kendi haline bırakılan bir mıknatıs gidip kuzey-güney yönünü bulacaktır. Kuzey Kutbu&#8217;nu gösteren tarafı <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >Pozitif</a> kutup Güney Kutbu&#8217;na dönük tarafı ise Negatif kutup olarak adlandırılır. Zıt kutuplar birbirini çekerken aynı kutuplar itme eğilimi gösterirler.</p>
<p>Elimize bir çubuk mıknatıs alıp onu bir şekilde ikiye bölebilirsek ayrı iki mıknatıs elde ederiz ve onun da aynı şekilde kutupları olur. Bu iki kutbun çekim gücü de birbirine eşit. Zaten kutup dediğimiz kısımlar Atomların diziliminden ötürü manyetik alanın en güçlü olduğu yerler.</p>
<p>Bilimsel adı manyetit olan doğal mıknatıs kristal yapılı bir demir cevheridir. Manyetik kutup özelliği taşıyan nikel kobalt gibi özel maddeler çeşitli şekilde bildiğimiz mıknatıs haline getirilebilir: Var olan bir mıknatıs ile temas ettirilebilir veya yerkürenin manyetik meridyenine paralel bir şekilde yerleştirilip sert bir darbe uygulanabilir.</p>
<p>Bütün maddeler proton nötron Elektron gibi parçacıklardan oluşur. Bunlar en basit ifadeyle kendi kendilerine dönerler ve bu da onlara bir manyetik alan gücü kazandırır. Bu mantıkla tüm maddelerin manyetik olması gerekir ama güçleri farklıdır. Bunun sebebi de parçacıkların dizilimidir. Örneğin eğer parçacıklar çok sık dizilmişse her biri bir diğerinin manyetik alanını ortadan kaldırır. Mıknatısta bu dizilim en yüksek çekimi oluşturacak biçimdedir.</p>
<p>Elektronlar manyetik alan oluşturma işinde çok başarılıdır. Bir Atom içinde Elektronlar yörüngelere dizilmiş çiftler halinde ya da tek tek bulunabilir. Çift halinde iseler dönüş yönleri birbirine terstir. Bazı Atomlarda da çift olmayan elektronlar bulunur. Tüm mıknatıslar çift olmayan Elektronlara sahiptir ama çift elektronlu tüm Atomlar manyetik olmayabilir.</p>
<p>Elektromıknatıs yapmak için yalıtılmış çok ince kablolar ham demire sarılır ve kablolardan elektrik akımı geçirilir. Elektrik akımı kesildiğinde mıknatıs özelliği de kaybolur. Manyetik alanlar elektrik akımları sayesinde oluşur. Akım taşıyan tek bir telin çekim gücü az olacağı için bobin denen makara etrafına bir çok tel sarılır ve çekim alanı böylece güçlendirilir. Bakın şurada minik bir elektromıknatıs yapmanın en basit yolu anlatılmış.</p>
<p>Mıknatısla ilgili diğer bazı bilgiler<br />
Mıknatısın kullanıldığı başlıca yerlere bakacak olursak pusula bildiğimiz VHS <a href="http://www.matematikciler.com/category/video-ders/"title="" >video</a>lar kasetler bilgisayarların içindeki floppy diskler ve hard diskler kredi ve ATM kartları Televizyon ve bilgisayar monitörleri kapı zili hoparlör ve mikrofonlar elektrikli motor ve jeneratörler transformatörler öne çıkıyor. Dikiş makinelerini de unutmayalım; yere saçılan bin tane toplu iğneyi en ufak hasarla toplamanın tek yolu mıknatıs değilse nedir? Bir de buzdolabı kapaklarının üstüne yapıştırılan süsler var tabii.</p>
<p>Eğer canınız bir mıknatısı bozmak istiyorsa çok fazla ısıtın mıknatısları birbirine vurun ya da mıknatısın üzerine ağır bir şeyle darbeler indirin. Canınız kıymetli Elektronik cihazlarınızı bozmak istiyorsa da yanlarına bolca mıknatıs yerleştirin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/miknatis-nedir-kullanildigi-yerler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Madde ve ÖZELLİKLERİ</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/madde-ve-ozellikleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/madde-ve-ozellikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/madde-ve-ozellikleri/</guid>
		<description><![CDATA[Madde ve ÖZELLİKLERİ
Kimya: Maddelerin iç yapısını özelliklerini ve maddeler arası ilişkileri
inceleyip kanunlaştıran Pozitif bilim dalıdır.
Madde: Kimyanın konusunu madde oluşturur. Kütlesi ve Hacmi olan yani doğada yer
kaplayan her şeye madde denir.
MADDENİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
A) Kütle ve Ağırlık: Kütle bir cismin kapladığı madde miktarının bir ölçüsüdür.
Kütle terazi ile ölçülür. Her maddenin bir kütlesi olduğundan iki maddeyi
birbirinden ayırmada kütle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Madde ve ÖZELLİKLERİ</p>
<p>Kimya: Maddelerin iç yapısını özelliklerini ve maddeler arası ilişkileri<br />
inceleyip kanunlaştıran <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >Pozitif</a> bilim dalıdır.</p>
<p>Madde: Kimyanın konusunu madde oluşturur. Kütlesi ve Hacmi olan yani doğada yer<br />
kaplayan her şeye madde denir.</p>
<p>MADDENİN ORTAK ÖZELLİKLERİ</p>
<p>A) Kütle ve Ağırlık: Kütle bir cismin kapladığı madde miktarının bir ölçüsüdür.<br />
Kütle terazi ile ölçülür. Her maddenin bir kütlesi olduğundan iki maddeyi<br />
birbirinden ayırmada kütle kullanılmaz. ağırlık ise bir kütleye etki eden yer<br />
çekimi kuvvetidir. Yer çekimi kuveti yöreden yöreye farklılık gösterir. Bu<br />
farklılığı gösterdiğinden madde miktarının ölçülmesinde yararlanılan bir özellik<br />
değildir.</p>
<p>MADDELERİN SINIFLANDIRILMASI</p>
<p>MADDE</p>
<p>SAF (ARI) MADDELER KARIŞIMLAR</p>
<p>Metaller Cu Fe Cr Ni Ag Au Zn Al Soygazlar He Ne Ar Kr Xe Rn Ametaller OHFClBrNC<br />
Bileşikler Organikİnorganika)Asitlerb)Bazlarc)Tuzlard)Oksitle r Homojen<br />
(Çözeltiler) 1. Katı-Sıvı (Şekerli Su) 2. Sıvı-Sıvı (Alkollü Su) 3. Sıvı-Gaz<br />
(Gazoz) 4.Katı-Katı (Alaşımlar) 5. Gaz-Gaz (Hava) Heterojen 1.Katı-Katı (Toprak)<br />
2.Katı-Sıvı (Süspansiyon) (Tebeşir Tozu-Su Karışımı) 3.Sıvı-Sıvı (Emilsiyon)(Zeytinyağlı-Su)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/madde-ve-ozellikleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Madde döngüsü nedir nasıl oluşur</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/madde-dongusu-nedir-nasil-olusur/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/madde-dongusu-nedir-nasil-olusur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:40:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Madde Döngüsü Nedir
Yaşama birliklerinde ve onun büyütülmüşü olan tabiatta canlılığın aksamadan devam edebilmesi için bazı önemli maddelerin kullanılan kadar da üretilmesi gerekmektedir.Doğada ekolojik önemi
olan bu maddeler Canlılar ve çevreleri arasında alınıp verilir.Bu maddeler güneş enerjisi yardımıyla belirli yörüngeleri izleyerek dolaşımlarını tamamlarlar.Maddelerin ekosistemdeki bu dolaşımına madde döngüsü denir.Tüm maddeler döngü yoluyla sürekli olarak canlılar tarafından yeniden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Madde Döngüsü Nedir</p>
<p>Yaşama birliklerinde ve onun büyütülmüşü olan tabiatta canlılığın aksamadan devam edebilmesi için bazı önemli maddelerin kullanılan kadar da üretilmesi gerekmektedir.Doğada ekolojik önemi</p>
<p>olan bu maddeler Canlılar ve çevreleri arasında alınıp verilir.Bu maddeler güneş enerjisi yardımıyla belirli yörüngeleri izleyerek dolaşımlarını tamamlarlar.Maddelerin ekosistemdeki bu dolaşımına madde döngüsü denir.Tüm maddeler döngü yoluyla sürekli olarak canlılar tarafından yeniden kullanılır.</p>
<p><span id="more-1833"></span></p>
<p>Canlılar için gerekli olup devredilmesi gereken maddelerin en önemlileri Oksijen suazotkar bonfosfor ve kükürttür. Bu madde döngülerindeki en önemli rolü saprofitler ve kemosentetik bakteriler üstlenmektedir. Çünkü bunlar doğada her an toprağa düşen organik artıkları ve cesetleri ayrıştırarak inorganik maddelere dönüştürürler.Daha sonra bu yollarla serbest kalan inorganik maddeler yeniden Fotosentez ve kemosentez yoluyla kullanılır hale getirilir.Fotosentez ve kemosentez olaylarıyla tekrar inorganik maddeler organik maddelere dönüştürülür. Bu organik artıklar yaprak o dun kaya parçaları ve hayvan leşleri olabilir.Doğada hiçbir zaman madde kaybı söz konusu değildir.</p>
<p>KARBON DÖNGÜSÜ<br />
Canlı yapısının en önemli elementlerinden birisi karbondur.Bütün organik bileşiklerin temel yapı elemanıdır.Bunun için Canlı organizmalar karbonlu bileşikleri kullanmak zorundadırlar.</p>
<p>Karbon doğada hem Mineral biçiminde (kömür elmas Gaz halinde ya da Suda çözünmüş durumda Karbondioksit olarak) hem de organik biçimde (canlı varlıklarca oluşturulan moleküllerde) bulunur. Yeşil Bitkiler güneşten gelen ışık ve doğadan absorbe ettikleri Su ve karbondioksit molekülleri ile organik maddeleri sentezlerler.Bazı bakteriler ise besini kemosentez yoluyla üretirler.Bitki ve bazı bak-</p>
<p>terilerin sentezlediği organik maddeler arasında karbonhidrat önemli bir yer tutar.Karbonhidratları ve türevlerini saprofit bakteriler absorbe ederek ve hayvanlar besin olarak tüketerek solunumda kullanmaları sonucu Atmosfere serbest karbondioksit bırakırlar.</p>
<p>Gerek hayvanların gerekse mikroorganizmaların ölümleri sonucunda Toprakta ayrışmaya başlayan vücut yapıları metan bakterileri tarafından ayrıştırılarak CO &#8216; ye dönüştürülür ve atmosfere serbest olarak bırakılır.Şemada görüldüğü gibi CO ışık ve su varlığında tekrar bitkiler tarafından fotosentez reaksiyonlarında kullanılır.</p>
<p>Bunun dışında Bitki ve hayvan ölüleri toprağın çok derinlerinde yüksek Basınç ve Sıcaklık etkisi altında petrol ve kömür gibi yapılara dönüşebilirler.Petrol ve kömür insanlar tarafından enerji ihtiyaçları için kullanılırken yine açığa karbondioksit (CO ) ve<br />
karbon monoksit (CO) gazları çıkar.</p>
<p>AZOT DÖNGÜSÜ<br />
Tek hücreli olsun çok hücreli olsun doğadaki tüm canlılar yapılarına aldıkları besin maddeleri ile amino Asit ve bu amino Asitlerden de Protein sentez ederler.Protein sentezi için gereken ana Elementler ise karbondan sonra azottur.Azot gerek Proteinlerin gerekse DNA &#8216; nın moleküler yapısı için gerekli olan çok önemli bir Elementtir.Canlılar bunun için Azotu kullanmak zorundadırlar.</p>
<p>Atmosferde %78 gibi yüksek bir oranda Azot vardır.Fakat çoğu canlı Atmosferdeki serbest azotu doğrudan kullanamaz.Azotun önce bakteriler su yosunları ve bazı likenler tarafından başka elementler-le birleştirilerek nitratlara dönüştürülmesi gerekir.</p>
<p>Havadaki azot gazıt oprak taki azot tutucu bakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür.Bitkiler büyümeleri için gerekli azotu sağlamak için nitratları soğururlar.Hayvanlar bu bitkilerle beslenirler.Bakteri ve mantarlar ölü bitki ve hayvanları toprağa amonyum bileşikleri yayarak çürütürler.Nitrat tutan bakteriler bu amonyum bileşiklerini daha sonra Bitkilerde kullanmak için nitrata dönüşen nitrite dönüştürürler.Nitrat bozan bakteriler azot bileşiklerinin yeniden azot gazına dönüşmesini sağlarlar (denitrifikasyon).</p>
<p>Atmosfere serbest bırakılan azot diğer mikroorganizmalar yada mantar yosun vb. gibi canlılar tarafından absorbe edilerek protein sentezinde kullanılırlar.Bitkilerin kendileri de azotu kullanıp protein sentezlediği gibi hayvanlar tarafından tüketilerek sindirildikten sonra yapılarındaki azotla yine protein sentezi gerçekleştirilir.Ayrıca yıldırım ve şimşek gibi gibi doğa olayları toprağa azot bağlanmasında etki ederler.</p>
<p>SU DÖNGÜSÜ<br />
Su bazı doğal kuvvetler ve Hava hareketleriyle Atmosfer ile yer yüzündeki karalar ve Sular arasında sistemli bir şekilde hareket etmektedir.Buna su döngüsü veya hidrolojik dolaşım denir.</p>
<p>Güneş enerjisinin ısıtmasıyla çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı yağmur Kar dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner.Bu Suyun bir miktarı yer altı sularına karışırkendaha büyük bir kısmıgöl ve deniz gibi kaynaklarda birikir.Su döngüsü de öteki tüm döngüler gibi süreklidir.Bitkiler de terleme ile su döngüsüne katılır.</p>
<p>Yer yüzündeki bütün sularsu döngüsüne katılmaktadır.Yani denizlerden buharlaşan<br />
suy ağış olarak yer yüzüne dönmekte bir kısmı yüzeysel sularda birikip bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır. Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve Okyanuslardır.Burada toplanan sularsu döngüsüne devam eder(uzun su devri).Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur kar dolu biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine kısa su devri denir.</p>
<p>Buharlaşma ve terleme yoluyla yükselen subulutlarda yoğunlaşır.Bunun sonunda da yağış oluşur.Yağış olarak geri dönen suyun bir kısmı yüzey sularında (göl ve denizlerde) depo edilir.Diğer kısmı yer altı sularına karışır.Toprağa giren su yer altı Suyu olarak tekrar denizlere akar.Bu şekilde su döngüsü tamamlanmış olur.</p>
<p>OKSİJEN DÖNGÜSÜ<br />
Oksijen değişik biçimlere dönüşerek doğada sürekli bir döngü içerisindedir.Havada<br />
gaz suda ise çözünmüş olarak bulunan oksijenserbest halde azottan sonra en çok bulunan elementtir.Hayvanların ve basit yapılı Bitkilerin solunum yoluyla aldıkları oksijen Hidrojenle birleşince su oluşur.Bu su daha sonra dışarıya atılarak</p>
<p>doğaya verilir.Ortamdaki karbondioksit algler ve yeşil bitkiler tarafından fotosentez yoluyla karbonhidratlara dönüştürülür yan ürün olarak da oksijen açığa çıkar.Dünyadaki sular biyosferin başlıca oksijen kaynağıdır.Oksijenin</p>
<p>yaklaşık %90 ının bu sularda yaşayan alglerce karşılandığı tespit edilmiştir.Diğer döngülerde de bazı aşamalarda Oksijenin yer aldığı bilinmektedir.Atmosferdeki oksijen oranı sabittir.Çünkü solunum durmayan bir olaydır ve bütün canlılar tarafından gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>FOSFOR DÖNGÜSÜ<br />
Fosfor da canlılar için gerekli temel maddelerdendir.Hücrelerde nükleik Asitlerin enerji aktarımlarını sağlayan adenozin trifosfat (ATP) maddesinde hücre zarının yapısında ayrıca kemik ve dişlerin yapısında bulunur.</p>
<p>Fosfor diğer elementler gibi doğada bileşikler halinde bulunur.Fakat bu bileşikler suda kolay çözünmezler.Fosfor bileşikleri özellikle kemik diş kabuk gibi hayvansal atıklarda ve doğal kayaçlarda bulunurlar.Bu bileşikler suda çözünmedikleri için diğer bazı bileşiklerle reaksiyona girerler.Bu bileşiklerin başında nitrat ve sülfirik asit yer alır.Suda kolay kolay çözünmeyen fosfatlı bu bileşikler bu yolla çözülürler ve oluşan bu fosfat Tuzları bitkiler tarafından absorbe edilebilirler.Bitkilerin hayvanlar tarafından besin olarak tüketilmesiyle fosfor dolaylı yoldan hayvanlara geçmiş olur.Fosfat<br />
organizma artıkları ile toprağa geçer ya da çözülmeyen bileşikler şeklinde diş kemik ve kabukların yapısına katılırlar.</p>
<p>Fosfat kuş ve balıkların kemiklerinde de bulunduğu için bu hayvanların ölmesi halinde fosilleri kayaçlara gömülebilir.Fosfat bileşiklerini ihtiva eden bu kayaçlar yeryüzü hareketleriyle parçalanmaya uğrayarak tekrar doğaya karışabilir.Bunun yanında volkanik faaliyetlerle magma tabaasından yeryüzüne ilave olarak fosfat kazandırılabilir.Yine bazı tür bakteriler ortamda bulunan fosfatlı bileşikleri kemosentez reaksiyonlarıyla işleyerek çözünebilen fosfat tuzları (CaHPO ve CaSO gibi) haline getirebilirler.</p>
<p>Fosfor döngüsünün temelini fosforun karalardan denizlere veya denizlerden karalara taşınması oluşturur.Fosfatlı kayalardaki fosforun bir kısmıerozyon yoluyla suda çözünmüş hale gelir.Bu inorganik fosfat bitkilercesuda çözünmüş ortofosfat biçiminde alınırorganik fosfatlara çevrilir.Beslenme zinciriyle otobur ve etobur hayvanlara aktarılır.Bitki<br />
artıkları hayvan ölüleri ve salgılarındaki organik fosfatlar ayrıştırıcı mikroorganizmalar yardımıyla inorganik duruma çevrilir.Böylece yeniden bitkilerce alınmaya hazırdır.Jeolojik hareketlerden<br />
başka fosforun denizlerden karalara dönüşü balıkçılık ve balık yiyen deniz kuşlarının dışkıları yoluyla olur.</p>
<p>KÜKÜRT DÖNGÜSÜ<br />
Kükürttoprakta ve proteinlerin yapısında bol miktarda bulunur.Fakat bitkiler kükürdü sülfatlara çevrildikten sonra kullanabilirler.<br />
Kükürt içeren Proteinler önce topraktaki çeşitli organizmalar aracılığıyla kendilerini oluşturan aminoasitlere</p>
<p>parçalanır ardından aminoasitlerdeki kükürt başka bir dizi Toprak mikroorganizması yardımıyla Hidrojen sülfüre dönüşür.Hidrojen sülfür Oksijenli</p>
<p>ortamda kükürt bakterileri aracılığıyla önce kükürde sonra sülfata çevrilir sülfatlar da başka bakteriler tarafından yeniden hidrojen sülfüre dönüşür.Eğer bitki veya hayvan</p>
<p>ölürse yapılarındaki Proteinin parçalanmasıyla kükürt H S şeklinde açığa çıkar.H S kükürt bakterileri tarafından önce S O ye daha sonra da S O iyonuna dönüştürülür.</p>
<p>SO iyonları bazen doğada serbest olarak reaksiyona girerek sülfatlı bileşikleri de verebilirler.Organizmalar tarafından alındığı takdirde kükürt içeren iki aminoasit olan Sistein ve Metionin’nin yapısına katılırlar.</p>
<p>MADDE DÖNGÜLERİNİN YARARLARI<br />
Tüm canlılar dünyanın yüzeyinde ya da yüzeye çok yakın ince bir toprak katmanında yaşarlar ve güneş enerjisinin dışındaki gerekse-nimlerini bu katmanın içerdiği kaynaklardan karşılarlar.Eğer yaşa-mın sürmesi için gerekli olan su oksijen ve diğer maddeler sadece bir kez kullanılmış olsaydı hepsi şimdiye kadar tükenmiş olurdu.<br />
Doğanın tüm işlevlerinin çevrimler halinde düzenlenmiş olması bu işlevlerin sonsuza dek yinelenmesini sağlamaktadır.Hava su toprak</p>
<p>bitkiler ve hayvanlar arasında sürekli bir alışveriş olması yeryüzünün tüm zenginliklerinin tekrar tekrar kullanılabilmesine ve böylelikle yaşamın sürmesine olanak verir.</p>
<p>Su Döngüsü<br />
Dünya üzerinde su döngüsü olmasaydı Canlıların yaşama olanakları ortadan kalkardı.Örneğin;dünya üzerine ortalama olarak yılda 1000 mm yağış düşmektedir.Eğer su döngüsü olmasaydı bu miktar sadece 24 mm olacaktı.Çünkü Havada buhar halinde tutulan su ancak 24 mm yağış verebilecek miktardadır.Bu nedenle ancak su döngüsüyle bir su damlacığının buharlaşması ve yağış halinde yer yüzüne düşmesi olayı yılda 40-42 kez tekrarlanarak yıllık ortalama 1000 mm yağış meydana getirebilmektedir.</p>
<p>Karbon ve Oksijen Döngüsü<br />
Bir dönümlük şeker kamışı her yıl Atmosfer tabakasından 20 ton kadar karbondioksit kullanılır.Bitki ve hayvan enerji elde etmek için organik maddeleri yıkar.Karbondioksit ve suya kadar parçalanır. Hücre solunumu denen bu olay sonucunda oluşan karbondioksit tekrar atmosfer tabakasına verilir. Bu örneğin tersine bir şekilde olsaydı yani karbon devri gerçekleşmeseydi oluşabilecek en önemli</p>
<p>olumsuz sonuç atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesinin bozulması olurdu. Oksijen miktarı kısa bir süre içerisinde tükenirdi. Çünkü canlıların tükettiği oksijen bitkiler tarafından sağlanama- yacaktı.Yine buna bağlı olarak atmosferdeki karbondioksit Gazı fazlalığından canlıların sonu gelirdi.</p>
<p>Azot Döngüsü<br />
Tüm canlıların büyümek için gerekli olan proteinleri üretebilmek üzere azota(nitrojen) gereksinimleri vardır.Azot oldukça karmaşık bir yoldan sağlanır.Soluduğumuz Havanın yaklaşık olarak % 78 ini oluşturmasına karşın canlılar tarafından gaz biçimiyle kullanılamayan Azotun önce nitritlere daha sonra da nitratlara dönüşmesi gereklidir.Eğer azot döngüsü tamamlanmasıydı;nitrit nitrat ve azot üretilemez birbirlerine çevrilemezdi.Dolayısı ile azot içeren bitkiler olmazdı buna bağlı olarak da protein sentezlenemezdi ve canlılar protein ihtiyacını karşılayamazlardı.</p>
<p>Kükürt Döngüsü<br />
Kükürt de azot karbon ve diğer elementler gibi yaşam için gerekli olan elementler arasındadır.Bitkiler kükürdü SO şeklinde topraktan absorbe<br />
ederek H S ‘e çevirirler.Daha sonra kükürdü de proteinlerin yapıtaşı olan<br />
aminoasitlerin sentezinde kullanırlar.Eğer kükürt döngüsü olmasaydı canlılar<br />
için gerekli olan protein sentezlenemeyecekti.Canlılar yaşamları için gerekli proteinlerden yeteri kadar alamayınca hızla ölmeye başlayacaklardı.</p>
<p>Fosfor Döngüsü<br />
Fosfat canlıların diş kemik ve kabuk kısımlarında bulunması gereken bir maddedir ve bu ancak fosfor döngüsü sayesinde çeşitli aşamalardan geçerek; kayaçlardan deniz kabukları ve kayıp kalıntılardan elde edilir.Eğer fosfor döngüsü gerçekleşmeseydi ya da sözünü ettiğimiz aşamalarda kullanılan P bağlayan bakteriler olmasaydı hayvan ve bitki artıklarındaki protein ve diğer bileşiklerin ayrışması mümkün olmayacaktı.Bu nedenle artıklar sonsuza kadar hiç bozunmaya uğramayacaktı ve doğada sürekli bir madde kaybı meydana gelecekti</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/madde-dongusu-nedir-nasil-olusur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyasal bağlar yapıları ve çeşitleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/kimyasal-baglar-yapilari-ve-cesitleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/kimyasal-baglar-yapilari-ve-cesitleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:38:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1832</guid>
		<description><![CDATA[Kimyasal Bağlar
Kimyasal Bağ Moleküllerde Atom ları bir arada tutan kuvvettir Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler Atomlar bağ
yaparken Elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye içalışırlar Bir Atomun yapabileceği bağ sayısı sahip olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimyasal Bağlar</p>
<p>Kimyasal Bağ Moleküllerde Atom ları bir arada tutan kuvvettir Atomlar daha düşük enerjili duruma erişmek için bir araya gelirler Bir bağın oluşabilmesi için atomlar tek başına bulundukları zamankinden daha kararlı olmalıdırlar Genelleme yapmak gerekirse bağlar oluşurken dışarıya enerji verirler Atomlar bağ<br />
yaparken Elektron dizilişlerini soy gazlara benzetmeye içalışırlar Bir Atomun yapabileceği bağ sayısı sahip olduğu veya az enerji ile sahip olduğu veya az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısına eşittir Soy Gazların bileşik oluşturamamasının sebebi bütün orbitallerinin dolu olmasıdır Elektron yapıları farklı olan atomlar değişik biçimlerde bir araya gelerek kimyasal bağ oluştururlar</p>
<p>Bir Atomdan diğer bir Atoma elektron aktarılmasıyla</p>
<p><span id="more-1832"></span></p>
<p>İki atomun ortak elektron kullanmasıyla</p>
<p>Not<br />
Elektron alış verişi ya da elektron ortaklaşmasının nedeni; Atomların kararlı hale gelebilmek için elektron düzenlerini soy gazlarınkine benzetme isteğidir Soy gazların 8 değerlik elektronuna sahip oldukları için elektron sayısı 8’e tamamlanır Buna oktet kuralı denir</p>
<p>İYONİK BAĞLAR<br />
İyonik bağlar metaller ile Ametaller arasında metallerin elektron vermesi Ametallerin elektron almasıyla oluşan bağlanmadır Metaller elektron vererek (+) değerlik ametaller elektron alarak (-) değerlik alırlar Bu şekilde oluşan (+) ve (-) yükler birbirini büyük bir kuvvetle çekerler Bu çekim iyonik bağın oluşumuna sebep olur Onun için iyonik bağlı bileşikleri ayrıştırmak zordur Elektron aktarımıyla oluşan bileşiklerde kaybedilen ve kazanılan elektron sayıları eşit olmalıdır</p>
<p>İyonik katılar belirli bir kristal yapı oluştururlar<br />
İyonik bağlı bileşikler oda sıcaklığında katı halde bulunurlar</p>
<p>İyonik bileşikler katı halde Elektriği iletmez Sıvı halde ve çözeltileri<br />
elektriği iletirler</p>
<p>KOVALENT BAĞLAR<br />
Hidrojenin Ametallerle ya da ametallerin kendi arlarında elektronlarını ortaklaşa kullanarak oluşturulan bağa kovalent bağ denir Değerlik Elektronları elementin simgesi çevresinde noktalarla gösterilerek elektron ortaklaşması gösterilir Bu tür formüllere elektron nokta formülleri denir</p>
<p>Periyodik cetvelin A gruplarında değerlik elektron sayısı grup numarasına eşit olduğundan grup numarası simge çevresine konulacak elektron sayısını gösterir</p>
<p>İki atom arasına konulan noktalar her iki atom için de sayılır ve kararlı Moleküller de atomların simgeleri çevresinde toplam nokta sayısı 8 ‘dir</p>
<p>Moleküllerin elektron nokta formülleri yazılırken Molekülü oluşturan atomların değerlik elektronları belirlenir Yapacakları bağ sayıları saptanır çok bağ yapanlar merkez Atomu olarak alınır Merkez atomu birden fazla ise merkez Atomları birbirine bağlanacak şekilde yazılır Değerlik Elektronlar atomların çevresine oktet kuralına uyacak şekilde dağıtılır</p>
<p>Apolar Kovalent Bağ: Kutupsuz bağ yani (+) (-) kutbu yoktur İki Hidrojen atomu elektronları ortaklaşa kullanarak bağ oluştururlar İki atom arasındaki bağ H-H şeklinde gösterilir Flor Atomunun son yörüngesinde 7 elektronu vardır ve bir tane yarı dolu orbitali vardır 2 flor atomu arasında elektronlar ortaklaşa kullanılarak bir bağ oluşur Oksijenin son yörüngesinde 6 elektronu vardır 2 tane yarı dolu orbitali vardır Buna göre 2 tane bağ oluştururlar</p>
<p>Polar Kovalent Bağlar: Farklı ametaller arasında oluşan bağa polar kovalent bağ denir Elektronlar iki atom arasında eşit olarak paylaşılmadığından kutuplaşma oluşur Hidrojen ve Flor elektron ortaklığı ile bileşik oluşturmuş durumdadır Florun elektron alması yani elektronu kendisine çekme gücü Hidrojenden daha fazla olduğundan elektron kısmen de olsa Flor tarafındadır Dolayısıyla Flor kısmen (-) Hidrojen ise kısmen (+) yüklenmiş olur Bu olaya kutuplaşma denir Bu tür bağa polar kovalent bağ denir Not: Bazı hallerde ortaklaşılan her iki elektron da bir atom tarafından verilir Böyle bağlara koordine kovalent bağ denir</p>
<p>BİR ATOMUN YAPABİLECEĞİ BAĞ SAYISI<br />
Bir atomu yapabileceği bağ sayısı; o atomun sahip olduğu veya çok az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır Bir alt yörüngeden bir üst yörüngeye elektron uyarılarak yarı dolu orbital oluşturma çok enerji istediğinden bağ yapmaya elverişli olamaz</p>
<p>BAĞ ENERJİLERİ<br />
Kimyasal bağ oluşurken açığa çıkan enerji bu bağları kırmak için moleküle verilmesi gereken enerjiye eşittir Bu enerjiye bağ enerjisi denir Bağ enerjisi ne kadar büyükse oluşan bileşik o kadar sağlamdır Moleküllerde iki atom arasındaki bağ sayısı arttıkça bağ uzunlukları azalır ve bağ enerjileri artar Bağın iyon karakteri arttıkça iyonlar arasındaki çekme kuvvetleri artacağından bağı koparmak daha çok enerji ister İki atomlu moleküllerde 1 mol XY’nin ayrışması için gereken enerjiye molar bağ enerjisi denir</p>
<p>Molekül Polarlığı Molekül Geometrisi ve Hibritleşme</p>
<p>İki atomlu bir molekülün polar olup olmadığını tahmin etmek kolaydır Molekül aynı cins iki atomdan meydana gelmişse atomlar arasındaki bağ ve molekül apolardır İki atomlu molekülde atomlar farklı ise molekül ve bağlar polardır İkiden fazla atom ihtiva eden moleküllerinin polarlığını tahmin etmek oldukça zordur Molekülün içindeki bağlar polar olmasına rağmen molekülün kendisi polar olmayabilir</p>
<p>Hibritleşme (melezleşme)<br />
Bir atomun son periyodundaki dolu ve yarı dolu orbitallerin kaynaşarak özdeş yeni orbitaller oluşturması olayına hibritleşme denir yeni oluşan orbitallere hibrit orbitalleri denir Elektronlar merkez atoma en uzakta bulunacak şekilde yerleşirler</p>
<p>Not<br />
Hibritleşme yalnız yarı dolmuş orbitallerin değil dolu ve yarı dolu bütün değerlik orbitalleri arasında olur Ancak merkezi atomun yapabileceği bağ sayısı onun sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır Hibritleşme kimyasal bağ sırasında gerçekleşir Serbest haldeki Atomlarda söz konusu değildir Hibrit orbitalleri uzayda belirli şekilde yönlenirler ve bu durum molekülün geometrik biçimini belirler</p>
<p>ÖZETLERSEK<br />
XY türü moleküller</p>
<p>( 1A ile 7A 2A ile 6A 3A ile 5A)<br />
Moleküller ve bağlar polardır Molekül biçimi doğrusaldır<br />
XY2 türü moleküller:<br />
X: 2A Y: 7A veya hidrojen ise;<br />
Moleküller apolar bağlar polardır Molekül biçimi doğrusal hibritleşme sp dir<br />
X: 4A Y: 2A veya 6A ise;<br />
Molekül apolar bağlar polardır Molekül biçimi doğrusal hibritleşme sp dir<br />
X: 6A Y: 1A veya 7A ise;<br />
Molekül ve bağlar polardır Molekül biçimi kırık doğru hibritleşme sp ‘tür<br />
XY3 türü moleküller:<br />
X: 3A Y:7A veya hidrojen ise;<br />
Moleküller apolar bağlar polardır Molekül biçimi düzlem üçgen hibritleşme sp<br />
‘dir<br />
X:5A Y:7Aveya 1A grubunda ise;<br />
Molekül ve bağlar polardır Molekül biçimi üçgen piramit hibritleşme sp ‘tür<br />
XY4 türü moleküller:<br />
Molekül apolar bağlar polardır Molekül biçimi düzgün dörtyüzlü hibritleşme sp<br />
tür</p>
<p>İKİLİ VE ÜÇLÜ BAĞLAR<br />
Bazı moleküllerde iki atom birbirine iki ya da üç bağ ile bağlanabilirler İki atom arasındaki ilk oluşan bağ sigma bağıdır Diğer bağlar ise pi bağıdır İki atom arasında ikili bağ varsa biri sigma diğeri pi bağıdır Üçlü bağ varsa bir tanesi sigma diğerleri pi bağıdır İki atom arasında sigma bağı olmadan pi bağı oluşamaz</p>
<p>Karbon Atomunun Hibritleşmesi<br />
Karbon atomu 4 bağın tamamını tek bağ olarak yapmışsa hiritleşmesi sp ‘tür Karbon atomuna bir tane ikili bağ varsa hibritleşmesi sp ‘dir Yani bir pi bağı ise hibritleşme sp ‘dir Karbon atomu üçlü bağ yapmışsa ya da her iki tarafında ikili bağ varsa hibritleşmesi sp dir Yani iki tane pi bağı bağlı ise hibritleşme sp’dir</p>
<p>Sp hibritleşmesi<br />
Eğer karbon atomu yalnız iki atoma bağlı ve kararlı molekül oluşturmuşsa bu durumda karbon atomu sp hibritleşmesine uğramıştır</p>
<p>Sp2 hiritleşmesi<br />
Eğer karbon atomu başka bir atoma bir çift bağ ile bağlanmış ise karbon atomu sp2 hibritleşmesine uğramıştır</p>
<p>MOLEKÜL ARASI BAĞLAR<br />
Maddeler Gaz halinde iken moleküller hemen hemen birbirinden bağımsız hareket ederler ve moleküller arasında herhangi bir itme ve çekme kuvveti yok denecek kadar azdır Maddeler sıvı hale getirildiklerinde ya da katı halde bulunduklarında moleküller birbirine yaklaşacağından moleküller arasında bir itme ve çekme kuvveti oluşacaktır Bu etkileşmeye molekül arası bağ denir Maddelerin erime ve kaynama noktalarının yüksek ya da düşük olması molekül arasında oluşan bağların kuvvetiyle ilişkilidir</p>
<p>Van Der Waals Çekimleri<br />
Kovalent bağlı apolar moleküllerde ve soygazlarda yoğun fazlarda sadece kütlelerinden kaynaklanan bir çekim kuvveti oluşmaktadır Bu kuvvete van der waals bağları denir Yoğun fazda sadece van der vaals bağı bulunan maddelere moleküler maddeler denir Moleküler maddelerin mol ağırlıkları arttıkça kaynama ve erime noktaları yükselir Sıvı ve katı halde yalnızca Van Der Waals bağları bulunduran maddeler;</p>
<p>Soygazlar (He Ne Ar Kr Xe Rn)<br />
Moleküller halinde bulunan ametaller (H2 O2 N2 F2 Cl2 Br2 I2 P4)<br />
Apolar olan bileşikler (CH4 CO2 C2 H6)</p>
<p>Dipol - Dipol Etkileşimi<br />
Bu tr etkileşim polar moleküller arasında görülür Polar moleküller sürekli bir kısmı (+) bir kısmı (-) uca sahiptirler İki polar molekül birbirine yaklaşırken birinin <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >Pozitif</a> ucu diğerinin Negatif ucuna yönelir Böylece bir molekülün (+) ucu ile diğerinin (-) ucu arasında bir Elektrostatik çekme oluşur Ancak bu çekme zıt yüklü iyonlar arasındaki çekmeden çok zayıftır</p>
<p>Polar moleküller arasındaki bu kuvvetler van der Walls kuvvetlerinden daha büyüktür Bu nedenle aynı molekül kütlesine sahip iki maddeden polar olanının erime ve kaynama noktası daha yüksektir</p>
<p>Polar Moleküllerin oluşturduğu katılar Su gibi polar çözücülerde iyi çözünürler Bu çözünme polar etkileşimle sağlanır</p>
<p>HİDROJENİN BAĞLARI<br />
Hidrojen atomu elektronları kuvvetli çeken N O ve F atomları ile kimyasal bağ oluşturduğunda elektronunu büyük ölçüde yitirir ve diğer polar moleküllerdekine göre daha etkin ir artı yük kazanır Bu yük nedeniyle hidrojen komşu moleküllerin eksi ucuyla moleküller arası bir bağ oluşur Bu bağa hidrojen bağı denir Hidrojen bağı diğer polar moleküllerdeki dipol dipol etkileşiminden farklı ve güçlüdür</p>
<p>Hidrojen bağlarını koparmak için gereken enerji 5 ile 10 kkal/mol dolaylarındadır Hidrojen bağları kovalent bağlara göre çok zayıftır Bu nedenle su ısıtılınca öncelikle hidrojen bağları kopar gaz haline gelir H2 ile O2 ‘ye ayrışmaz</p>
<p>Hidrojen bağları polar etkileşiminden çok daha güçlüdür Moleküller arası yalnız van der Walls kuvvetlerine sahip olduğundan kaynama noktası çok düşüktür</p>
<p>Suda Çözünme<br />
Hidrojen bağı oluşturabilen iki farklı molekül birbirleriyle de hidrojen bağı oluştururlar Bu durum hidrojen bağı oluşturabilen maddelerin Suda iyi çözünmelerini sağlar Hangi tür kuvvetle bağlanırsa bağlansın oluşan katılara moleküllü katı denir Genelde moleküllü katıların erime noktaları katılara göre daha düşüktür</p>
<p>METAL BAĞI<br />
Metal atomlarını katı ve sıvı halde bir arada tutan kuvvetlere metal bağı denir Değerlik elektronlarının serbest hareketleri nedeniyle metaller Elektrik akımı ve ısıyı iyi iletirler Metal kristalinde Basınç etkisiyle kristalin bir kısmının kayması asıl yapıyı bozmaz Bu nedenle metaller dövülerek tel ve levha haline getirilebilirler Metallerin erime noktaları genelde moleküllü katılardan yüksektir Oda koşullarında hemen tümü katıdır Periyodik cetvelde;</p>
<p>Bir grupta yukarıdan aşağıya doğru atom çapı büyüdükçe genel olarak metal bağı zayıflar dolayısıyla erime noktası düşer</p>
<p>Bir sırada soldan sağa doğru atom çapı küçülüp değerlik elektron sayısı arttıkça metal bağı kuvvetlenir erime noktası yükselir</p>
<p>Moleküllü katı grubuna giren ametallerle metallerin özellikleri</p>
<p>Metaller<br />
Elektrik akımını ve ısıyı iyi iletirler<br />
Erime noktaları yüksektir<br />
Ametallere göre değerlik elektronları çok daha hareketlidir<br />
Dövülebilme çekilebilme özelliğine sahiptirler ve şekil verilebilirler<br />
Ametallerle birleşirler<br />
İyonları daima artı yüklüdür<br />
Ametaller<br />
Isı ve elektrik akımını iyi iletmezler<br />
Erime noktaları düşüktür<br />
Metal yumuşaklığına sahip değillerdir Kırılgandırlar<br />
Birbirleriyle ve metallerle birleşirler</p>
<p>İYON BAĞI<br />
Elektronlarını kolay kaybeden atomlarla kolay elektron alabilen atomlar arasında oluşan bağa iyon bağı denir Artı ve eksi yüklü iyonlardan oluşan katılara iyonlu katı denir İyonlu katılarda her iyonun karşıt yüklü iyonlarla çevrildiği bir örgü bulunduğundan birkaç atomun bir araya geldiği moleküllerin varlığından söz edilemez İyon kristallerinde elektronlar iyonların çekirdekleri<br />
tarafından kuvvetli çekildiklerinden serbest halde bulunmazlar Bir iyon kristalinin bir kısmının basınç etkisinde kalması durumunda iyonlar kayar ve aynı adlı elektrik yükleri birbirlerinin yanına gelir Aynı yüklü iyonların birbirlerini itmesiyle kristal ikiye ayrılır Buna göre metalik katılarda olduğu gibi iyonlu katılar dövülüp tel ve levha haline getirilemezler İyonlu katılar eritildiklerinde ya da suda çözündüklerinde elektrik akımını iletirler Polar moleküllü maddeler ve iyon bileşikleri polar çözücülerde apolar bileşikler apolar çözücülerde daha kolay çözünürler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/kimyasal-baglar-yapilari-ve-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimya biliminin tarihsel gelişimi</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/kimya-biliminin-tarihsel-gelisimi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/kimya-biliminin-tarihsel-gelisimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:38:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1831</guid>
		<description><![CDATA[Kimya&#8217;nın Tarihsel Gelişimi
Kimya sözcüğünün (Eski Mısır dilinde &#8220;kara&#8221; ya da &#8220;Kara Ülke&#8221;) sözcüğünden türediği sanılmaktadır. Bir başka sav da khemeia (Eski Yunanca khyma: &#8220;metal dökümü) sözcüğünden türediğidir. Kimyanın kökenleri felsefe simya metalürji ve tıp gibi çok çeşitli alanlara dayanır. Ama kimya ancak 17. yüzyılda mekanikçi felsefenin kurulmasıyla ayrı bir Bilim olarak ortaya çıkmıştır.
Mezopotamyalılar Çinliler Mısırlılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimya&#8217;nın Tarihsel Gelişimi<br />
Kimya sözcüğünün (Eski Mısır dilinde &#8220;kara&#8221; ya da &#8220;Kara Ülke&#8221;) sözcüğünden türediği sanılmaktadır. Bir başka sav da khemeia (Eski Yunanca khyma: &#8220;metal dökümü) sözcüğünden türediğidir. Kimyanın kökenleri felsefe simya metalürji ve tıp gibi çok çeşitli alanlara dayanır. Ama kimya ancak 17. yüzyılda mekanikçi felsefenin kurulmasıyla ayrı bir Bilim olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Mezopotamyalılar Çinliler Mısırlılar ve Yunanlılar çok eski çağlardan beri Bitkilerden boyarMadde elde etmeyi dokumaları boyamayı deri sepilemeyi üzümden</p>
<p>şarap Arpadan bira hazırlamayı sabun üretimini Cam kaplar yapmayı biliyorlardı. Eski çağlarda kimya sanatsal bir üretimdi. Daha sonra Antik Çağın deneyciliği Yunan doğa felsefesi Rönesans simyası tıp kimyası gelişti. 18. yüzyılda kuramsal ve uygulamalı kimya 19. yüzyılda organoteknik ve fizikokimya 20. yüzyılda ise radyokimya biyokimya ve kuvantum kimyası gibi yeni dallar ortaya çıktı.</p>
<p><span id="more-1831"></span></p>
<p>Ünlü kimya tarihçisi Hermann Kopp İS 300- 1600 arasını soy (asal) olmayan metalleri soy metallere dönüştürecek filozof taşının ve insan ömrünü sonsuzlaştıracak</p>
<p>yaşam iksirinin arandığı simya çağı; 1600- 1700 arasını ilaçların hazırlandığı iyatrokimya (tıp kimyası) çağı; 1700- 1800 arasını yanma sürecinin araştırıldığı filojiston kimyası çağı; bundan sonraki dönemi ise nicel kimya çağı olarak adlandırmıştır. 16- 18. yüzyıllar arasındaki dönem yeniçağ kimyası olarak da tanımlanır.</p>
<p>Kimyanın kökeninin yaklaşık olarak Hıristiyanlık çağının başlarında Mısır&#8217;ın İskenderiye kentinde biçimlenmeye başladığı kabul edilir. Eski Mısır&#8217;ın metalürji boya ve cam yapımı gibi üretim zanaatları ile eski Yunan felsefesi İskenderiye&#8217;de bir araya gelerek kaynaşmış ve İS 400&#8242;lerde uygulamalı kimya bilgisi gelişmeye başlamıştır.</p>
<p>Justus von Liebig&#8217;e göre simyacılar önemli aygıt ve yöntemler bulmuşlar sülfürik Asit hidroklorik asit nitrik asit Amonyak Alkaliler sayısız metal bileşikleri şarap ruhu (alkol) eter fosfor ve Berlin mavisi gibi çok çeşitli maddeleri kullanmışlardır.</p>
<p>Hıristiyanlığın ilk yüzyılında Yahudi Maria olarak bilinen bir kadın simyacı çeşitli türde fırınlar ısıtma ve damıtma düzenekleri geliştirmiş simyacı Kleopatra ise Altın yapımı konusunda bir kitap yazmıştır. Maria&#8217;nın buluşu olan Su banyosu günümüzde de &#8220;benmari&#8221; adı altında kullanılmaktadır. 350- 420 arasında İskenderiye&#8217;de</p>
<p>yaşayan Zosimos simya öğretisinin en önemli temsilcisidir ve 28 ciltlik bir simya Ansiklopedisi yazmıştır.</p>
<p>Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu&#8217;nda daha sonra da İslam ülkelerinde kimya tekniğinde büyük ilerlemeler olmuş ve AristOteles&#8217;in bütün maddelerin sonuçta dört öğeden (toprak su Hava ateş) oluştuğu ve bunların birbirine dönüştüğü biçimindeki kuramı İskenderiyeli ve daha sonra da Cabir İbn Hayyan Ebubekir el-Razi ve İbn Sina gibi Arap simyacılar tarafından geliştirilmiştir.</p>
<p>İbn Sina özellikle dönüşümle ilgilenmiş ve el-Fennü&#8217;l-Harmis nün Tabiiyat adlı kitabının mineralojiyle ilgili bölümünde mineralleri taşlar ateşte eriyen maddeler kükürtler ve Tuzlar olarak dört gruba ayırmıştır. İbn Sina madde ve biçimin bir birlik olduğunu doğa olaylarının açıklanmasında doğaüstü ve maddesel olmayan güçlerin etkisinin olmadığını söylemiş kuramsal düşünceyi ve kavram üretmeyi öne çıkarmıştır.</p>
<p>Rönesans döneminde geçmiş yılların getirdiği kimya bilgisinin birikimiyle tıp ve kimyasal üretim alanlarında uygulamalı kimya ortaya çıktı. Bu dönemde eczacılıkta inorganik tedavi maddelerinin kimyasal yöntemlerle elde edilmesine &#8220;kemiatri&#8221; (kimyasal tedavi) adı verildi. Kemiatrinin kimya temeline dayalı ilaç üretimi biçimindeki</p>
<p>pratik amacının yanı sıra hastalıklar ve madde alışverişi olaylarının kimyasal yorumu gibi kuramsal bir amacı da vardı. Bu kuramsal amaçla ilgili yönelime iyatrokimya denir. Günümüzde kemiatrinin karşılığı farmasötik kimya ve kuramsal biyokimyadır. İyatrokimyanın öncüsü olan İsviçreli hekim<br />
Paracelsus&#8217;a ( 1493- 1541) göre Tuz kükürt ve cıva var olan bütün cisimlerin temel yapıtaşı olan beden can ve ruhun karşılığıydı. Bu üçlü arasında denge bozulduğunda hastalık başlıyordu. Paracelsus midenin bir kimya laboratuvan olduğunu özsuların yoğunlaşmasıyla hastalıkların ortaya çıktığını ve bu durumun ilaçla giderilebileceğini savundu ve farmakolojide</p>
<p>Kimyasal Maddelerden<br />
Yararlanılması Yolunda Çaba Harcadı</p>
<p>Johann Baptist van Helmontx(1580-1644) ve Johann Rudolph Glauber (1604-68) Rönesans kimyasının temsilcileridir. Suyun temel Element olduğuna inanan van Helmont&#8217;un en önemli çalışmaları çeşitli süreçlerle Gaz üretimini ilk kez açıkça gerçekleştirmesi ve deneylerinde teraziyi kullanarak kimyasal çalışmalara nicel özellik kazandırmasıdır. Glauber&#8217;in en büyük başarısı ise yemeklik Tuzu sülfürik asitle parçalayarak tuz asidi (hidroklorik asit) ve Sodyum sülfat elde etmesidir. Sodyum sülfat</p>
<p>dekahidrat günümüzde de onun adıyla Glauber tuzu olarak bilinir. Glauber ayrıca ilk kez metallerin tuz asidi içinde çözünmesiyle metal klorürlerin oluşacağını gösterdi. Simya 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa&#8217;da derebeyi saraylarında giderek yayıldı ve bu durum bilimsel kimya gelişene ve Elementlerin birbirine dönüştüğü inancının sarsılmaya başlamasına değin sürdü.</p>
<p>17. yüzyılda kimyanın sanat ya da bilim olup olmadığı çok tartışıldı. Bu yüzyılda çağdaş anlatımla uygulamalı ve kuramsal kimya ayırımı vardı. Kemiatri metalürji</p>
<p>kimyası madencilik ve demircilik kimyası uygulamalı kimyanın içinde yer alıyordu.</p>
<p>Kuramsal kimya ise betimlenebilen &#8220;tüm doğa bilimleri&#8221; anl***** gelen physica&#8217;nın içindeydi. Yeniçağdaki oluşum deneyimden (experientia) deneye {experimentum) doğru oldu ve deneyin doğa araştırmasındaki bilimsel önemi kabul edildi. Kimya<br />
zamanla simyadan ayrıldı ve eski çağların gizemli görüşlerinden uygulamalı kimyaya geçildi. Eski kimyada madde ve bileşikler yalnızca beklenen son ürün açısından önemliydi. Çeşitli reçeteler ise beklenen sonuca götüren bir araçtı. Eski düşünce ve bilgilerin doğruluk ya da yanlışlıklarının denetlenmesi ancak kimyasal tepkimelerin gözlenmesi ve tepkime sürecinin incelenmesiyle olanaklıydı.</p>
<p>Mekanikçi felsefe ile kimyanın etkileşimine en iyi örnek Robert Boyle&#8217;un çalışması oldu. İngiliz bilim adamı Robert Boyle 1661&#8242;de yayımladığı The Sceptical Chymist (Kuşkucu Kimyacı) adlı yapıtıyla Aristotelesçi görüşleri çürüttü. Böyle kimyasal Elementleri maddenin parçalanmayan yapıtaşları olarak açıkça tanımladı ilk kez kimyasal bileşikler ile basit karışımlar arasında ayrım yaptı kimyasal birleşmelerde özelliklerin tümüyle değiştiğini basit<br />
karışımlarda ise böyle değişimlerin olmadığını söyledi; Gazlar üzerinde yürüttüğü deneylerde Gazların Basıncı ile Hacimleri arasındaki bağıntıyı belirleyen yasayı buldu ve ilk kez elementlerin ve bileşiklerin doğru tanımını yaptı. Böyle ayrıca Havanın yanma olaylarındaki rolünü keşfetti ve havanın tartılabilir bir madde olduğunu söyledi.</p>
<p>18. yüzyılda kimyanın temel <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nu yanma olayının (ateş ruhlarının işlevlerinin) açığa kavuşturulması oldu. 17. yüzyıl ortalarına doğru maddedeki elementlerden birinin yanmaya neden olduğu ileri sürülmüş ama bu sav ateşin maddesel bir cisim olamayacağı gerekçesiyle ünlü simyacı van Helmont tarafından reddedilmişti. Alman simyacı Johann Joachim Becher (1635-82) bu öneriyi daha sonra 1669&#8242;da yeniden gözden geçirdi ve terra pinguis olarak adlandırılan ateş elementinin yanma</p>
<p>sırasında kaçıp giden bir nesne olduğunu varsaydı. Becher&#8217;in öğrencisi ve Berlinli bir hekim olan Georg Ernst Stahl ( 1660- 1734) bu nesneye flojiston&#8221; adını verdi. Yanma olayına yanlış da olsa ilk kez bir bilimsel açıklama getiren flojiston kur***** göre yanıcı maddeler yanıcı olmayan bir kısım ile flojistondan oluşur. Buna göre metal oksitler birer element metaller ise kil (metal oksit) ile flojistondan oluşan birer bileşik maddedir. Metal<br />
yandığında eksi kütleli &#8220;plan flojiston bir ruh gibi ayrılır ve elementin külü (metal oksit) açığa çıkar. Küle yeniden flojiston verildiğinde de yeniden metal oluşur. Örneğin çinko oksit flojistonca zengin olan kömürle ya da Hidrojen gazıyla ısıtıldığında yeniden çinko oluşur ve hafifler. Bir yüzyıl b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca kimyaya egemen olan bu kuram element kavr***** uygun olmamakla birlikte kimyanın bilimsel gelişmesinde çok büyük rol oynadı.</p>
<p>Cavendish Priestley ve Scheele ise çalışmalarında karbon dioksit Oksijen Klor metan (bataklık gazı) ve hidrojen gazlarını ayrı gazlar olarak tanımladılar. Cavendish ayrıca gazları yoğunluklarına göre ayırdı. İlk kez suyun bir element olmayıp oksijen ile Hidrojenin bir bileşiği olduğunu kanıtladı. Bu çalışmaların da yardımıyla flojiston kuramı yıkıldı.</p>
<p>Aynı zamanda bir fizikçi olan Antoine-Laurent Lavoisier ( 1743-94) kimyanın babası sayılır. Lavoisier metal oksitlerinin daha önce Priestley ve Scheele&#8217;nin keşfettiği oksijen ile metallerin yaptığı bileşikler olduğunu kanıtladı yanma ve oksitlenme olaylarının günümüzde de geçerli olan açıklamasını yaparak kimyada yeni bir çığır açtı. Kapalı kaplarda yaptığı deneylerde kimyasal tepkimeler sırasında kütlenin değişmediğini saptayarak 1787&#8242;de kütlenin korunumu yasasını ortaya koydu.</p>
<p>Kimya&#8217;daki devrim yalnızca kavramlarda değil yöntemlerde de gerçekleşti. Ağırlıksal yöntemler duyarlı çözümler yapmayı olanaklı kıldı ve kütlenin korunumu yasasıyla nicel kimya dönemi başladı. Lavoisier&#8217;den sonra 1798&#8242;de Alman<br />
kimyacı Richter birleşme ağırlıkları yasasını 1799&#8242;da gene Alman kimyacı Proust sabit oranlar yasasını ve 1803&#8242;te ingiltere&#8217;den John Dalton katlı oranlar yasasını geliştirdi. Gay-Lussac da Alexander von Humboldt&#8217;un yardımıyla öbür gazlarla tepkimeye giren bir Gazın her zaman belirli Hacim oranlarıyla birleştiğini buldu.</p>
<p>İtalyan fizikçi Amedeo Avogadro 1811&#8242;de gaz halindeki pek çok elementin birer Atom lu değil ikişer atomlu oldukları ve aynı koşullar altında bulunan gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda Molekül bulunacağı varsayımını geliştirdi. Avogadro&#8217;nun bu varsayımını 50 yıl sonra 1860&#8242;ta Stanislao Cannizzaro yasa düzeyine çıkardı.</p>
<p>19. yüzyılın başlarında ingiliz kimyacı Humphry Davy ve öteki bilim adamları volta pillerinden sağladıkları güçlü Elektrik akımlarını bileşiklerin çözümlenmesi ve yeni elementlerin bulunması çalışmalarına uyguladılar. Bunun sonucunda kimyasal kuvvetlerin elektriksel olduğu ve örneğin aynı elektrik yüklü iki hidrojen Atomunun birbirini iteceği ve Avogadro varsayımına göre birleşerek çok atomlu Molekülü oluşturmayacağı ortaya çıktı. 1859&#8242;da Alman fizikçi Gustav Kirchhoff ve kimyacı Robert Bunsen&#8217;in bulduğu tayf çözümleme tekniğinin yardımıyla da o Güne değin bilinen elementlerin sayısı 63&#8242;ü buldu.</p>
<p>Elementlerin atom ağırlıkları ile fiziksel ve kimyasal özellikleri arasındaki bağıntıyı bulan Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mende-leyev 1871&#8242;de ilk kez kimyasal elementlerin periyodik yasasını açıkladı. Mendeleyev&#8217;e göre hidrojenin dışındaki Elementler artan atom ağırlıklarına göre bir sırayla düzenlendiğinde bunlann fiziksel ve kimyasal özellikleri de bu sıraya göre düzgün bir değişim gösteriyordu. Ama bu düzgün gidiş kesintilerle birkaç sıra halindeydi ve bu<br />
sıralara periyot adı verildi. Mendeleyev&#8217;in tablosunda atom ağırlığı daha büyük olan bazı elementlerin ön sıralarda yer alması atom ağırlıklarının ölçüt alınamayacağını gösterdi. İngiliz fizikçi H.G. Moseley 1913&#8242;te X ışınımı yardımıyla elementlerin atom numaralarını saptadığında bu sıralamada atom numaralarının temel alınması gerçeği ortaya çıktı. Bundan sonra Mendeleyev&#8217;in tablosundaki boş olan yerler yeni keşfedilen Elementlerle dolmaya başladı.</p>
<p>Wilhelm Röntgen&#8217;in 1895&#8242;te X ışınımını bulmasından hemen sonra Henri Becquerel 1896&#8242;da uranyumdaki doğal radyoaktifliği keşfetti ve 1900&#8242;de fizikçi Max Planck kuvantum kuramını ortaya attı. Rutherford 19J9&#8242;da Havadaki Azotu radyum preparat-lanndan salınan alfa taneciklerinin yardımıyla oksijene ve Hidrojene dönüştürerek ilk yapay element dönüşümünü gerçekleştirdi.</p>
<p>August Kekule&#8217;nin 1865&#8242;te kurduğu yapı kuramının genişletilmesi sonucunda bire-şimleme (sentez) ve ayrıştırma yoluyla pek çok yeni madde elde edilebildi. Bu kurama göre Atomlar değerliklerine karşılık gelecek biçimde bileşikler halinde birleşirler ve her Atomun belirli bir değerliği vardır. Kekule&#8217; nin bu<br />
açıklamalarından sonra kimyasal bileşikler yeni bir biçimde değerlendirilmeye başladı. Örneğin su (H2O) H-O-H karbon dioksit (CO2) O-C-O biçiminde gösterildi. Bu gösterimden bireşimleme kimyası çok yararlandı. Kekule ayrıca Moleküllerin farklı özelliklerinin Atomların birbiriyle yaptığı farklı bağlarla belirlendiğini kanıtladı ve kapalı formülü</p>
<p>C6Ü6 olan benzenin halka biçiminde birleşmiş bir yapısı olduğunu çözdü. Yapı kur***** dayanarak varlığı düşünülen bileşiklerin bireşimsel olarak üretilebilmesine yönelik özel yöntemler geliştirildi; yapısı bilinmeyen doğal ya da yapay bileşiklerin iç yapılarını çözmek amacıyla da tam tersi bir yol izlenerek bunların yapılan sistemli bir biçimde ve aşamalı olarak parçalanarak bulundu. Kekule&#8217;nin buluşu aromatik<br />
karbon kimyasının hızla gelişmesini olanaklı kıldı. F. Wöhler siyanür bileşikleriyle çalışırken üreyle formülü aynı olan amonyum siyanatı bireşimledi. Biri Mineral öbürü hayvansal kökenli olan her iki ürün de aynı elementlerin aynı sayıdaki atomlarından oluşuyordu. Bu buluşla izomerleşme olgusu ortaya çıktı ve inorganik kimya ile organik kimya arasındaki farklılık ortadan kalktı.</p>
<p>Kimya alanındaki çalışmalar sonraları maddelerin tepkime biçimleri ısı etkisi çözeltiler kristallenme ve elektrolizle ilgili konulara yöneldi ve Galvanizleme konularındaki gelişmelerden fiziksel kimya (fizikokimya) doğdu. Bu arada M. Berthelot termokimyanın temellerini attı. Raoult W. Ostwald van&#8217;t Hoff J. W. Gibbs Le Chatelier ve S. Arrhenius fiziksel kimyanın gelişmesinde önemli rol oynadılar.</p>
<p>İtalyan bilim adamı Alessandro Volta&#8217;nın 1800&#8242;de iki metal levha arasına nemli bez ya da tuz çözeltisi koyarak elektrik akımı elde etmesi kimyada önemli gelişmelere neden oldu. Humphry Davy 1807&#8242;de özel olarak geliştirdiği Volta pilini kullanarak erimiş külden elektrik akımı geçirdi ve bu yolla önce potasyum adını verdiği Elementi sonra da sodadan sodyum elementini ayırmayı başardı. Bu da elektrokimya dalında önemli adımlar atılmasını olanaklı kıldı.</p>
<p>Çağdaş bilimin gelişmesiyle Sanayi Devrimi arasında yakın bir ilgi olduğu düşünülmekle birlikte Sanayi Devrimi&#8217;nin anayurdu olan İngiltere&#8217;de bile bilimsel buluşların dokuma ve metalürji sanayisini doğrudan etkilediğini göstermek zordur 18. yüzyılda bilim dikkatli bir gözlem ve deneyciliğin sanayide üretimi önemli ölçüde iyileştirebileceğini gösterdi. Ama ancak 19. yüzyılın ikinci yansından başlayarak bilim sanayiye önemli katkıda bulunmaya başladı kimya bilimi Anilin boyalar gibi yeni</p>
<p>Maddelerin Üretilmesini Olanaklı<br />
kıldı ve boyarmadde ile ilaç sanayisi hızla gelişen ilk kimya sanayisi oldu. 20. yüzyılda madencilik metalürji petrol dokuma lastik inşaat gübre ve gıda maddeleriyle doğrudan ilişkisi olan kimya sanayisi Elektrikten sonra bilimin uygulamaya geçirildiği sanayiler arasında ikinci sırayı aldı. Yalnızca kimyanın<br />
değil fiziğin de kimya sanayisine girmesiyle laboratuvarda elde edilen sonuçlann doğrudan uygulamaya sokulduğu kimya fabrikaları kurulmaya başladı. Bu süreçlerin denetlenmesinde çeşitli aygıtlara gerek duyulduğundan fiziksel kimyacılar ve fizikçiler kimya sanayisinde etkin olmaya başladı ve böylece kimya Mühendisliği mesleği doğdu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/kimya-biliminin-tarihsel-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyanın tarihi</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/kimyanin-tarihi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/kimyanin-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1830</guid>
		<description><![CDATA[Kimya Tarihi
Bundan aşağı yukarı 250 yıl önce&#8217; 1754&#8242;te&#8217; yayınlanmış olan Fransızların ünlü d&#8217;Alambert Ansiklopedisinde kimyacılar ve kimya şöyle tanımlanmıştır Kimyacılar; kendilerine özgü dilleri&#8217; kanunları ve birtakım gizlilikleri olan&#8217; uğraştıkları mesleğin topluma bir yararı olmayan&#8217; toplum içinde münzevi (yalnız başına kalmayı seven) bir hayat süren&#8217; toplum içinde küçük bir gruptur&#8221;. İşte bundan 250 yıl önce kimya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimya Tarihi</p>
<p>Bundan aşağı yukarı 250 yıl önce&#8217; 1754&#8242;te&#8217; yayınlanmış olan Fransızların ünlü d&#8217;Alambert Ansiklopedisinde kimyacılar ve kimya şöyle tanımlanmıştır Kimyacılar; kendilerine özgü dilleri&#8217; kanunları ve birtakım gizlilikleri olan&#8217; uğraştıkları mesleğin topluma bir yararı olmayan&#8217; toplum içinde münzevi (yalnız başına kalmayı seven) bir hayat süren&#8217; toplum içinde küçük bir gruptur&#8221;. İşte bundan 250 yıl önce kimya ve kimyacılar bu şekilde tanımlanmıştır. Kimyada henüz bilgilerin tam oluşmadığı&#8217; kimya sanayin henüz kurulmadığı bir dönemde&#8217; hele El-kimyacıların başka metallerden kimya reaksiyonları yardımıyla metallerin kralı olarak nitelendirilen altını&#8217; filozof taşını&#8217; insanlara sonsuz ömür sağlayacak ve insanları gençleştirecek iksir elde etmek için&#8217; gizlilik içinde&#8217; boş şeylere inanıp bunları elde etmeğe çalışmaları göz önüne alınacak olursa&#8217; bu dönemde bu tarhın bir dereceye kadar geçerli sayılabilir ki&#8217; bunu yadırgamamak</p>
<p><span id="more-1830"></span></p>
<p>gerektir. Ama geçen zaman içinde çok şey değişmiştir. Bugün birçok ülkede kimyacıların ve kimya mühendislerinin sayısı hiç de ihmal edilecek bir durumda değildir. Türkiye&#8217;de meslek olarak kimyagerlik eğitimine başlandığı 1918 yılında üç öğrenciyle öğretime başlanmış iken bugün mevcut 61 üniversite&#8217;nin Kimya Bölümlerine 3000&#8242;nin üstünde öğrenci alınmaktadır. Bugün gelişmiş&#8217; yani sanayileşmiş&#8217; ülkelerin ekonomik gelişmelerinde &#8220;öncü sektör&#8221; olarak nitelendirilen sektörlerin başında kimya sektörü gelmektedir. Bugün bütün üretim sektörüne hizmet veren tek sektör kimya sektörüdür. Kimya sektörünün ekonomi içinde genişliğine ve derinliğine etki gücü bakımından &#8220;kimya sanayi olmadan sanayileşmenin düşünülmesi&#8217; kan dolaşımı olmadan bir insanın yaşamını sürdürebilmesini düşünmek gibi imkânsız bir şeydir&#8221;.</p>
<p>19. yüzyılın ikinci yarısından sonra&#8217; dünya nüfusunun hızla artışı karşısında insanlık büyük bir tehlike ile karşılaşmıştır. Toplumun giderek artan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yeni bir takım Maddelerin hazırlanması lüzumu kendini göstermiştir. İşte burada kimyacılara büyük görevler düşmüştür. Meselâ&#8217; yağ tüketimi giderek büyük artış göstermiştir. Bu tüketimin çoğu sabun sanayinde olmaktadır. İşte sentetik yoldan üretilen deterjanlar sayesinde büyük miktarda yağ insan yaşamı için daha yararlı olan gıda sanayi sektörüne ayrılmıştır. Keza&#8217;<br />
yüzyılımızın sonunda altı milyarı aşacak olan dünya nüfusunun sadece pamuk ve yünden&#8217; yani tabii elyaftan giyinmesinin yaratacağı problemlere kimya sanayii sun&#8217;i elyaf çeşitleriyle çare getirmiştir.</p>
<p>Gıda sanayinde ve tarımda gübre ve tarım ilâçlarının kullanılması sayesinde insanlık büyük bir açlık tehlikesinden kurtulmuştur. Bütün bu buluşlar kimyacıların araştırmaları sayesinde mümkün olmuştur. Bu gelişme sonucu olarak&#8217; kişi ve toplumlar daha müreffeh ve daha mutlu bir yaşama kavuşmuş&#8217; daha iyi şartlarda beslenme ve Sağlık <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nlarının çözülmesiyle insan ömrü de uzamıştır. Bugün her toplumun&#8217; her kişinin refah düzeyi geçen dönemlere göre daha iyi düzeydedir. Bu yüzyılın başlarında 1&#8242;6 milyar olan dünya nüfusunu beslemek zorunda olan dünya&#8217; bugün 5-6 milyar insanı çok daha iyi şartlarda besleyebilir hale gelmiştir. 2020 yılında dünya nüfusunun 9 milyar&#8217; 2050 yılında 10&#8242;5 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Bu nüfusun beslenmesi insanları düşündürmektir. Bilim ve teknolojide ilerleme bugünkü</p>
<p>tempoda giderse tehlike mümkün mertebe azalacaktır. genetik&#8217; biyo-teknoloji ve kîmya&#8217;nın daha şimdiden yirmi birinci yüzyılın en önemli gelişme alanları olacağı düşünülmektedir. Hatta&#8217; Kimya Nobel Ödülü sahibi Fransız bilim adamı Prof. Lehn&#8217; son bir konuşmasında kimyanın 25. yüzyılın bilimi olacağını ifade etmiştir. Görülüyor ki&#8217; dünya kimyacılarına büyük sorumluluk ve görev düşmektedir. Dünya kimyacıları doğal kaynaklardan büyük ölçüde yararlanma yollarının araştırılması konularına ön planda yer vermekte ve çoğu araştırmalarını bu alanda yoğunlaştırmaktadır. Nitekim IUPAC CHEMRAWN (Chemical Researche Applied to World Needs) bu konuda yoğun bir çalışma içindedir. Kimya&#8217; insanların daha mutlu bir yaşama kavuşmaları için her türlü imkânı sağlamaktadır. Amerikan Kimya Demeği&#8217;nin kuruluşunun 75&#8242;nci yıl dönümü hatırası olarak hazırlanmış olan amblemin üzerinde &#8220;Chemistry&#8217; key to better living&#8221; (Kimya&#8217; daha iyi yaşamanın anahtarıdır) yazısı gerçeğin tam bir ifadesidir.</p>
<p>20. yüzyılda kimya Sanayi&#8217;ndeki baş döndürücü gelişmenin&#8217; insanlık aleminin yaşantısında büyük etkisi olmuştur. Yukarıda da ifade edildiği gibi&#8217; birçok hayatî problem kimya sayesinde çözülmüş&#8217; dünya büyük bir felâketten kurtulmuştur. Bu problemler arasında en önemli olanlardan biri&#8217; hiç kuşkusuz&#8217; dünya nüfusunun yeterli miktarda beslenebilme sorunudur. Eğer yapay gübrelenme sayesinde toprağın gücü artırılmamış olsaydı&#8217; açlık bütün dünyayı sarsacaktı.<br />
Toprağın yapay gübreye olan gereksinme sorunu&#8217; ilk önce&#8217; büyük Alman kimyacısı Von Liebig tarafından anlaşılmış ve böylece Tarım Kimyası&#8217;nda büyük bir adını atılmıştır. Ancak&#8217; yüzyılımız başlarında&#8217; hızla artan dünya nüfusunun beslenme ihtiyacı giderek artmış&#8217; yapay gübre için çok gerekli olan güherçile&#8217;nin Şili&#8217;deki yataklarının büyük bir hızla tükenmeye başlaması büyük bir sorun yaratmıştır. Bu sorun kimyacılar tarafından çözülmüştür. Güherçile gibi Azotlu gübrelerin başlangıç maddesi olan Amonyak Havada % 78 oranında bulunan azottan sentez yoluyla iki Alman kimyacı Fritz <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >Haber</a> (1868-1936) ve Cari Bosh (1874-1907) tarafından elde edilmiştir. Bu sayede insanlık Alemi korkunç bir açlık tehlikesinden kurtulmuştur.</p>
<p>Haber&#8217; zamanın ünlü Kaiser Wilhelm Enstitüsü&#8217;nün Direktörü olmuştur. Haber&#8217; amonyak sentezi nedeniyle 1918 yılında Kimya Nobel Ödülünü almıştır. Heidelbeg Üniversitesi Fizikokimya Profesörü Cari Boch da amonyak sentezinde yüksek Basınç (200 atmosfer) yöntemini kullandığı için 1931 yılında Kimya Nobel Ödülünü almıştır.</p>
<p>İyi ürün almak için sadece toprağı gübrelemek yeter değildir. Aynı zamanda ürünlerin zararlı haşerelere karşı korunması da şarttır. Haşereler&#8217; kemiriciler&#8217; mikro parazitler&#8217; mantarlar ve yabancı otlar dünya ekonomisini insanlar aleyhinde kullanan yaratıklar oldukları gibi&#8217; insandan insana bazı hastalıkların geçmesine de yol açtıkları için sağlık bakımından çok tehlikelidirler. Bu gibi haşereler veya zararlı yaratıklarla savaşta kullanılan kimyasal maddeler özellikle İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra büyük bir hız kazanmıştır. Hastalıklarla savaşta nasıl ki 1935&#8242;lerde sülfamidler hekimlikte büyük bir devrim yaratmışsa&#8217; aynı şekilde birtakım tarım ilâçlarının elde edilmesi de bir devrim yaratmıştır. Bunlar arasında en önemli olanı&#8217; hiç kuşkusuz&#8217; kısaca DDT adıyla bilinen ve kimyasal adı dikloro-difenil-trikloretanolan bileşiktir : DDT&#8217; Adolf Von Baeyer&#8217;in bir öğrencisi olan Zeidler tarafından sentez edilmiştir (1874). Bir sinir zehiri olan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/kimyanin-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlginç kaya çeşitleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/ilginc-kaya-cesitleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/ilginc-kaya-cesitleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1829</guid>
		<description><![CDATA[Kayaç ve çeşitleri
Kayaçlar
Kayaçlar Su Gaz ve organik varlıkların dışında yerkabuğunu meydana getiren unsurlardır. Yol yarmaları maden ocakları ve taş ocakları gibi yerlerle Toprak veya enkaz örtüsünden yoksun topografya yüzeylerinde mostralarına rastladığımız kayaçlar yer şekillerinin oluşum ve gelişimlerinde rol oynayan önemli etmenlerden biridir. Onların fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar yer şekillerinin de farklı olmalarına sebep olur
Çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kayaç ve çeşitleri</p>
<p>Kayaçlar<br />
Kayaçlar Su Gaz ve organik varlıkların dışında yerkabuğunu meydana getiren unsurlardır. Yol yarmaları maden ocakları ve taş ocakları gibi yerlerle Toprak veya enkaz örtüsünden yoksun topografya yüzeylerinde mostralarına rastladığımız kayaçlar yer şekillerinin oluşum ve gelişimlerinde rol oynayan önemli etmenlerden biridir. Onların fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar yer şekillerinin de farklı olmalarına sebep olur</p>
<p>Çünkü bu özellikler kayaçların aşındırma etmen ve süreçlerine karşı dayanıklı veya dayanıksız olmalarını tayin eder. Örneğin kalker ve jips gibi eriyebilen kayaçların bulunduğu sahalarda lapya dolin uvala gibi özel yer şekilleri oluşmaktadır. Genel olarak tektonik hareketlerle ters durumlar meydana gelmemişse aşınmaya karşı dayanıklı kayaçlar yüksek yer şekillerini kolay aşınan ve parçalanan kayaçlar ise alçak yer şekillerini meydana getirirler. Granitlerden müteşekkil sahalarda granit topografyasıadı verilen özel bir topografya tipi oluşur. Benzer şekillere siyenit diorit andezit bazalt ve gnays gibi heterojen kayaçlar üzerinde de rastlanır.</p>
<p>Kayaç Çeşitleri1- Organik Tortul Taşlar</p>
<p><span id="more-1829"></span></p>
<p>Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri tebeşir ve kömürdür.</p>
<p>A-Mercan Kalkeri<br />
Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz Sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise mercan resifleridir.</p>
<p>B-Tebeşir<br />
Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf yumuşak kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için Suyu kolay geçirir.</p>
<p>C-Kömür<br />
Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba C miktarı % 70 ise linyit C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.</p>
<p>2-Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar<br />
Akarsuların rüzgarların ve buzulların taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip birikmesi ile oluşur.<br />
Fiziksel (mekanik) tortul taşların en tanınmış örnekleri kiltaşı (şist) kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır.</p>
<p>A-Kiltaşı (Şist)<br />
Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.</p>
<p>B-Kumtaşı(Gre)<br />
Kum tanelerinin doğal bir çimento Maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.</p>
<p>C-Çakıltaşı (Konglomera)<br />
Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.</p>
<p>3-Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar<br />
Tortul ve püskürük taşların yüksek Sıcaklık ve Basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer gnays ve filattır.</p>
<p>A-Mermer<br />
Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.</p>
<p>B-Gnays<br />
Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.</p>
<p>C-Fillat<br />
Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/ilginc-kaya-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm icatlar</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/tum-icatlar/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/tum-icatlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:36:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1828</guid>
		<description><![CDATA[Yüzyıllar boyunca, büyük icatların pek çoğu bir rastlantı ürünü ola gelmiştir. Pekçoğu da son derece yetersiz malzeme ile ve yetersiz koşullarda çalışan amatörler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ama bu dönem bu Gün artık aşılmıştır. Bu gün bilim ve teknik öylesine karmaşık bir nitelik kazanmıştır ki bundan sonra büyük olanakları harekete geçirmeden büyük icatlar yapmak imkanı artık yoktur.

Adsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyıllar b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca, büyük icatların pek çoğu bir rastlantı ürünü ola gelmiştir. Pekçoğu da son derece yetersiz malzeme ile ve yetersiz koşullarda çalışan amatörler tarafından gerçekleştirilmiştir. Ama bu dönem bu Gün artık aşılmıştır. Bu gün bilim ve teknik öylesine karmaşık bir nitelik kazanmıştır ki bundan sonra büyük olanakları harekete geçirmeden büyük icatlar yapmak imkanı artık yoktur.</p>
<p><span id="more-1828"></span></p>
<p>Adsız Mucitler<br />
Bir gün bir tarih öncesi insanı iki tahta parçasını veya çakmak taşını birbirine sürterek çıkan kıvılcımlarla ateş yaktı. Hiç kuşkusuz bir rastlantı sonucu olan bu keşfin sahibi bilinmiyor. Camın, toprağı pişirmenin, maden işçiliğinin de kimler tarafından icat edildiğini bilmiyoruz. Ama her icadı bir rastlantı oluşturamaz ve kuşkusuz bir çok buluş kuşaklar boyu sürdürülen uzun bir çalışmanın sonucu meydana çıkmıştır. Söz gelimi kemikten ve yontma taştan yapılan Aletler kaldıraçlar ve yazı böyledir. Su yüzünde duran Ağaç kütüklerinden hareketle sal veya sandal yapılması kim bilir kaç yüzyıl boyunca sürmüş yoklamaların sonucudur. Taşınmasını kolaylaştırmak için ağır yüklerin Altına kütük kaydırıldığı dönemden tekerleğe acaba kaç yüzyıl da gelinmiştir. Bunu tam olarak kimse bilemez. Ne var ki bütün bu icatların milattan önce 600 ile 300 yılları arasında mısırda var olduğunu biliyoruz. Firavunların büyük uygarlığının kalıntıları, dokumacılık sulama için hidrolik makineler su Saati gibi başka teknik buluşları kanıtlamamaktadır</p>
<p>Adını bildiğimiz ilk mucitler eski Yunanlılardır. İlk çağ yunan filozofları doğa yasaları ile ilgilenmeye başladılar. Bunları daha iyi anlamak için de ölçü sistemleri yarattılar. Hesap ve mantık yürütme yöntemleri icat ettiler. Arkhimedes Suyu pompalamaya yarayan vidası; Heronun eolipili yani su buharının hareket ettirici gücünü göstermeye yarayan ve böylece buhar türbininin de tepkili uçağında atası olan küçük küresi vb&#8230;</p>
<p>Bununla birlikte orta çağ boyunca yavaş yavaş insanlar yeniden araştırma icat zevkini tatmaya başladılar. Yolculukların ve uluslar arası alışverişlerin gelişmesinden sonra bir çok icadın anavatanını saptamak güçleşmiştir. Nitekim pusula, top barutu, matbaa, dürbün Avrupalılar tarafından icat edildiğinde Çinde uzun zamandır biliniyordu. Rönesans bilimsel düzencelerin gerçek bir dirilişidir ve yeni buluşlar bundan geniş ölçüde yararlanacaktır ancak o çağın teknik olanakları hâlâ bu icatları kullanmaya elverişli değildir. Leonardo Da Vincinin sayısız icadından biri olan helikopter yapılamamış ve yüzyıllar boyu kuramsal tasarı olarak kalmıştır. Çoğu zaman bilgilerin yetersiz kaldığı yerlerde hayal gücü bilgilerin yerini almıştır. Montgolfier kardeşlerin ünlü balonu Amerikalı Bushnell deniz altısı, Chappeın optik telgrafı gibi. Ama önceden subuharı ve Gazlar üzerine yapılan kuramsal çalışmalar olmasaydı Dennis Papin ünlü kazanını gerçekleştiremezdi.</p>
<p>Keşiflerde Kullanılan İcatlar Pusulanın Keşfi<br />
Çinliler M.Ö.1000 yıllarında bile,pusulayı biliyorlardı. Araplar da onlardan öğrenerek,pusulayı kimi yerlerde kullanmaya başlamışlardı. Avrupalılar ise pusulayı ancak Haçlı Seferleri&#8217;nde, Araplar, dan görüp öğrendiler. Böylece,pusula sayesinde, uzak denizlere açılabilmek daha uzak ülkelere gidebilmek de kabil oldu.</p>
<p>Yalnız, İskandinav kavimlerinden olan Vikingler&#8217;in pusulayı daha önceden de bildikleri sanılmaktadır.Çünkü sanıldığına göre,dedikleri önleri yüksek tekneleriyle, Amerika&#8217;ya kadar gitmişlerdi.Bu tekneler 20 metre kadar uzunluktaydı;bir güverteyle kaplıydılar.Dört köşe yelkenleriyle, Saatte 10 mil gök yüzü çok kez sislidir. Dolayısıyla Vikingler&#8217;in, yıldızlara bakarak yollarını bulmuş olmaları düşünülemez. İşte bu nedenle de,pusulayı daha önceden öğrenmiş oldukları akla gelebilir.</p>
<p>Gollüler de, nehirlerde olduğu gibi, denizlerde de altı düz tekneler uzun yolculuklara çıkmışlardır.Bu teknelerin yelkenleri ve çapaları vardı. Ortaçağ da, Portekizliler, Cenovalılar, İspanyollar da gemi yapma alanında hayli ilerlemişlerdir.</p>
<p>Yelkenli Gemilerin Altın çağı<br />
Okyanus ötesi yolculuklara çıkabilmek için teknelerin daha sağlam daha büyük olması gerekiyordu. İşte nef adı verilen gemiler bu amaçla yapıldı . Bu gemiler yelkenle yol alıyordu. Karavela adı verilen tekneler ise Nefin daha incesi idi bunların 70 kadar tayfası vardı. Kristof Kolomp ve Vasko Dö Gama keşif yolculuklarına hep bu tür gemilerle çıkmışlardır.</p>
<p>ilk Buharlı Gemiler<br />
Buhar makinesinin ilk kez İngiliz taşıtlarına uygulanması şerefini büyük milletler paylaşamazlar. Ancak muhakkak olan bir şer var ise o da Fransız bilgini Dennis Papin ile Joufroy dAbbansın buhar makinesini gemilere uygulamayı ilk düşünenler olduğudur. Ancak Mundenli gemiciler işlerini ellerinden gitmesi kaygısı ile bu gemiyi parçaladıkları için Papinin düşündüğü yenilik sonuçsuz kaldı. Finch 1796da başka bir tekne üzerinde çalışmalar yaptı. İlk denemelerinde almış olduğu sonuçları geliştirdi. En sonunda da buharla işleyen bir gemi meydana getirmeyi başardı. Böylece buharlı gemilerde yeni bir atılmış oldu.</p>
<p>Harita<br />
Babilin M.Ö. 3000 yıllarından kalma bazı levhaları bilinen bilinen en eski haritalar olarak kabul edilir. Ama gerçek haritaları ilk yapanlar yunanlılar olmuştur. M.Ö. 6. yüzyılda da bu haritalar dünyayı suların üzerinde yüzen bir disk olarak gösterir. Dünyanın yuvarlaklığına içten inanmış olan AristOteles yeryüzünde ılıman ve tropikal kutup bölgelerinin varlığını hayal etmiştir. M.S. 2. yüzyılda da ptolemaios çağının coğrafya ve haritacılık üstündeki bilgilerinin ilgi çekici bir sentezini yapmıştı ama batı Avrupa bu çalışmalardan çok uzun bir süre <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>siz kalacaktı. Pusulanın icadından sonra 14. ve 15. yüzyıllarda dünyayı keşfe çıkan İtalyan, Portekiz ve İspanyol gemicilerinin kullandığı kılavuz haritaları hazırlandı. Daha sonra açık deniz gemiciliği yeni keşifler sonucu gelişince yeni bulunan bölgelerin kusursuz bir haritasının çizilmesi zorunluluğu ortaya çıktı. Bu arada matbaa haritacılığın gelişmesini destekledi.</p>
<p>Dünya haritalarının yapılması 15. yüzyıldan sonra gelişmiştir. Keşiflerin çoğalması yeni yeni ülkelerin keşfi harita yapımına da yenilik getirdi. Bu işe büyük bir önem verilmesini sağladı bilimin gelişmesine uygun olarak haritalarda Günden Güne gelişti ve mükemmelleşti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/tum-icatlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hesap makinası ve icadı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/hesap-makinasi-ve-icadi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/hesap-makinasi-ve-icadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:35:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1827</guid>
		<description><![CDATA[Hesap Makinası icatı Hesap Makinası icadı
Hesap Makinası icatı Hesap Makinası icadı
İskoçyalı John Napier çarpma - bölme ve toplama - çıkarma arasında bağlantılar kurdu. Kurduğu bu bağlantılar Mekanik hesap yapma makinalarının temelini attı.
Uzun yıllar boyunca insanlar hesap makinasını Blaise Pascal&#8217;ın icat ettiğini düşündüler. Aslında ilk icadı onun yapmadığı, ondan 18 yıl önce hesap yapan bir Saat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hesap Makinası icatı Hesap Makinası icadı</p>
<p>Hesap Makinası icatı Hesap Makinası icadı</p>
<p>İskoçyalı John Napier <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ma - bölme ve toplama - çıkarma arasında bağlantılar kurdu. Kurduğu bu bağlantılar Mekanik hesap yapma makinalarının temelini attı.</p>
<p>Uzun yıllar b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca insanlar hesap makinasını Blaise Pascal&#8217;ın icat ettiğini düşündüler. Aslında ilk icadı onun yapmadığı, ondan 18 yıl önce hesap yapan bir Saat icad eden Wilhelm Schickard&#8217;ın yaptığı ortaya çıktı. Alman tarihçi Franz Hammer tarafından bu konuda pekçok belge bulundu. Schickard&#8217;ın icadı daha önce bulunmasına karşın Pascal&#8217;ın icadından daha gelişmiş özelliklere sahipti. Toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini aynı anda yapabiliyordu.1957 yılında belgeler ortaya çıkarıldı ve hesap makinasının gerçek mucidi olarak Schickard tarihe adını yazdırdı..</p>
<p>1820 yılınca Charles Xavier Thomas de Colmar Fransa&#8217;da ilk ticari hesap makinasını üretti. Günümüzde kullanılan hesap makinaları o zamanlar kullanılanlardan çok farklıdır. Mekanik sistemler yerine günümüzde mikroişlemcili hesaplayıcılar kullanılıyor.Mikroişlemcinin mucidi olan Jack Kilby bu işlemcileri kullanarak Elektronik hesap makinalarını piyasaya sürdü. 1967 yılında ise birkaç arkadaşı ile birlikte ilk portatif hesap makinasını tanıttılar. Kilby ve Japon firması olan Canon 3 yıl sonra ilk ticari cebe sığan hesap makinalarını piyasaya sürdüler. Cebe sığacak kadar küçük olan bu cihazlara Pocketronic ismini vermişlerdi.</p>
<p>Clive Sinclair İngiltere&#8217;de 1972 yılında Sinclair Executive adında bir hesap makinası icat etti. Pocketronic&#8217;ten daha küçük ebatlardaydı. Bazıları ilk cebe sığan hesap makinası olarak bunu kabul ediyorlar. İki cihaz arasında teknik farklılıklar vardı. Sinclair sonuçları LED bir ekranda gösteriyordu ancak Pocketronic ısıya duyarlı kağıda yansıtıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/hesap-makinasi-ve-icadi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş tutulması</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gunes-tutulmasi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gunes-tutulmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:34:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1826</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Tutulması
Bir Güneş tutulması, Ay&#8217;ın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir. Tutulmanın olabilmesi için, Ay&#8217;ın, Arz etrafındaki yörüngesiyle Arz&#8217;ın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir. Bilindiği üzere bir yıl içerisinde 12 Ay vardır. Yani Ay, Arz etrafında yılda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş Tutulması</p>
<p>Bir Güneş tutulması, Ay&#8217;ın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması neticesinde meydana gelir. Tutulmanın olabilmesi için, Ay&#8217;ın, Arz etrafındaki yörüngesiyle Arz&#8217;ın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir. Bilindiği üzere bir yıl içerisinde 12 Ay vardır. Yani Ay, Arz etrafında yılda 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ay&#8217;ın yörünge düzlemi Dünya&#8217;nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ay&#8217;ın yörünge düzlemi ile Dünya&#8217;nınki arasında yaklaşık 5° 9&#8242; lık bir Açı vardır. Bu açı nedeniyle Arz, Ay ve Güneş, Ay&#8217;ın Arz etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir.Tam, halkalı ve parçalı olmak üzere üç tip Güneş tutulması vardır.</p>
<p><span id="more-1826"></span></p>
<p>Bir Güneş tutulmasının tam veya halkalı oluşu Ay&#8217;ın Dünya&#8217;ya uzaklığı ile belirlenirken, parçalı oluşu Ay, gözlem yeri ve Güneş arasındaki açıyla, bir başka deyişle, her üçünün tam olarak aynı doğrultuda bulunmamasıyla ilgilidir. Bilindiği gibi Ay, Dünya çevresinde basıklığı az da olsa elips şeklindeki bir yörüngede dolanır. Bundan dolayı Dünya&#8217;ya olan uzaklığı her an değişmektedir. Eğer tutulma anında Ay Dünya&#8217;ya yeteri kadar yakınsa, görünen çapı Güneş&#8217;in görünen çapından büyük olur, Güneş diskinin tamamı örtülür ve &#8220;Tam Tutulma&#8221; meydana gelir.Aksi takdirde Güneş diskinin tamamı örtülmez, diskin sadece iç kısmı örtülür ve bir &#8220;Halkalı Tutulma&#8221; oluşur.Bazen de Ay ve Güneş&#8217;in konumları öyledir ki, Ay, Güneş diskinin ancak bir kısmını örter. Bu durumda da parçalı tutulma meydana gelir. Tam ve halkalı tutulmaların maksimum örtülme evresinden önceki ve sonraki dönemlerinde de parçalı tutulma evresi bulunur. Ay&#8217;ın yarıçapı Dünya&#8217;nınki ile mukayese edildiğinde çok küçük olduğundan,</p>
<p>Dünya&#8217;nın tamamı Güneş ve Ay diskinin dış teğetlerinin oluşturduğu gölge konisinin içine girmez. Bu nedenle bir Güneş tutulması Dünya üzerinde ancak belirli bölgelerden görülebilirHalbuki Ay Tutulması&#8217;nda durum böyle değildir. Ay tutulması o anda gece olan yerlerin tümünden gözlenebilir. Ay tutulmalarında Dünya, Ay ile Güneş&#8217;in arasına girer ve Dünya&#8217;nın gölgesi Ay&#8217;ın tamamını perdeleyebilecek kadar büyük olurTam Güneş tutulması diğer tutulma türlerine göre çok daha önemlidir. Zira, tam tutulmada Güneş&#8217;in tamamı Ay tarafından birkaç Dakika için örtüldüğünden, bu sırada yapılacak gözlemlerden yıldızımızın dış Atmosfer tabakaları, özellikle koronanın (Güneş&#8217;in en dış Atmosfer tabakası) fiziği hakkında önemli bilgiler elde edilir.</p>
<p>Binyılın İlk Tam Güneş Tutulması 21 HAZİRAN 2001 Tam Güneş Tutulması sadece Güney yarıküreden izlenebildi. Ay&#8217;ın yarıgölgesi Dünya üzerine Güney Amerika&#8217;nın Atlantik okyanusu kıyılarında 12:33 de düşmeye başladı. Yarıgölgenin çapı yaklaşık 6900 km. Yarıgölgenin düştüğü her yerde parçalı güneş tutulması görüldü. Ay&#8217;ın tam gölgesi Türkiye Saati ile 13:36&#8242;da önce Atlantik okyanusuna düştü. Saatte 2000 km hızla uzun süre Atlantik okyanusunda ilerleyip 15:36&#8242;da Afrikaya ulaştı. Genişliği yaklaşık 200 km olan bu şerit içerisinde kalan her yerde Güneş tutulması Tam Güneş Tutulması olarak izlendi. Koşulların en uygun olduğu yerde tam tutulma 4 dakika 56 saniye sürdü. Gölge, Güney Afrika&#8217;yı kat ettikten sonra Madagaskar&#8217;a ulaştı ve dünya üzerindeki yolculuğunu Hint okyanusu üzerinde tamamladı.</p>
<p>Yüzyılın Son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999Yüzyılımızın son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999 Çarşamba Günü meydana geldi. Atlantik Okyanusu&#8217;nda başlayan tutulma, Orta Avrupa ve Türkiye üzerinden Ortadoğu&#8217;ya kayarak Hindistan&#8217;dan geçti ve nihayet Güneş&#8217;in battığı Bengal Körfezi&#8217;nde son buldu. Gerek Bilimsel gerekse turistik olarak büyük ilgi çeken bu asrın son Tam Güneş Tutulması, Ülkemizden milyonlarca kişi tarafından çok iyi bir şekilde izlendi. Yerli ve yabancı birçok bilimadamı, tam tutulma safhası yaklaşık 2 dakika süren bu muhteşem doğa olayından yararlanarak Güneş&#8217;in en dış atmosfer tabakası olan KORONA için birçok gözlemsel deney gerçekleştirdi. Ayrıca, tutulma zamanı ile süresine ait hesapların mükemmelliği de bir kez daha kanıtlandı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gunes-tutulmasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş enerjisinin kullanımı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gunes-enerjisinin-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gunes-enerjisinin-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:33:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1825</guid>
		<description><![CDATA[Güneş dünyanın yörünge eksenine 1366 watt/metre² enerji iletir fakat yer yüzüne ulaşan enerji miktarı biraz daha azdır.Güneş enerjisi veya Güneş erkesi Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir.
Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir güneşteki Hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş dünyanın yörünge eksenine 1366 watt/metre² enerji iletir fakat yer yüzüne ulaşan enerji miktarı biraz daha azdır.Güneş enerjisi veya Güneş erkesi Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir.</p>
<p>Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir güneşteki Hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m2 değerindedir ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970&#8242;lerden sonra hız kazanmış güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.</p>
<p>Konu başlıkları<br />
1 Güneş&#8217;ten elde edilebilecek enerji<br />
2 Güneş enerjili ısıtma sistemleri<br />
3 Güneş pilleri<br />
4 Mimaride güneş enerjisi<br />
5 Güneş ışığı ile aydınlatma<br />
6 Isıl güneş enerjisinden Elektrik üreten enerji santralleri<br />
6.1 Enerji kuleleri<br />
6.2 Yoğunlaştırıcılı kollektörler ve buhar motorları<br />
6.3 Yoğunlaştırıcılı kollektörler ve stirling motorları</p>
<p>Güneş&#8217;ten Elde Edilebilecek Enerji<br />
Dünyanın atmosferinin üzerine ve dünya yüzeyine düşen teorik yıllık ortalama güneş ışığı miktarı Global güneş enerjisi kaynakları. Haritadaki renkler 1991-1993 yılları arasında gerçekleşen ortalama yerel güneş enerji değerleri hakkında W/m2 cinsinden bilgi vermektedir.</p>
<p>Dünyanın yörüngesi üzerinde uzayda birim alana ulaşan güneş ışınları güneşe dik bir yüzey üzerinde ölçüldükleri zaman 1366 W/m2&#8242;dir. Bu değer güneş enerjisi sabiti olarak da anılır.</p>
<p>Atmosfer bu enerjinin %6&#8217;sını yansıtır %16&#8217;sını da sönümler ve böylece deniz seviyesinde ulaşılabilen en yüksek güneş enerjisi 1020 W/m2&#8242;dir Bulutlar gelen ışımayı yansıtma suretiyle yaklaşık %20 sönümleme suretiyle de yaklaşık %16 azaltırlar. Sağdaki resim 1991 ve 1993 yılları arasında uydu verilerine dayanarak elde edilebilen ortalama güneş enerjisinin W/m2 cinsinden gösterimidir. Örneğin Kuzey Amerika&#8217;ya ulaşan güneş enerjisi 125 ile 375 W/m2 arasında değişirken günlük elde edilebilen enerji miktarı 3 ila 9 kWh/m2 arasında değişmektedir. Bu değer elde edilebilecek mümkün en yüksek değer olup güneş enerjisi teknolojisinin sağlayacağı en yüksek değer anlamına gelmez. Örneğin fotovoltaik (güneş pili) panelleri bugün için yaklaşık %15&#8242;lik bir verime sahiptirler. Bu nedenle aynı bölgede bir güneş paneli 19 ile 56 W/m2 ya da günlük 0.45-1.35 kWh/m2<br />
enerji sağlayacaktır. Yandaki resimdeki koyu renkli alanlar güneş paneli<br />
kaplanması durumunda aynı bölgede 2003 yılında üretilen toplam enerjiden biraz<br />
daha fazla enerji üretebilecek örnek alanları göstermektedir.  Bugünkü %8<br />
verime dayalı teknoloji ile dahi işaretli bölgelere yerleştirilecek güneş<br />
panelleri bugün fosil yakıtlar hidroelektrik nükleer vb kaynaklara dayalı tüm<br />
santrallerin ürettiği elektrik enerjisinden biraz daha fazlasını<br />
üretebilecektir. Hava kirliliğinin neden olduğu Küresel loşluk ise daha az<br />
miktarda güneş ışının yeryüzüne ulaşmasına neden olduğu için güneş enerjisinin<br />
geleceği ile ilgili az da olsa endişe yaratmaktadır. 1961-90 yılları arasını<br />
kapsayan bir araştırmada aynı dönem içerisinde deniz seviyesine ulaşan ortalama<br />
güneş ışını miktarında %4 azalma olduğu gözlenmiştir.</p>
<p><span id="more-1825"></span></p>
<p>Güneş enerjisi teknolojileri== Güneş ışınlarından yararlanmak için pek çok teknoloji geliştirilmiştir. Bu teknolojilerin bir kısmı güneş enerjisini ışık ya da ısı enerjisi şeklinde direk olarak kullanırken diğer teknolojiler güneş enerjisinden elektrik elde etmek şeklinde kullanılmaktadır.</p>
<p>Güneş enerjili ısıtma sistemleri Güneş enerjili Sıcak Su sistemleri Suyu ısıtmak için güneşe ışınlarından yararlanır. Bu sistemler evsel sıcak su ya da bir alanı ısıtmak için kullanılabildiği gibi çoğunlukla bir <a href="http://www.matematikciler.com/havuz-problemleri/"target="_self"title="" >havuz</a>u ısıtmak için kullanılır. Bu sistemler çoğunlukla bir termal güneş paneli ile bir de depodan oluşur.Güneş enerjili su ısıtıcıları üç grupta toplanır.</p>
<p>Aktif sistemler Suyun ya da ısı transfer sıvısının çevirimi için pompa kullanırlar. Pasif sistemler suyun ya da ısı transfer sıvısının devrini doğal çevirim ile sağlarlar. Kütle sistemleri su tankının doğrudan güneş ışığı ile ısınmasını amaçlarlar. Yaygın ısıl güneş enerjisi uygulamaları şunlardır</p>
<p>Düzlemsel Güneş Kollektörleri<br />
Ülkemizde de çok yaygın olarak kullanılan evlerde sıcak su elde etmede kullanılan sistemlerdir.</p>
<p>Yoğunlaştırıcılı Güneş Enerjisi Santralları<br />
Bunlarda doğrusal çanak şeklinde ya da merkezi bir odağa yönlendirilmiş dev aynalar kullanılarak odak noktasında çok yüksek Sıcaklıkta ısı elde edilir. Genellikle elektrik üretiminde kullanılır. Ancak henüz bir yaygınlık kazanamamışlardır.</p>
<p>Vakum Tüplü Güneş Enerjisi Sistemleri<br />
Vakum tüplü güneş enerjisi kolektörleri iç içe geçmiş 2 adet silindirik Cam tüpün ısı yolu ile birbirine bağlanması ve bu işlem sırasında arasındaki Havanın alınması ile üretilir. Dış silindirik tüpün yüzeyine düşen Güneş ışınları aradaki havasız ortamdan geçerek iç kısımdaki silindirik tüpün yüzeyinde absorbe edilmesi ile çalışır. Arada Madde olmadığından dolayı sadece ışıma ile ısınan sistem suyu dış hava sıcaklığından bağımsızdır.</p>
<p>Güneş Ocakları<br />
Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde güneş ısısını toplayan yapılardır. Gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın kullanılır.</p>
<p>Trombe Duvarı<br />
Sandviç şeklinde cam ve hava kanalları ile paketlenmiş bir pasif güneş enerjisi sitemidir. Güneş ışınları Gün b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca duvarın altında ve üstünde yer alan hava geçiş boşluklarını tahrik ederek doğal çevirim ile termal kütleyi ısıtırlar. Gece ise trombe<br />
duvarı biriktirdiği enerjiyi ışıma yolu ile yayar.</p>
<p>Geçişli Hava Paneli<br />
Aktif güneş enerjili ısıtma ve havalandırma sistemidir. Termal güneş paneli gibi davranan güneşe bakan delikli (perfore) bir duvardan oluşur. Panel binanın havalandırma sistemine ön ısıtma uygular. Ucuz bir yöntemdir. %70&#8242;e kadar verime ulaşılabilir.[10]Araştırmaya konu olmuş ancak yaygınlaşamamış bazı ısıl güneş enerjisi<br />
teknolojileri</p>
<p>Güneş Havuzları<br />
Havuza atılan tuzların yardımı ile dip tarafta Sıcaklık elde edilir. Bunlar daha çok deneysel sistemler olarak kalmışlar bir yaygınlık gösterememişlerdir.</p>
<p>Güneş Bacaları<br />
Bir binanın zemininde toplanan ısı yüksek ve dar bir bacaya yönlendiğinde bacada kurulu türbini çalıştırır. Bu da deneysel aşamada kalmış güneş enerjisi türlerinden biridir.</p>
<p>Su Arıtma Sistemleri<br />
Bunlar da bir çeşit havuz sistemidir. Havuzun üstüne eğimli cam kapak yerleştirilir buharlaşan su Tuzdan arınarak bu kapakta yoğunlaşır.</p>
<p>Güneş Pilleri<br />
Bu yat üzerindeki güneş pilleri 12 voltluk aküleri 9 Amp&#8217;e kadar doğrudan güneş ışığı yardımıyla doldurabilirler.Güneş pilleri ya da fotovoltaik piller diye anılan cihazlar yarıiletkenlerin fotovoltaik etki özelliğini kullanarak güneş ışığından elektrik enerjisi üretirler. Güneş pilleri kurulan sisteme bağlı olarak birkaç mW&#8217;dan birkaç MW&#8217;a kadar elektrik üretebilir. Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle yakın zamana kadar oldukça az kullanılmıştır. 1950&#8242;lerden bu yana uzayda uydularda 1970&#8242;li yıllarda elektrik hattından uzak yerlerde yol kenarlarındaki acil Telefon cihazları ya da uzaktan algılama gibi uygulamaların enerji gereksiniminin karşılanmasında kullanılmıştır. Son yıllarda evlerde elektrik şebekesi ile birlikte çalışan sistemler de yaygınlaşmıştır.</p>
<p>2005 sonu itibarı ile toplam 5300 MW olduğu zannedilen kurulu güneş pili kapasitesinin gelişmiş ülkelerin güneş pillerinin evsel amaçlı kullanımına verdiği teşvikler nedeniyle 2006 yılında da ciddi artış göstermesi beklenmektedir. Gerek kullanımdaki artış gerekse teknolojik gelişmeler nedeniyle güneş pillerinin üretim maliyetinde her yıl azalış görülmektedir. Bir güneş pili panelinin watt başına maliyeti 1990 yılında yaklaşık 75 USD iken 2005 yıllında bu rakam yaklaşık 4 USD seviyesine inmiştir. Gelişmiş ülkelerin sunmuş olduğu teşvikler güneş pillerinin yatırım maliyetinin 5 ile 10 yıl arasında geri dönebilmesini sağlamaktadır. Evsel amaçlı kullanılan güneş pilleri bir inverter<br />
aracılığı ile elektrik şebekesine bağlanmakta böylece üretilen elektriğin<br />
akülerde depolanmasından tasarruf edilmektedir. 2003 yılı içerisinde tüm dünyada<br />
gerçekleşen güneş pili üretiminde %32&#8242;lik bir artış gözlenmiştir.Güneş pili<br />
kullanımındaki artış o kadar büyüktür ki yarıiletken üretiminin talebi<br />
karşılayamaması güneş pili üretiminin artışında bir kısıt olmuştur.Bu <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nun<br />
2006 ve 2007&#8242;de de devam edebileceği sanılmaktadır.</p>
<p>Mimaride güneş enerjisi Güneş enerjisinden yararlanan tasarımlar çok az daha ilave enerji kullanmak suretiyle konfor Sıcaklığı ve ışık seviyesinin elde edilmesini hedefler. Bunlar pasif güneş enerjisinde olduğu gibi soğuk ortamlarda daha fazla güneş ışığı ile sıcak su elde edilmesi şeklinde ya da aktif güneş enerjisinde olduğu gibi pompa ve fanlar kullanarak sıcak ve soğuk havanın (ya da sıvının) yönlendirilmesi şeklinde de olabilir.</p>
<p>Seralar da bir çeşit güneş mimarisi örneği sayılabilir.Güneş ışığı ile aydınlatma İç mekanlar gün içerisinde ışık tüpleri ile aydınlatılabilirler.</p>
<p>Örneğin fiber optik ışık tüpleri çatıya yerleştirilmiş güneş ışınlarını toplayacı<br />
bir çanağa bağlanarak iç mekanlarda aydınlatma kaynaklı enerji giderlerini<br />
azaltarak daha doğal bir aydınlatma yaratabilirler.</p>
<p>Isıl güneş enerjisinden elektrik üreten enerji santralleri Solar İki yoğunlaştırılmış güneş enerji kulesi (ısıl güneş enerjisine örnektir).Isıl güneş enerjisi sistemleri yaygın olarak bir ısı eşanjörünü yüksek sıcaklıklara kadar ısıtarak elde edilen ısının elektrik enerjisine dönüştürülmesi şeklinde kullanılırlar.</p>
<p>Enerji kuleleri Enerji kuleleri bir ağ şeklinde yerleştirilmiş çok sayıda düz ve hareketli yansıtıcıların (heliostatların) güneş ışınlarını kule üzerindeki bir toplayıcıya yönlendirmesi şeklinde çalışırlar. Yoğunlaştırılmış güneş ışığı sayesinde kule üzerinde biriken yüksek ısı daha sonra kullanılmak üzere başka bir maddeye transfer edilir.</p>
<p>Yoğunlaştırıcılı kollektörler ve buhar motorları Bir yoğunlaştırıcılı kollektörde ısıya dönüştürülen güneş enerjisi nükleer ya da kömürlü elektrik santrallerinde olduğu gibi suyun kaynatılarak buhara dönüştürülmesi ve elde edilen buharla da bir buhar motoru ya da bir buhar türbininin tahrik edilmesi suretiyle elektrik enerjisi elde edilir.</p>
<p>Yoğunlaştırıcılı kollektörler ve stirling motorları Bir yoğunlaştırıcılı kollektörde ısıya dönüştürülen güneş enerjisi ile bir stirling motoru tahrik edilir. Stirling motoru kapalı devre Gaz kullanan suya ihtiyaç duymayan bir ısı motorudur.Stirling motoru ile güneş enerjisinin elektriğe dönüştürülmesi %30 ile en yüksek verime sahip sistem kabul edilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gunes-enerjisinin-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gökyüzünün mavi olmasının sebebi</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gokyuzunun-mavi-olmasinin-sebebi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gokyuzunun-mavi-olmasinin-sebebi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:33:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1824</guid>
		<description><![CDATA[Gökyüzü Neden Mavidir
Difuzyon Nedir: Atmosfer içinde Güneş ışınlarının kırılıp dağilmasına Difuzyon denir. Guneş ışınlarinın Difuzyona uğramasından dolayı gölgede kalan kısımlar gecelerin çok soğuk olmasını önler. Böyle bir durumda gölgelerin yarı aydinlik olmasını sağladığından, gökyüzünün de Mavi bir görüntü vermesini sağlar.
Gökyüzü mavidir mavi ışik, kırmıziya oranla Atmosfere daha fazla dagilarak ona mavi rengini verir. Peki, Güneş&#8217;i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzü Neden Mavidir</p>
<p>Difuzyon Nedir: Atmosfer içinde Güneş ışınlarının kırılıp dağilmasına Difuzyon denir. Guneş ışınlarinın Difuzyona uğramasından dolayı gölgede kalan kısımlar gecelerin çok soğuk olmasını önler. Böyle bir durumda gölgelerin yarı aydinlik olmasını sağladığından, gökyüzünün de Mavi bir görüntü vermesini sağlar.</p>
<p>Gökyüzü mavidir mavi ışik, kırmıziya oranla Atmosfere daha fazla dagilarak ona mavi rengini verir. Peki, Güneş&#8217;i batarken niye daha kırmizi goruruz? Bu, isinlarin bu sirada Atmosferde daha cok yol katetmesinin bir sonucudur. Bu sirada, mavi ısik daha kalin bir Atmosferi gecmekte oldugundan, daha cok sacilir. Ayni zamanda kirmizi da soguruldugu icin Guneş daha sonuk gorunür. Batmak uzere olan Günes&#8217;in gozumuzü rahatsiz etmemesinin nedeni budur.</p>
<p><span id="more-1824"></span></p>
<p>Gökyüzünun mavi bir görüntü vermesinin sebebi (difuzyon)kırilma olayıdır. Gunes isinlari atmosfere girdiginde Atmosferdeki Gaz molekullerine, toz parcaciklarina carparak saçılir. Gun ısiği degisik dalga boylu bircok ısindan olusur. Enkisa dalga boylu mavi ısinlar Atmosferin ust tabakalarindaki kucuk parcaciklar tarafindan hemen saçılirlar.</p>
<p>Gökyüzü acik oldugunda, mavi isik diger isiklara oranla en fazla sacilan isiktir. Bu yuzden de gökyüzü mavi gorunür. Mesela gökyüzü yogun bulutlarla veya dumanla dolu oldugunda, tum isinlar nerede ise ayni oranda saçılir. Bu da gökyüzünun gri renkte gorunmesine sebep olur.</p>
<p>Gun batiminda veya dogumunda guneş ışınlari atmosfere egik girdiklerinden dolayı fazla yol sarfetmek zorunda kalirlar. Bu yuzden daha cok ışik ve renk sacilir.</p>
<p>Gökyüzüne Bakarak Hava Tahmini Yapmak<br />
Gökyüzü koyu mavi rengine börünürse, gunes dogarken parlak ve hafif sisli bulunursa, aksam gokkusagi gorunurse, gunes Ay etrafinda büyük hale olursa, havanin iyi olacağı anlamına gelir.</p>
<p>Güneşin doğma zamanında, gökyüzü kırmızı olması ve gökkuşağının sabahleyin görünmesi ve de<br />
ayın etrafında küçük bir çember bulunması yağmur olacağına işarettir.</p>
<p>Havanın sisli olması, sükunetli olacağı anlamına gelir.</p>
<p>Güneş doğarken kırmızı görüntü vermesi, batarken gökyüzünün kırmızı olmasi rüzgarlı hava olacağına işarettir.</p>
<p>Güneşin soluk - dumanlı bir şekilde doğması, Ayın parlak olması, bulutların beyaz olması, Güneş - ayın etrafında bir kavis bulunması fırtına olacağına işarettir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gokyuzunun-mavi-olmasinin-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağının renkleri ve prizma etkisi</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gokkusaginin-renkleri-ve-prizma-etkisi/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gokkusaginin-renkleri-ve-prizma-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:32:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1823</guid>
		<description><![CDATA[Gökkuşağı Neden Yuvarlak
Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gökkuşağı Neden Yuvarlak</p>
<p>Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.</p>
<p><span id="more-1823"></span></p>
<p>Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp Altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.</p>
<p>Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>arlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.</p>
<p>Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.</p>
<p>Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.</p>
<p>Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş Açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.</p>
<p>Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.</p>
<p>Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.</p>
<p>Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının Su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gokkusaginin-renkleri-ve-prizma-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gezegenler</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gezegenler/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gezegenler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:31:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/gezegenler/</guid>
		<description><![CDATA[Gezegenler
Güneş
Güneş Sisteminin merkezinde yeralan, en yakın yıldız, Dünya’dan ortalama 149.591.000 km uzaklıkta, 1,39 milyon km çapında, ışık saçan dev bir Gaz küresi olan Güneş’in en önemli bileşeni hidrojendir; yaklaşık % 5 oranında helyum ve daha ağır Elementleri içerir. 1,99&#215;10(33) erg/saniye hızıyla enerji üretir. Bu enerji, en çok, görünür ışın ve kızılaltı ışınım olarak uzaya yayılır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gezegenler<br />
Güneş<br />
Güneş Sisteminin merkezinde yeralan, en yakın yıldız, Dünya’dan ortalama 149.591.000 km uzaklıkta, 1,39 milyon km çapında, ışık saçan dev bir Gaz küresi olan Güneş’in en önemli bileşeni hidrojendir; yaklaşık % 5 oranında helyum ve daha ağır Elementleri içerir. 1,99&#215;10(33) erg/saniye hızıyla enerji üretir. Bu enerji, en çok, görünür ışın ve kızılaltı ışınım olarak uzaya yayılır ve Yer’de yaşamın sürmesinin başlıca nedenidir</p>
<p><span id="more-1822"></span></p>
<p>Çapları bin kat daha büyük ve kütleleri birkaç yüz kat daha ağır olan bilinen en büyük yıldızlara karşılaştırılınca, Güneş, Astronomi sınıflandırmasında cüce yıldız sınıfına girer. Ama kütlesi ve yarıçapı, Gökadamız’daki (samanyolu) bütün yıldızların ortalama kütlesine ve büyüklüğüne yakındır; çünkü birçok yıldız<br />
Yer’den daha küçük ve daha hafiftir. Güneş, tayfı, yüzey Sıcaklığı ve rengi nedeniyle, astronomlar tarafından kullanılan tayf türleri şemasında “G2 cüce” diye de sınıflandırılır. Yüzey gazlarının yaydığı ışığın tayf şiddeti, 5000 A’ya yakın dalga boylarında en büyüktür; güneş ışığının niteleyici sarı rengi bundan ileri gelmektedir Güneş’le ilgili modern çalışmalar, Galilei’nin güneş lekelerine ilişkin gözlemleriyle ve bu lekelerin hareketlerine dayanarak Güneş’in dönüşünü bulmasıyla 1611’de başladı.</p>
<p>Güneş’in büyüklüğüne ve Yer’den<br />
uzaklığına ilişkin ilk yaklaşık doğru belirleme, 1684’te yapıldı; bu belirlemede, Fransız Akademisi’nin 1672’de Mars’ın Yer’e yaklaşması sırasında yaptığı nirengi (üçgenleme) gözlemlerinden elde edilen veriler kullanıldı. Joseph von Fraunhofer tarafından 1814’te Güneş’in soğurma çizgili tayfının bulunması ve Gustav Kirchhoff tarafından 1859’da bunun fiziksel yorumunun yapılması, güneş astrofiziği çağını başlattı; bu dönemde, Güneş’i oluşturan Maddelerin fiziksel durumunu ve kimyasal bileşimini etkili olarak inceleme olanağı doğdu. 1908’de George Ellery Hale, güneş lekelerinin güçlü magnetik alanlarını belirledi; 1939’da Hans Bethe, güneş enerjisinin oluşumunda nükleer füzyonun oynadığı rolü aydınlattı.</p>
<p>Yeni gelişmeler, Bilim adamlarının Güneş’le ilgili görüşlerini değiştirmeyi<br />
sürdürmektedir. Güneş rüzgarının doğrudan doğruya belirlenmesi 1962’de<br />
gerçekleştirilmiş, Güneş’in yüksek hızlı tekrarlanan akıntılarının kaynaklarıysa<br />
1969’da taç (korona) deliklerine ilişkin gözlemlerle belirlenmiştir.</p>
<p>Yeni Gelişmeler<br />
Güneş’in hala çözülememiş birçok gizi vardır. Sözgelimi, güneş enerjisinin en büyük kaynağı olduğu düşünülen proton-proton tepkimesinin, “nötrino” diye adlandırılan belirli sayıda parçacık da üretiyor olması gerekir; ama günümüze kadar yapılan araştırmalarda, kuramın öngördüğünden çok daha az nötrino belirlenmiştir. İleri sürülen köktenci bir önermeye göre, Güneş, beklendiğinden daha az nötrino üretir; çünkü toplam kütlesinin yaklaşık %0,5’ini oluşturan<br />
demir-plazma bir çekirdeği vardır.</p>
<p>Bazı fizikçilerse, büyük birleşme kuramlarında öngörülen ve bazen evrendeki “kayıp madde” olduğu ileri sürülen zayıf etkileşimli çok büyük parçacıkların (“Wimp”lerin) Güneş’in derinliklerinde var olabilecekleri ve Güneş’in sıcaklığını, nötrinoların olmayışını açıklayacak kadar düşürebilecekleri biçiminde bir kuram geliştirmişlerdir. Başka bir öneriye göre de, Güneş’in çekirdeğindeki Elektron türü nötrinolar, yüzeye doğru ilerlerken, günümüzdeki detektörlerle gözlenemeyen muon türü nötrinolara dönüşmektedir.</p>
<p>1960 yıllarının başlarında, ışıkkürenin ışınım salınımları (osilasyon) belirlenmiştir; o tarihten bu yana söz konusu salınımlar, Güneş’in taşınım kuşağını oluşturan belirli tabakalar arasında “ses dalgalarının rezonant<br />
yakalanması” diye açıklanmaktadır. ABD Ulusal Güneş Gözlemevi’nin öncülüğüyle, Küresel Salınım Ağı Grubu, bu salınımları yakından araştırmaktadır. Bu tür araştırmalar sayesinde bilimadamları, ışıkkürenin altında gözlenen Güneş tabakalarının yoğunluk, Sıcaklık ve hız kalıplarını irdeleme olanağını elde etmektedirler: Bilimadamları, yaklaşık 80 yıllık bir çevrimle Güneş’in çapının, ortalama çapın aşağı yukarı %0,01’i kadar dalgalandığını da gözlemişlerdir. Daha uzun dönemli genleşip büzülmelerin de söz konusu olabileceği düşünülmektedir.</p>
<p>Ay<br />
Ay, Dünya’nın tek doğal uydusudur ve bazı özellikleri nedeniyle Güneş sisteminin değişik bir üyesidir. 3.476 km’lik çapıyla Dünya’nın dörtte biri büyüklüğündedir ve 81,3 kat daha hafiftir. Güneş sisteminde Ay’dan hem daha büyük, hem de daha ağır uydular bulunmasına karşın, Pluton’un yeni keşfedilen uydusu dışında hiçbiri, uydusu oldukları gezegenlerden yoğunluk ve Hacim bakımından fazla farklı değildir. Dünya-Ay sistemi tam anlamıyla çift gezegen oluşturmaktadır.</p>
<p>Gökbilimsel Veriler<br />
Ay, Dünya’nın çevresinde, Dünya’nın Güneş çevresinde döndüğü düzleme 5° 8’ 43” bir eğimi olan elips biçimli bir yörünge üzerinde döner. Dünya’ya olan uzaklığı 356.000 km ile 407.000 km arasında değişir; ortalama uzaklığı 384.000 km’dir. Bu uzaklık en yakın durumda olduklarında bile Venüs ve Merih’e olan uzaklığın %1’i kadardır. Gökyüzünde gördüğümüz Ay yuvarlağının çapı 31’ 5” 2 dolayındadır.</p>
<p>Ay’ın Dünya çevresindeki dönüşünü tamamlayarak gökyüzünde eski durumunu alması, 27 gün, 7 saat, 43 Dakika ve 11,6 saniye alır. Dünya Güneş’in çevresinde Ay’ın dönüş yönüyle aynı yönde döndüğü için aynı görünüşe ulaşılması 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 2,8 saniye sürer. Bu süre iki dolunay arasındaki zamana eşittir ve çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Ay&#8217;’n ortalama hızı, 1,023 km/saniye’dir. Ve bu değer ortalama açısal hız olarak Saatte 33 Dakikalık bir Açıya eşdeğerdir; bu da Ay’ın çapından biraz fazladır.</p>
<p>Uzaydaki hareketinin yanısıra Ay, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniyede kendi ekseni çevresinde de döner. Bunun sonucu olarak hemen hemen her zaman aynı yüzü Dünya’ya dönüktür. Yörüngesel hareketindeki düzensizlikler ve yörüngesinin ekliptik düzleme eğik olması “optik titremeler” yaratarak Dünya’dan Ay’ın yüzeyinin %59’unun görünmesini sağlar. Kalan %41’lik bölüm, Luna 3 adlı Rus uzay gemisinin Ekim 1959’da fotoğraflarını çekmesine kadar bilinmiyordu. O Günden bu yana ayrıntılı haritaları çıkarılmıştır.</p>
<p>İç Yapısı<br />
Ay’ın iç yapısına ilişkin en önemli ipuçlarını yoğunluğu ve Hacmi verir: Ortalama yoğunluğu 3,34 gr/cm3’tür. Apollo Programı 31’in Ay’dan Dünya’ya getirdiği taşların yoğunluğu 3,1 ve 3,5 gr/cm3 arasında değiştiği için, bu bulgu Ay’ın iç yapısının dış yapısından çok fazla farklı olması –yani yoğunluğunun çok farklı olması- olasılığını azaltmaktadır.</p>
<p>Ay’ın litostatik basıncı, yüzeyde sıfır ve merkezde 47,1 kilobar, Litosferin çoğu yerindeyse ortalama 10 kb’dır. Bu değer, tipik Ay taşlarının ezici gücünün de üzerindedir ve bu yüzden egemen olan basınç, kütlesinin çoğunun katı maddelerden oluşmasına karşın Ay’ın küresel biçimli olmasını sağlar. Kütlesinin sertliği, Apollo’nun Ay yüzeyine yerleştirdiği sismograflarca da doğrulanmıştır. Tüm kanıtların ışığında, Ay’ın depremler açısından Dünya’dan çok daha sakin olduğu görülmektedir.</p>
<p>Kaydedilen Ay sarsıntılarının merkezlerinin Ay’ın kabuğunun 600-900 km altında olduğu saptanmıştır. Bu sarsıntıların sismik kayıtlarının gösterdiği Basınç ve esnek dalgalar, bu dalgaların yayıldığı katmanların Sıvı olamayacağını göstermektedir. Ay sarsıntılarının sönme süresinin bu denli uzun olması, Ay yüzeyinin ölçülebilen miktarda sismik dalgalar yayabilmesi için oldukça çatlak katmanlardan oluştuğunu göstermektedir.</p>
<p>Sismik kayıtların gösterdiği sertlik derecesine koşut olarak, Ay’ın uzaydaki hareketi b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca Güneş rüzgarıyla etkileşmesinin kayıtları da Ay’ın bir iletken gibi davrandığını doğrular. İletkenliği, 1.500° C’de hala katı gibi davranabilen silikon taşlarınkine denktir. Ay’ın iki kutuplu bir magnetik alanının olmaması, Ay’ın madeni bir çekirdeği olmadığını kanıtlar.</p>
<p>Kimyasal Yapısı<br />
Ay’ın kimyasal yapısına ilişkin ilk verileri, 1969 yılında Apollo Dünya’ya getirdi. Bu verilerin dayandığı taşlar Ay’ın yüzeyinden alınmış olmasına karşın, Ay’ın iç yapısının fazlaca farklı olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Atom ik bileşim olarak Ay’da en fazla bulunan Element oksijendir: Ay’ın kabuğunun ağırlık olarak %60’ını oluşturur. Oksijeni, %16-17 ile silikon, %6-10 ile alüminyum, %4-6 ile kalsiyum, %3-6 ile magnezyum, %2-5 ile demir ve %1-2 ile titanyum izler. Tüm diğer Elementler ağırlık olarak %1’den daha azdır. Oksijen, silikon ve alüminyum, Ay’da da Dünya’da bulundukları miktara yakın miktarda bulunurlar. Demir ve titanyum miktarları Ay’da daha fazladır; Alkali metaller, kömür ve nitrojense Dünya’ya oranla daha az bulunur.</p>
<p>Bu elementlerden oluşan bileşiklerden silis (SiO2), ağırlık olarak Ay kabuğunun %40-50’sini oluşturur. Dünya’nın kabuğundaki silis miktarı %48,5’tir. Demir oksit (FeO) ve kalsiyum oksit (CaO) Ay’ın kabuğunda %10-20’lik bir ağırlık taşırlar. Tüm oksitlenmiş bileşikler Ay’da oksitlenmelerinin en düşük durumunda bulunurlar: çünkü, 1.100-1.200° C ısılarda katılaşmışlardır. Ay’da H2O’nun (suyun) hiçbir biçimi bulunmaz; Ayda Su izine rastlanmamıştır. Ay’da bulunan hidrojen, Güneş rüzgarlarınca taşınmıştır ve oksitlenmeyle oluşan su, hemen Güneş tarafından ayrıştırılır.</p>
<p>Yüzey Özellikleri<br />
Daha ayrıntılı teleskopik ve uydu gözlemleri olduğu kadar çıplak gözle yapılan gözlemler de Ay’ın iki farklı türde araziden oluştuğunu gösterir. İlki engebeli, daha parlak, dağlarla doludur ve Ay’ın görünen yarısının üçte ikisini görünmeyen yarısınınsa onda dokuzunu kaplar. İkinci türe Latince “denizler” anlamına gelen maria adı verilir. Kıtalar için kullanılan “yükseklikler” sözcüğü de, gerçek anlamı düşünüldüğünde, o alanın tümü yüksek olmadığı için yanlıştır. Maria da, o alanın Suyla hiç ıslanmadığı düşünüldüğünde yanlış bir addır.</p>
<p>Ay’ın teleskoplarla incelemesi sonucunda tüm yüzeyinin kraterlerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Kraterlerin sayıları çok fazladır; büyüklükleri, Mare İmbrium (Yağmur denizi) ya da Mare Orientale (Doğu denizi) gibi oluşumların 1.000 km genişliğinden, Apollo’nun Dünya’ya getirdiği saydam taşların oluşturduğu 10-20 mikronluk çukurlara kadar değişir.</p>
<p>Bu oluşumların kökeni artık belirlenmiştir: Asteroitlerden kuyrukluyıldızlara kadar çeşitli gök cisimlerinin etkisiyle oluşmuşlardır. Ay’ın yüzeyi bir Atmosfer tabakasıyla kaplı olmadığı için, Ay’a<br />
<a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>an tüm cisimlerin Ay üzerindeki etkileri, saniyede birkaç kilometrelik kozmik hızlarla oluşmaktadır. 3 km/saniye hızla hareket eden bir parçacık, aynı ağırlıktaki TNT’nin patlamasıyla çıkan enerjiye eşit miktarda kinetik enerjiye sahiptir. Bu kinetik enerji bir etkiyle harcandığında, Mekanik ya da ısıl enerji olarak başka bir biçim alır; sonuç, krater adı verilen izlerdir. Küçük ve orta<br />
büyüklükteki kraterler, vuruş merkezindeki taş tabakalarını ortaya çıkaracak biçimde oluşmuştur. 100 km’lik büyük kraterlerin oluşumunda ortaya çıkan ısı, tüm krater yüzeyinin eriyik maddelerle kaplanmasına yolaçmıştır. Ay’ın yüzeyindeki en büyük oluşumlardan dairesel Maria’da yüzeyin lavlarla kaplanması, kraterin oluşumundan yalnızca birkaç yüz milyon yıl sonra oluşmuştur.</p>
<p>Bu bilgiler, Apollo’nun getirdiği Ay taşlarının Mineral bileşimiyle tamamen uyuşmaktadır. Mineraloji açısından Ay “maria”sının çukurlarını kaplayan koyu saydam maddenin ana yapısı, bazaltlı gabbro olarak tanımlanabilir. Bu madde, Dünya’daki lavlara benzerse de demir ve titanyumca daha zengindir. Buna karşı, kıtasal alanları oluşturan taşlar, Dünya’daki granitlere benzeyen feldispat taşlarıdır. Bunlar, Anortozit denen bir çeşit saf feldispat içerirler.</p>
<p>Anortozitler bazalt taşların demir ya da magnezyumunu alüminyumla değiştirip onların hem daha açık renkli olmasını sağlamış, hem de ağırlıklarını azaltmıştır. Ay’da anortozitlerin bulunması, Ay’ın kabuğunun kimyasal olarak farklılaşmış ve demir gibi ağır Elementlerin daha hafif bileşenlere ayrılmış olduğunu gösterir. Buna ek olarak, anortozitler çoğunlukla iri taneli Mineraller içerirler. Bunun anlamıysa, eriyik durumundayken yavaş yavaş soğudukları, dolayısıyla bu olayın Ay yüzünde gerçekleşmediğidir.</p>
<p>Ay’daki kayaların fiziksel dokusu, kimyasal bileşimlerinden daha da ilginçtir Çünkü bu doku, Ay yüzeyi oluşumlarının kökenini ortaya koymaktadır. Dikkat çekici olan, Ay kıtalarından getirilen gereçlerin ağırlıkla %85-90’ını breşlerin oluşturmasıdır. Breşler, önceden var olan billursu yapıdaki kayalardan oluşan polimiktik (çeşitli maden tozlarından oluşan) konglomeralardır. Bu kayalar, ilk<br />
katılaşmalarından önce ortaya çıkan olaylar sonucu, farklı kökenlerden türemiş köşeli parçalar oluşturarak kaynaşmışlardır.</p>
<p>Böylesi breşlerin yapısında ani başkalaşımlar (yüksek Sıcaklığın ve çarpmayla oluşan Basıncın yol açtığı değişiklikler) belirgin biçimde görülür. Buradan da, çeşitli büyüklüklerdeki gök cisimlerinin yüksek hızlarla Ay yüzeyine çarparak breşlerin kendilerine has yapısını değiştirdiği kesin olarak anlaşılmaktadır. Ay yörüngesindeki uzay araçları, yerçekiminin son derece yüksek olduğu bölgeler buldu. Maskon adı verilen bu bölgeler, genellikle maria alanlarının pek çoğunun altında bulunur. Bunların, çarpma etkileriyle maria alanlarını oluşturan cisimlerdeki maddelerin ya da aynı alanların lav püskürmesi sonucu eriyik durumundaki iç katmanlardan gelen volkanik kayalardaki yoğun maddelerin derine gömülmüş artıklarının kimi yerlerde yoğunlaşması sonucu ortaya çıktıkları düşünülmektedir.</p>
<p>Sıcaklık<br />
Ay’ın tek ısı kaynağı Güneş’tir, dolayısıyla Atmosferden yoksun olmasaydı<br />
ortalama sıcaklığı yeryüzününkiyle aynı olacaktı. En yüksek ve en düşük<br />
sıcaklıklar arasındaki fark çok yüksektir. Güneş’in hemen altındaki Ay’ın<br />
tropikal bölgesinde yüzey sıcaklığı 130° C’dir; ancak, yüzey Gün batımına doğru<br />
hızla soğur ve gece yarısıyla Güneş’in doğması arasında 173° C düşer. Bu yüzden<br />
Ay’ın tropikal bölgesindeki günlük sıcaklık değişimi, 300° C’ı geçer; suyun<br />
günlük kaynama sıcaklığının çok yukarılarından sıvı Havanın sıcaklığına kadar<br />
değişiklikler gösterir. Ancak bu alt ve üst sınırlar, yalnızca tropikal bölge ve<br />
uzaya açık yüzey için geçerlidir. Ay yüzeyindeki maddelerin yalıtıcı<br />
özelliklerinden ötürü, günlük Sıcak ya da soğuk dalgaları, yarım metreden daha<br />
aşağısını etkilemez: Bu derinliklerde Radyo spektrumu içinde kalan ısı yayılımı<br />
gün boyunca sabit kalır ve -30° C dolayında bir ortalama sıcaklığa denktir.</p>
<p>Oluşum ve Evrim<br />
1969-72 yılları arasında Apollo ekiplerinin Ay’ın çeşitli yerlerinden topladıkları kayaların radyometrik yüzölçümleri, Ay’ın yerbilimsel tarihine ilişkin kanıtlar ortaya koydu. Her bir bölgede bulunan maddeler arasındaki en eski parçacıkların yaşı, 4,5-4,6 milyar yıl arasındaydı. Bilinen en eski krondritik meteorların yaşı da bu civarda olduğundan, tüm Güneş sisteminin yaşı da 4,6 milyar yıl olabilir. Bu yaştaki hiçbir madde büyük parçalar halinde duramayacağından Ay’ın oluşumunun ilk 200 ya da 300 milyon yılı sırasında, yani bombardıman etkisi yapacak gezegenler arası maddelerin büyük ölçüde yok olmasından önce, Ay yüzeyinin bombalanması sonucu bu maddeler, parçalanıp Ay’ın dört bir yanına taşınmış olabilir.</p>
<p>Yaş ölçümü sonuçları, Ay’ın değişik bölgelerini ortadan kaldıran ve kraterler oluşturan çarpmaların büyük bir bölümünün, Ay’ın oluşumunun ilk 500 milyar yılı içinde gerçekleştiğini gösterdi. Dairesel maria olarak bildiğimiz oyuklara yolaçan bu çarpmaların en büyüğü, Ay’ın oluşumundan 400-800 milyon yıl sonra ya da günümüzden 3,3-3,8 milyon yıl önce gerçekleşti. Oluşumunun ilk 800 milyon yılında Ay yüzeyinde başka bir bazalt görülmedi, 600 milyon yıl sonrasına kadar da yeni bazalt oluşmadı.</p>
<p>Ay’ın yaşamının üçte ikisinden çoğunu oluşturan geçtiğimiz 3 milyar yıl içinde, Ay’da başka bir şey olmadı. Taşlarla kaplı yüzü kozmik havanın etkisinde kalmaya devam etti ve yeni çarpmaların sıklığı giderek azaldı. Sonraki milyonlarca yıl süresince, Ay’ın yüzeyi gitgide taşlaşmış bir buruşukluk kazandı. Bu geçen uzun zaman içinde Ay’da gerçekleşen gelişmeler Güneş sisteminin durumunu yansıtmaktadır; Ay, adeta geçmişi yansıtan bir fosil gibidir. MARS (MERİH)</p>
<p>Yer ile Jüpiter arasında yeralan Merih (ya da Mars), Güneş’e ortalama uzaklığı 228 milyon kilometre olan bir yörünge çizer ve bir Merih yılı 687 yer Günü sürer. 1877’de bulunan çok küçük iki uydusundan (yakınından geçerken çekim gücüyle yakaladığı küçük gezegenler oldukları sanılır) büyüğü Phobos, yaklaşık 25 km boyunda, 21 km eninde, çevresi düzensiz bir gezegendir. Küçük uydusu Deimor’un çapı, ortalama 8 km’dir.</p>
<p>Merih’in çapı 6.794 km, kütlesi Yer kütlesinin %11’i kadardır. Yüzeyindeki genelçekim, Yer’deki çekimin yüzde 38’i kadardır; yani, Yer’de 70 kg olan bir astronot, Merih’te 27 kg gelecektir. Bu zayıf genelçekim, gezegenin çevresinde önemli bir Atmosfer tutulmasına olanak vermemiş ve gaz moleküllerinin büyük bölümünün, uzayda dağılmasına yolaçmıştır. Söz konusu atmosfer tabakasının düşük yoğunluğu, ancak böyle bir olayla açıklanabilir. ABD uzay araçları Mariner 4, 6, 7, 9’un ve SSCB uzay araçları Mars 2 ve 3’ün yardımıyla elde edilen bulgulara göre, çevresinde, 30 km yükseltideki Yer atmosferine eşdeğerli olan seyreltik bir atmosfer vardır.</p>
<p>Ayrıca, 1947’den bu yana tayfçekerlerle elde edilen verilere göre, Merih’in Atmosferi Yer’dekinden çok değişiktir ve temel bileşeni Azot değil, karbondioksittir. 1963’te aynı yöntemle, 1972’de de Mariner 9 aracıyla sağlanan bulgularsa, Merih atmosferinde çok az su buharı bulunduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Büyük bir titizlikle arandığı halde, gezegende oksijene rastlanmamıştır. Dolayısıyla, çevre atmosferde, Güneş’in morötesi ışınlarına karşı canlıları koruyacak ozon tabakası yoktur. Öte yandan 1965’te Mariner 4 aracının sağladığı bulgular, Merih’in çevresinde magnetik alan olmadığını kanıtlamıştır. Bu nedenle, uzaydan gelen taneciklere karşı bir ekran görevi yapan Yer çevresindeki Van Allen kuşağına benzer bir oluşuma, gezegenin çevre uzayında rastlanmaz. Bu olgu, Merih yüzeyinin ışınımların ve taneciklerin sürekli bombardımanı altında kaldığı sonucunu verir.</p>
<p>Merih, kendi çevresinde 24 Saat 37 Dakikada döner. Bu nedenle, Yer ile Merih’te, gece ve gündüz süreleri aşağı yukarı aynıdır; ayrıca, gezegenin dönme ekseninin eğimi, Yer ekseninin eğiminden çok az büyüktür. Dolayısıyla, yıl boyunca gezegenin göğünde Güneş’in yüksekliği değiştiğinden, mevsimler oluşur; ama Yer’dekilere oranla daha uzun sürerler ve sıcaklık değişiklikleri büyük boyutlara ulaşır.</p>
<p>Merih’te Atmosferin çok seyreltik olması nedeniyle, günlük sıcaklık değişiklikleri de çok büyüktür. Gezegen ekvatorunda, öğleden az sonra sıcaklık 5° C dolayında olduğu halde, gün batımında -70° C’a düştüğü saptanmıştır. Mariner 9’un gezegenin kutuplarında ölçtüğü sıcaklık, -90° C düzeyindedir.</p>
<p>Merih çevresinde yörüngeye giren uzay sondalarının, özellikle Mariner 9’un topladığı veriler, gezegenle ilgili bilgileri oldukça geliştirmiş, 7.000’i aşkın fotoğraf ve Merih atmosferinin çeşitli bağıl ölçümleri, gezegenin daha iyi tanınmasını sağlamıştır.</p>
<p>Merih önemli jeolojik etkinlikler geçirmiştir; kuşkusuz hala da geçirmektedir. Dağları ve ve yanardağ kraterleri, Yer’de görülenlerden daha geniştir; ekvator bölgesinde, 4.000 km uzunluğunda ve yaklaşık 6.000 m derinliğinde çok büyük bir kanyon gözlemlenmiştir. Zaman zaman 200 km/saat hızla ulaşan rüzgarların ve çok şiddetli fırtınaların, gezegen yüzeyini etkilediği anlaşılmaktadır; nitekim, Mariner 9, yörüngesine varır varmaz, böyle bir olay saptamıştır. Kum, toz, belki de buz billurlarıyla yüklü rüzgarların, engebelerin aşınmasında en önemli etken olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>Merih konusundaki önemli <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nlardan biri de, yüzeyinde su bulunmamasıdır. Yanardağ olaylarıyla açıklanamayan dolambaçlı vadilerin fotoğrafları çekilmiş, bazı kraterlerin çevresinde bulutlar gözlemlenmiş ve 20.000 kilometre yükseltiye ulaşan bir Hidrojen kuşağı ortaya çıkarılmış olmakla birlikte, söz konusu hidrojenin, Merih’in genelçekim gücünden kurtulan su buharı moleküllerinin ayrışmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.</p>
<p>Ayrıca, gezegenin kutuplarında (özellikle Kuzey kutbunda) bulunan ve karbon karından oluştuğu sanılan örtüler, büyük ölçüde, buz halinde su saklayabilir; bu varsayım, gezegen atmosferindeki su buharı oranının düşüklüğünü açıklar.</p>
<p>Bununla birlikte, Merih’te ilkel bir yaşamın bulunup bulunmadığına kesin karar verebilmek için, bilgiler henüz yeterli değildir. Bu konuda, 25 Eylül 1992’de fırlatılan Mars Observer adlı uzay aracının (ABD), önemli veriler sağlayacağı umulmaktadır.</p>
<p>Merkür<br />
Güneş’e en yakın gezegen. Merkür, sıcaktan kavrulan uydusuz küçük bir dünya görünümündedir. Gök dürbünüyle ya da teleskopla gözlemlendiğinde, yörüngesinin Yer ile Güneş arasından geçmesi nedeniyle, evrelerinin Ay’a benzer olduğu görülür. Ancak, söz konusu evreler, yüzeyinin incelenmesini güçleştirmektedir; çünkü, Yer’e en yakın olduğu zaman, gezegenin Yer’e dönük yüzeyi gölgede kalır; aydınlık yarıküresini Yer’e döndürdüğünde de, çok uzakta bulunur.</p>
<p>Merkür’ün ekvator çapı 4.880 km’dir. Kütlesi çok küçük, ağırlığı Yer’in ağırlığının yaklaşık yirmide biri kadardır. Bir karşılaştırma gerekirse, Yer’e değil de Ay’a göre yapmak yerinde olur. Çekiminin zayıf olması nedeniyle, atmosferinin aşağı yukarı tümünü yitirdiği sanılmaktadır. Bununla birlikte Fransız gökbilimcisi Dollfus ve Rus gökbilimcisi Moroz, bir Karbondioksit atmosferinin izlerine rastladıklarını ileri sürmüşlerdir. Yüzeyinin hemen üstündeki az miktarda hidrojen, helyum ve oksijenin, Güneş rüzgarı kökenli olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Merkür, dolanımını yaklaşık 88 Yer gününde tamamlar; dolayısıyla Merkür yılı, Yer yılından dört kat kısadır. Güneş’e uzaklığı yaklaşık 58 milyon km’dir; bu nedenle, Güneş’in yaydığı ışınım ve taneciklerle baştan başa taranır. Merkür’ün yüzeyinde, Ay’daki denizleri oluşturan büyük lav akıntılarına benzer, koyu renkli, hareketsiz lekeler görülür; ancak bunları gözlemlemek ve gezegenin haritasını çizmek oldukça güçtür.</p>
<p>XIX. yy’da yanlış bir yorumla, Merkür’ün bir yüzünün sürekli Güneş’e dönük olduğu, gölgede kalan yarıküresinde sonsuz bir gece olduğu, bu nedenle de gölgede kalan yarıkürede, sıcaklığın mutlak sıfıra yakın olması gerektiği düşünülmüştür. Oysa, 1962’de ABD’li gökbilimci Howard, Merkür’ün karanlık yarıküresinin, sanıldığından daha sıcak olduğunu belirlemiştir. Bu veri, gezegenin kendi çevresinde, yörüngesel dolanımından daha değişik bir devirle döndüğünü gösterir.</p>
<p>Merkür’de gün süresi, radar ölçümleriyle yapılan hesaplara göre, çok uzundur ve ekseni çevresinde çok yavaş dönen gezegen, yaklaşık 58 Yer gününde tam bir dönüş yapar. Çok hızlı dolanımı göz önünde alınırsa, Merkür’ün yüzeyindeki bir noktada Güneş’in art arda iki yükselişi arasındaki aralık, 167 Yer günü sürer: Yani, gezegende, her “gündüz”, 2 Yer yılı sürer.</p>
<p>Merkür’ün yüzeyindeki her noktayı, Güneş üç ay süreyle yakar, kavurur; sonraki üç aydaysa, buzlu bir gece egemendir. Bu nedenle Merkür’de yaşam bulunmadığı kesinleşmiştir.</p>
<p>1974’te ABD uzay aracı Mariner 10’un gönderdiği, Merkür’ün yüzeyiyle ilgili ayrıntılı fotoğraflardan, büyük yanardağ kraterleriyle dolu yüksek yaylaların, yüzeyine Ay’ın yüzeyine benzer bir görünüm verdiği belirlenmiştir. Ayrıca, Ay’dakini andırır ovalar (en büyüğü 1.300 km) bulunduğu belirlenmiştir.</p>
<p>Neptün<br />
Güneş’e uzaklık sırasına göre sekizinci gezegen. Çok uzakta bulunan, çıplak gözle görülemeyen, bu yüzden de, tıpkı Uranüs ve Plüton gibi, uzun süre astronomlar tarafından varlığı fark edilmeyen Neptün’ün yeri, 1845’te ve 1846’da İngiliz astronomu John Couch Adams ile Fransız astronomu Urbain Jean Joseph Leverrier tarafından, birbirlerinden bağımsız olarak, Uranüs’ün yörüngesindeki düzensizlikleri açıklayabilmek amacıyla hesaplandı. Adams’ın ulaştığı sonuçlarla, o dönemin İngiltere’sinde pek ilgilenilmemesine karşılık, Leverrier’ninkiler, hemen büyük ilgi uyandırdı: Berlin gözlemevinin yöneticisi Galle, teleskopunu belirtilen yöne doğrulttu ve aranılan gezegeni buldu. Soluk renkli bu küçük diske, “Neptün” adı verildi.</p>
<p>Yörüngesi, Güneş sisteminin merkezinden 4.500 milyon km uzaklıkta olan Neptün’de bir yıl 165 Yer yılı, bir günse 14 saat sürer. 1969’da yapılan ölçümlere göre, çapı 50.000 km, hacmi Yer’inkinden 65 kat çoktur; ama oluştuğu gereçlerin hafifliği nedeniyle, kütlesi Yer’inkinden ancak 17 katıdır.</p>
<p>Neptün’ün iç yapısı henüz bilinmemekte, ama büyük bölümleri Hidrojenden oluşan büyük gezegenlerinkine ve Jüpiter’inkine çok benzediği düşünülmektedir. Yerden bakıldığında mavimsi renkli bir disk gibi görünür; bu renk, atmosferindeki dış tabakaların çok kalın bir hidrojen tabakası içinde seyrelmiş metan bakımından zengin olmasının sonucudur.</p>
<p>Neptün’ün yüzeyinde en yüksek Sıcaklıklar 220° C’a yaklaşır ve astronom A. Dollfus, gezegenin üstünde, hareketsiz gibi görünen düzensiz lekeler gözlemiştir. Buna dayanılarak, her şeyin don olayı nedeniyle hareketsizleştiği ve atmosfer akımları bulunmadığı sanılmaktadır. Gezegenin göğünde, Triton ve Nereid adları verilen, çok soluk renkli 2 ay vardır; daha büyük olan birincisinin boyutları Yer’in uydusu Ay’ınkinden büyüktür.</p>
<p>1989’da ABD uzay sondası Voyager 2, Neptün’e 5.000 km yaklaşmış ve kameraları, atmosfer olaylarıyla ilgili bazı bilgiler (“Büyük Kara Leke” adı verilen çok büyük fırtına sistemi, vb.) göndermiştir.</p>
<p>Plüton<br />
Güneş’e uzaklık sıralamasında dokuzuncu gezegen. XIX. yy. sonunda bilinen en uzak gezegen Neptün’dü; 1846’da Le Verrier bu gezegeni, Uranüs’ün hareketinde doğurduğu tedirginlikle ilgili hesaplar sonucunda bulmuştu. Yarım yüzyıllık gözlemlerden sonra gökbilimciler, bilinmeyen bir başka gezegenin, Uranüs ve Neptün’ün hareketlerinde tedirginliğe yolaçtığı kanısına vardır. Çünkü Newton mekaniğine ve konum ölçümlerine göre yapılan kuramsal hesaplar, sürekli farklı çıkıyor ve fark, hesap hatası denebilecek değeri geçiyordu.</p>
<p>ABD’li astronom Percival Lowell, bu yeni gezegenin yörüngesini hesaplayıp, XX. yy. başında Flagstaff’taki (Arizona) özel gözlemevinde gökküreyi taradı; ama araştırmaları başarısızlıkla sonuçlandı. Yörünge hesaplarını yeniden ele alan Pickering, Lowell’in bulduğu sonuçları elde etti; Humason 1918’de gök cismini ortaya çıkarmak için bir dizi fotoğraf çektiyse de, başarıya ulaşamadı.</p>
<p>18 Şubat 1930’da Clyde W. Tombaugh, sonunda gezegeni bulmayı başardı ve mitolojideki Ölüler Ülkesi’nin tanrısı Hades’in adlarından biri olan, Plüton adını verdi.</p>
<p>Yörüngesi<br />
Yer’e uzaklığından ötürü gözlenmesi çok güç olan Plüton’la ilgili kesin veriler,<br />
alnızca yörüngesiyle ilgili olanlardır. Gezegen, Güneş çevresindeki dolanımını 248 yıl 4 ayda tamamlar; Güneş’e uzaklığı, günberi noktasında 4,42 milyar km, günöte noktasında 7,40 milyar km’dir; dolanım düzlemi, Yer’in yörünge düzlemine göre 17° ’lik bir eğim gösterir.</p>
<p>Fiziksel Özellikleri<br />
Birçok özelliği henüz aydınlatılamamış olan Plüton’un çapı, yalnızca 2.284 km dolayındadır; yani Güneş sistemindeki gezegenlerin en küçüğüdür. Oysa hesaplar, Uranüs ve Neptün’ün dolanımlarında tedirginlik doğurması için, kütlesinin Yer’in kütlesine eşit olması gerektiğini göstermektedir. Bu durumdaysa Plüton’un -yoğunluğunu 50 olması gerekir</p>
<p>Bu, kabul edilebilecek bir sayı değildir. Dolayısıyla, gökbilimciler iki varsayım üstünde durmaktadır: Her şeyden önce, Plüton’un gerçek çapı, teleskopla ölçülenin iki katıdır; ölçümle elde edilmiş değer, aslında, Güneş ışığının değerlendirilebilir miktarını Yer’e doğru yansıtabilen tek noktası olan merkez bölgesinin çapına uyar. İkinci varsayıma göre, ölçülen çap hatalı değilse, Plüton, Güneş sisteminin son gezegeni değildir; daha uzak bir onuncu gezegen (belki başkaları da) vardır ve Neptün ile Uranüs’e uyguladıkları tedirginlik, Plüton’un kütlesi üstünde yapılan hesaplarda yanılgıya yolaçmaktadır. Sorunu kesinlikle çözmek için, kuşkusuz daha çok sayıda ve sabırla gözlemler yapılması gerekmektedir.</p>
<p>Uydusu<br />
Plüton’un uydusu Charon, 22 Haziran 1978’de, ABD’li astrofizikçi James W. Christy tarafından bulunmuştur. Plüton’un merkezinden ortalama 19.000 km uzaklıktaki yörüngesinde, 6,39 günde, yani Plüton’la aynı dolanım süresinde dolanmaktadır. Boyutları da Plüton’unkine yakın olduğundan, astronomlar, bu iki gök cismini bir çiftgezegen gibi düşünmeye başlamışlardır.</p>
<p>Satürn<br />
Güneş sisteminin, kütle ve hacim bakımından Jüpiter’den sonra ikinci büyük gezegeni. Güneş’ten uzaklık sıralamasına göre altıncı gezegen olan Satürn’ün görkemli halkasıyla Güneş sisteminin harikası olduğu söylenir. Eskiçağ’da, burçlar kuşağının takımyıldızları arasında en yavaş yer değiştiren gezegen olması nedeniyle, zaman tanrısını simgelemiştir. Gerçekten de, Satürn’ün yıldız yılı, yani Güneş çevresindeki dolanım süresi, Yer yılından 29,5 kez uzundur. 1.427.000.000 km olan Güneş’e ortalama uzaklığı, aşağı yukarı, Jüpiter’in uzaklığının iki katına ulaşır (Güneş’e en büyük uzaklığı 1.511.000.000 km, en az uzaklığıysa 1.346.400.000 km’dir). Ekvatorundaki çapı Jüpiter’e oranla daha belirgin bir elips biçimindedir. Satürn günü, yani yıldız dönme dönemi, gezegenin ekvatorunda 10 saat 14 dakika sürer.</p>
<p>Satürn’ün hacmi, Yer’in 744 katına ulaşır. Oysa gezegeni oluşturan maddelerin çok hafif olması nedeniyle, ortalama yoğunluğu sudan daha azdır ve kütlesi Yer’in 94 katı kadardır.</p>
<p>Satürn’le ilgili bilgilerin büyük bölümü, 1980 ve 1981’de, sırasıyla 124.000 km ve 101.000 km yakınından geçen iki Voyager (ABD yapımı) sondasından elde edilmiştir. İç yapısı, büyük ölçüde Jüpiter&#8217;’inkine benzemektedir. Büyük bölümü, hidrojen-helyum karışımından oluşur. Merkezdeki katılaşmış hidrojen-helyum çekirdeğinin çevresi, sıvı bir tabakayla (su, metan ve amonyak) çevrilidir. Jüpiter’inki gibi, Satürn’ün gömleği de ekvatorda paralel kuşaklar oluşturur ve bu görünüm Satürn’de atmosfer hareketlerinin varlığını gösterir. Ama söz konusu kuşakların rengi, Jüpiter’e oranla daha soluk, leke sayısı da daha azdır. Yapılan ölçümler, bulutsu tabakaların dış yüzeyinde sıcaklığın sıfırın altında 180° C’a düştüğünü göstermektedir. Ama kuşak ve lekelerin kanıtladığı atmosfer hareketlerinin doğması için, derinlerde kalıntı ısının bulunması gerekir.</p>
<p>Donuk Amonyak bulutunun üstünde parıldayan halkalar, tıkız bir yapı göstermezler. Uzaklıkları nedeniyle bir bütün gibi görülen, çok küçük cisimlerden, çok küçük uydulardan oluşmuş yağmurlardır ve bir kum tanesi ile bir dağ arasında değişen boyutlarda donmuş amonyak kütleleri söz konusudur. Bütün bu<br />
mikrouydular, eşmerkezli halkalar oluşturur. 1969 yılına kadar üç halka bulunduğu sanılmaktayken, aynı yılın ekim ayında P. Guerin, sözü geçen üç halka içinde bir dördüncüsünü belirlemiş, 1970 yıllarının sonunda da belirlenen halkaların sayısı, 6’ya çıkmıştır. Ama 1980 ve 1981’de Voyager sondalarıyla alınan veriler, bu halkaların her birinin, eşmerkezli bir halkacıklar dizisinden oluştuğunu ortaya koymuş, böylece halkaların toplam sayısı binleri bulmuştur.</p>
<p>Satürn halkaları sisteminin dış çapı 272.000 km’yi bulur; ama kalınlığının 15-16 km, belki de daha küçük olması, şaşırtıcı bir çelişki doğurur. Gezegen ekseninin, yörünge düzlemine göre belirgin olan eğimi, halkaların bir bu yüzünü, bir öbür yüzünü göstermesine neden olur.</p>
<p>Uydular<br />
Satürn’ün 1979’a kadar 9 uydusu bulunduğu sanılırken, 1980’den sonra daha birçok küçük uydusu bulunduğu anlaşılmıştır. Bunlardan altısı teleskopla görülebilir. Uydulardan en büyüğü olan Titan’ın çapı Ay’ınkinden büyüktür ve metandan bir atmosferle kuşatılmıştır. Öbürleri çok daha küçüktür ve bazılarının donmuş dev amonyak kütlelerinden oluştuğu sanılmaktadır. Uyduların en büyükleri, gezegene yakınlık sırasıyla şunlardır: Mimas, Enceladus, Tetis, Dione, Rea, Titan, Hiperion, Japet, Phoebe.</p>
<p>Uranüs<br />
Güneş sisteminin Satürn’den sonraki gezegeni. 1690’dan başlanarak gözlemlenen ve o tarihlerde yıldız sanılan Uranüs’ün, 13 Mart 1781’de William Herschel’in gerçekleştirdiği bir dizi gözlem sonucunda gezegen olduğu anlaşılmıştır. Beş uydusu bulunan, metan ve amonyak bulutlarıyla örtülü bu dev gezegen (ekvator çapı 50.800 km, yani Yer’inkinin dört katı), Güneş sisteminde, aşağı yukarı kendi yörünge düzleminde yeralan bir eksen çevresinde dönmesiyle, yörüngesi üstüne “yatmış” görünümlü tek gezegendir. 10 Mart 1977’de yapılan gözlemlerde, çevresinde on halka belirlenmiştir. Çok soğuk (-170° C) bir gezegen olan Uranüs, hidrojen bakımından çok zengindir; ayrıca metan ve amonyak bulutları bulunur. Amonyağın büyük bölümü donmuş haldedir. Bulutsu atmosferin görünen dış tabakası, büyük bir hidrojen kütlesi ile seyreltik metandan oluşur; bu nedenle gezgen yeşil görünür.</p>
<p>Beş uydusunun (sırasıyla Ariel, Umbriel, Titania, Oberon ve Miranda) en büyüğü olan Titania’nın çapı 1.100 km, en küçüğü olan Miranda’nın çapı yaklaşık 300 km’dir. Uranüs’ün gecesi, bu beş “ay”a karşın, çok az aydınlıktır.</p>
<p>Venüs<br />
Güneş sisteminde Yer ile Merkür arasında yeralan gezegen. Güneş ve Ay’dan sonra<br />
en parlak gök cismi olan, gece ilk parlayan, sabah son sönen yıldız olduğundan<br />
halk arasında Çobanyıldızı, Çolpan, Çulpan da denen Venüs, 50 km kalınlığında,<br />
400 km/saat hızla esen şiddetli rüzgarların etkisiyle çevresini 4 Günde dolaşan<br />
kalın bulutumsu bir örtüyle kaplı olduğundan Yer’e en yakın (41 milyon<br />
kilometre) gezegen olmasına karşılık, en az tanınan gezegendir. Atmosferin<br />
başlıca özellikleri arasında 25 km yükseltiye kadar berrak ve sakin olması,<br />
sıcaklığın 500° C’a, basıncın 100 bara yaklaşması ve %95 oranında karbondioksit<br />
gazı içermesi sayılabilir. Ekvator çapı 12.104 km, kutup çapı 12.104 km,<br />
basıklığı 0, Güneş’e en çok uzaklığı 109.000.000 km, Yer’e en çok uzaklığı<br />
258.000.000 km, Güneş’e en az uzaklığı 107.400.000 km, Yer’e en az uzaklığı da<br />
41.000.000 km’dir.</p>
<p>Venüs 8 sondasıyla yapılan ölçümler, gezegen yüzeyinde sıcaklığın 460° C – 48° C arasında değiştiğini göstermiştir. Güneş ışınları bulutlardan yavaş yavaş sızarak yüzeye ulaşır; gezegenin göğü sürekli kapalı olduğundan, ısı çok küçük ölçülerde ışıyabilir. Üstelik atmosfer, kayaçlar üstünde büyük bir basınç uygular. Sondalar, gezegen yüzeyinde yaklaşık 87,3 atmosferlik bir basınç ölçmüştür. Yüzeyin ilk fotoğraflarını, Venera 9 ve Venera 10 uyduları çekmiş, 1982’de Venera 13 ve Venera 14 renkli fotoğraflar elde etmişlerdir.</p>
<p>JÜPİTER<br />
Güneş’e uzaklık açısından beşinci gezegen. Aynı zamanda da kütlesi bakımından en büyük gezegen olan Jüpiter’in kütlesi, bütün gezegenlerin toplam kütlesinin 2,5 katı, Yer’in kütlesininse 318 katıdır. Yoğunluğu (1,3 gr/cm3) nispeten düşük olduğundan, hacmi de Dünya’dan 1.000 kez fazladır. Buna karşılık, Güneş’ten 1.000 kez küçüktür. Jüpiter’in ekseni çevresindeki dönüş hızının yüksek oluşu (her 9 saat 55,5 dakikada bir dolanım) nedeniyle, biçimi büyük ölçüde yassıdır. Ekvator çapının 142.800 km olmasına karşılık, kuzey ve güney kutupları arasındaki uzaklık yalnızca 133.500 km’dir. Jüpiter, Güneş çevresindeki yörüngesini, Yer’in Güneş’e uzaklığının 5,2 katı olan Güneş’e 778,3 milyon km uzaklıkta bulunduğu noktada, 11,9 yılda tamamlar.</p>
<p>Oluşumu, Yapısı, Bileşimi ve İklimi</p>
<p>Jüpiter’in, tıpkı Güneş gibi, en eski Güneş bulutsusunun bir bölümünün genelçekim hızının apansızın düşmesi sonucu oluştuğu varsayılmaktadır. Jüpiter’in çekirdeği (günümüzde bu çekirdek, kütlesi Yer’in kütlesinden birçok kat fazla bir kayaç kütlesidir) oluşunca ve yeterli büyüklüğe ulaşınca, yerçekimi nedeniyle bu çekirdeğin çevresinde bulutsu gazlarından bir tabaka</p>
<p>oluşmuştur. Güneş gibi Jüpiter de başlangıçta hidrojen ve helyumdan oluşmuştur ve sıcaklığın yeterince fazla olması nedeniyle, atmosferi altında katı düzlem bulunmaz; yalnızca gaz ile sıvı arasında dereceli bir geçiş sözkonusudur. Gezegen yüzeyinden merkeze uzaklığın yaklaşık dörtte birine ulaşıldığında, sıcaklık ve basınç öylesine artar ki, sıvı, bir metal sıvısı halindedir; bu olguyu fizikçiler, Moleküllerin dış yörünge elektronlarından arınmasına bağlamaktadırlar.</p>
<p>Jüpiter’in atmosferinde ayrıca az miktarda su, amonyak, metan, vb. organik bileşikler (karbon gibi) bulunur. Astronomlar, Jüpiter’in atmosferinde birbirlerinden 30 km uzaklıkta üç bulut tabakasının yeraldığını varsaymaktadırlar. En alttaki bulut tabakası buz parçacıkları ve damlacıklarından oluşmuştur; bir üst tabaka, amonyak ve hidrojen sülfür bileşikleri billurlarından, dış tabakaysa amonyak buzlarından oluşmuştur. Gözlemlenen bulutlardan mavi renkli olanlar sıcak, dolayısıyla da en az</p>
<p>yüksekliktedir; kahverengi, beyaz ve kırmızı olanlar renk sırasına göre az bir yükseklikten giderek daha yükseğe doğru sıralanır. Bulut tabakalaşmasının bir kimyasal dengesizlikten kaynaklandığı, bulutlara rengini de kükürt, fosfor ve organik bileşiklerin verdiği sanılmaktadır. Söz konusu dengesizliğin yüklü parçacıkların birbiriyle çarpışmasından ileri geldiği düşünülmektedir. 1979’da Jüpiter’in yakınından geçen iki Voyager uzay aracı, gezegenin karanlık yüzünde kutup ışığına benzer bir ışığın varlığını belirlemiştir.</p>
<p>Jüpiter’deki rüzgarlar, gezegen ekvatoruna paralel Hava akımları biçiminde hareket ederler. Kimisi doğu, kimisi batı yönünde esen rüzgarların başlıcalarının hızları, iç dolanımlarına bağlı olarak saniyede yüz metreyi bulabilir. Bölgesel hava akımlarının enlemleri, yeryüzünden teleskoplarla gözlemlenen kalın turuncu-kahverengi ve beyazımsı bulut kuşaklarıyla bağıntılıdır. Bulut renkleri arasındaki farklılıklar, gaz miktarlarının bazı bulut kuşaklarında yüksek, bazı kuşaklarda düşük olmasından kaynaklanır.</p>
<p>Jüpiter’in iklim koşulları henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır. Atmosferinde bazısı birkaç gün, bazısı çok daha uzun süren burgaç ve kasırgalar oluşur. Uzun süreli beyaz lekeler ve Yer boyutlarında dev kızıl lekeler gibi büyük boyutlu burgaçlar, varlıklarını uzun süre sürdürürler.</p>
<p>Magnetik Alan<br />
Gezegenin dolanımı ile içinin metalik hidrojen yapısı, Yer’in erimiş demir çekirdeğininkinden daha yüksek bir magnetik alan oluşturur; Jüpiter’in magnetik alanı Yer’inkinden 4.000 kez güçlüdür; tıpkı bir mıknatıs çubuğu gibi, kabaca iki kutupludur. Jüpiter ekseni çevresinde döndükçe, magnetik alan da sarsıntıya uğrar ve yakaladığı Elektrik yüklü parçacıklarla birlikte aşağı kayar.</p>
<p>Uydular ve Halkalar<br />
Jüpiter’in kendi yerçekiminin oluşturduğu basınç, bir nükleer patlama başlatacak kadar geniş olmasa da, gezegen oluştuğunda açığa çıkan korkunç bir ısı doğurmuştur. Günümüzde, yani oluşumundan 4,6 milyar yıl sonra bile, Jüpiter hala, Güneş’ten aldığı ışınımların iki katı ışınım yayar. Daha erken bir dönemde, Jüpiter’in çevresinde uydular oluştuğunda, gezegenin yaydığı ısınım, çok daha fazla olduğundan, oluşan uydular, Jüpiter’e oranla daha kayaçlı bir yapıda ve çok daha fazla buzulludur. Bu süreç Galileo Galilei tarafından 1610’da gözlemlenen ve “Galileo ayları” adı verilen dört büyük uyduda daha belirgindir. Uyduların düzenli dairesel ekvator yörüngeleri, gezegeni çevreleyen küçük parçacıklar bulutundan oluştuklarını düşündürmektedir.</p>
<p>Galilei ayları”nın yanı sıra, Jüpiter’in on iki uydusu ve birçok halkası vardır. İo’nun yörüngesi içindeki en büyük uydu olan Amalthea’nın düzenli bir biçimi yoktur; uzunluğu yaklaşık 265 km, genişliği 150 km’dir. Yüzeyi karanlık ve kırmızı renktedir; Jüpiter’in magnetosferinin enerji yüklü parçacıklarının sürekli bombardımanı altındadır. Voyager 1, gezegenin yüzeyi ile Amalthea arasında orta noktada ince bir halka görüntülemiştir (1979). Gezegenin sağında, parlak halkadan aşağı doğru uzanan soluk bir halkanın varlığı da saptanmıştır. Bu soluk halka, parlak halkanın tersine, ekvator düzleminden öteye uzanarak, gezegeni çevreleyen bir parçacık bulutu oluşturur.</p>
<p>Jüpiter’in halkalarının yoğunluğu son derece düşüktür. Halkalarda yer alan parçacıkların büyüklüğü, ışığın dalga boyunun büyüklüğüyle orantılı, yani yalnızca birkaç mikrondur. Bu boyuttaki parçacıklar, kendilerini Jüpiter’in içinde bir sarmal haline getiren elektromagnetik etkiler altındadır. Parlak halka çok farklı boyutlarda parçacıklar içerir; bunların arasında Voyager’ın dış halkanın yakınında belirlediği iki uydu da yeralır. Voyager ayrıca, Amalthea ve İo’nun yörüngeleri arasında bir başka küçük uydunun varlığını saptamıştır.</p>
<p>Jüpiter’in sekiz dış uydusu, küçük boyutlu, karanlık cisimlerdir ve büyük ölçüde Trojan göktaşlarını andırırlar. Jüpiter’den iki farklı uzaklıkta yer almaları ya da öbür dört dış uydunun hareketiyle ters yönlü (Jüpiter’in yörünge dönüşünün ters yönünde) hareket etmeleri konusunda doyurucu bir açıklama getirilememiştir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gezegenler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>gaz sıvı ve hava basıncı</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/gaz-sivi-ve-hava-basinci/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/gaz-sivi-ve-hava-basinci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1821</guid>
		<description><![CDATA[GAZ BASINCI
Gazların bazı özellikleri herkesçe bilinir, Gazlar bulundukları kabın şeklini alacak şekilde genişler, diğer bir Gaz içinde yayılır ve her oranda karışırlar.klor, brom ve iyot gibi bazı gazlar renkli ise de genelde gazlar gözle görülmezler. Buda bir gaz içinde görülen parçacıkların olmadığını anlamına gelir.Hidrojen ve metan gibi bazı gazlar yanıcıdır. Diğer taraftan helyum ve neon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GAZ BASINCI<br />
Gazların bazı özellikleri herkesçe bilinir, Gazlar bulundukları kabın şeklini alacak şekilde genişler, diğer bir Gaz içinde yayılır ve her oranda karışırlar.klor, brom ve iyot gibi bazı gazlar renkli ise de genelde gazlar gözle görülmezler. Buda bir gaz içinde görülen parçacıkların olmadığını anlamına gelir.Hidrojen ve metan gibi bazı gazlar yanıcıdır. Diğer taraftan helyum ve neon gibi bazı gazlar kimyasal tepmiye duyarsızdır.</p>
<p>BASINÇ KAVRAMI :<br />
Bir balon havayla doldurulduğu zaman şişer. Burada geçerli varsayım sabit hızdaki gaz moleküllerinin birbirleri ve içinde bulundukları kabın çeperiyle <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ışmasıdır.Gaz molekülleri bu çarpışma nedeniyle kabın iç duvarına bir kuvvet uygularlar bu kuvvet balonu genişletir.Bir Gazın oluşturduğu toplam kuvveti ölçmek kolay değildir. Bu toplam kuvvet yerine gaz basıncını değerlendirmek yerinde olacaktır.basınç birim alana düşen kuvvettir.Bir başka deyişle Basınç bir yüzeye uygulanan kuvvetin, o yüzeyin alanına bölünmesiyle bulunan değerdir.</p>
<p>F P = Basınç<br />
P = &#8212;&#8212; F = Kuvvet ( 1.1 )<br />
A A = Alan<br />
SI birim sisteminde kuvvet Newton ( N ) ve alan metrekare ( m2 ) dir. Birim yüzeydeki kuvvetin ( Basıncın ) birimi ise N/m2 dir ve pascal ( Pa ) adını alır. Buna göre bir pascal<br />
1N / m2 bir basınçtır. Gerçekte pascal çok küçük bir basınç birimidir ve bu yüzden çoğu kez kilo pascal ( kPa ) kullanılır. Pascal birimi, basınç ve modern hidrolik bilimini temelini oluşturan basınç – Sıvı etkileri üzerinde çalışmalar yapan Blaise Pascal onuruna adlandırılmıştır. Şimdilik bu birimleri kullanmayacağız onu yerine, daha yaygın olan başka basınç birimleri üzerinde duracağız.</p>
<p><span id="more-1821"></span></p>
<p>SIVI BASINCI :<br />
Gaz moleküllerini oluşturduğu toplam kuvvetin ölçülmesinin kolay olmaması nedeniyle ( 1.1 ) denkleminin gazlara uygulanması güçtür. Bir gazın basıncı, sıvı Basıncı ile kıyaslanara-<br />
rak dolaylı yoldan ölçülür. Sıvı basıncı sadece sıvı sütunun yüksekliğine ve yoğunluğuna bağlıdır. Bu durumu kanıtlamak üzere, yoğunluğu d olan bir sıvının, kesit alanı A olan bir silindire h yüksekliğine kadar doldurulduğu düşünelim.<br />
Bu durumda ( 1 ) ağırlık bir kuvvettir ve ağırlık ile kütle orantılıdır : W = g . m .<br />
(2 ) bir Sıvının kütlesi onun hacmiyle yoğunluğunun çarpımıdır. m= V . d . ( 3 ) Silindirin Hacmi onun yüksekliği ile kesit alanının çarpımıdır : V = h . A . Bu bilgileri ( 1.2 ) denklemini türetmek üzere kullanalım</p>
<p>BAROMETRE BASINCI :<br />
Bir barometredeki cıva yüksekliğine, barometre basıncı denir ve Atmosfer koşulları ve yükseklikle değişir. Standart Atmosfer ( atm ), cıva yoğunluğu 13.5951 gr/cm3 ( 0 °C ) ve yer çekimi ivmesi g = 9.86165 ms-2 olduğu durumda, 760 mm yüksekliğindeki bir cıva sütununun oluşturduğu basınç olarak tanımlanır.böylelikle standart atmosfer ( atm ) ve milimetre cıva basıncı ( mmHg gibi iki yararlı basınç birimi ortaya çıkar.</p>
<p>1 atm = 760 mmHg<br />
Diğer bir basınç birimi Torr ise Toriçelli’ ye adanmıştır. Standart Atmosferin tam 1/760 ı ya da 1 atm = 760 torr olarak belirlenir. Bu durumda basınç birimleri torr ve mmHg yerine kullanılabilir.</p>
<p>MANOMETRELER :<br />
Cıva barometreleri atmosfer basıncını ölçmek için zorunlu olmalarına rağmen, tek başına diğer Gazların basıncını ölçmede nadiren kullanılır. Burada ölçülmek istenen gazın içinde bulunduğu kaba barometreye yerleştirme güçlüğü söz konusudur. Gaz basıncı ile barometre Basıncının bir manometre yardımı ile kıyaslayabiliriz. Şekil (1.1) açık uçlu manometrenin temel prensibine göstermektedir. Ölçülecek gazın basıncı ve geçerli atmosfer (barometre) basıncı eşit olduğuna göre manometrenin iki kolundaki cıva şutun yüksekliği eşittir. İki koldaki yükseklik farkı gaz basıncı ve barometre basıncı arasındaki farkı belirtir</p>
<p>(a) Gaz basıncı barometre Basıncına eşit.<br />
(b) Gaz basıncı barometre basmcından büyük.<br />
(c) Gaz basıncı barometre basıncından küçiik.</p>
<p>Örnek :<br />
Gaz basıncının ölçülmesinde manometrenin kullanılması. Şekil 1.1c deki koşullar; manometre sıvı cıva ( d = 13.6 gr / cm3 ) ile dolduruluyor. Barometre basıncı 748.2 mmHg ve cıva seviyeleri farkı 8.6 mmHg olduğunda gaz basıncı ne kadardır.</p>
<p>Çözüm :<br />
Sekil 1.1b ye da c ye uyan her iki koşulda da bulunmak istenen basınç Pgaz= Pbar + ∆P dir.İki koşul arasındaki önemli farklılık şekil 1.1b de ölçülen gaz basıncı barometre basıncından büyüktür ; ∆P artıdır. Sekil 1.1c de ise Pgaz barometre basıncında daha küçüktür ; ∆P eksidir.<a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >Soru</a>lan soruda da ∆P eksidir. ( zira bütün Basınçlar mmHg birimi ile verilmiştir ve cıva yoğunluğu hesaplamaya katılmaz )</p>
<p>Pgaz= Pbar + ∆P = 748.2 mmHg – 8.6 mmHg = 739.6 mmHg</p>
<p>BASİT GAZ YASALAR<br />
Bu kesimde basınç, Hacim Sıcaklık ve gaz miktarı arasındaki ilişkileri inceleyeceğiz.</p>
<p>Özellikle, değişkenlerden ikisi sabitken diğerlerinin birbirlerine nasıl bağlı olduklarını göreceğiz. Bu ilişkilerin hepsine birden basit gaz yasaları denir. Soru çözümünde bu yasalardan yararlanılabilirside , gelecek kesimde geliştirilecek ideal gaz denklemi yeğlenir. Basit gaz yasaları en çok nitel gaz davranışlarını anlatmak amacıyla kullanılır.</p>
<p>BOYLE YASASI :<br />
Sabit sıcaklıkta, sabit miktardaki gazın hacmi, basıncı ile ters orantılıdır. Şekil 1.2 deki Gazı göz önüne alalım: bu gaz bir silindir içinde ve ‘’ ağırlığı olmayan ‘’ ve serbestçe hareket edebilen bir piston ile kapatılmış olsun. Gaz basıncı piston üzerindeki toplam ağırlığa bağlıdır. Bu ağırlık ( bir kuvvet ) pistonun bütün yüzeyine dağılır ve gaz basıncını oluşturur. Piston üzerindeki ağırlık iki katına çıkartılırsa ve basınçta iki katına çıkar ve gaz hacmi ilk Hacminin yarısına düşer. Diğer yandan, eğer basınç yarıya düşürülürse hacim iki katına çıkar. <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >Matematik</a>sel olarak basınç ve hacim arasındaki bu ters ilişki aşağıdaki gibi gösterilebilir.</p>
<p>1<br />
P α &#8212;&#8212; ya da PV = α ( α = sabit )<br />
V</p>
<p>Orantı işareti ( α ) yerini eşitlik ve oran sabiti koyduğumuzda sabit bir sıcaklık ve miktarındaki gazın basınç ve hacim çarpımı bir sabittir ( a ) . Bu a değeri gazın miktarı ve sıcaklığına bağlıdır. Şekil 1.2 deki grafik PV = a bağıntısını göstermektedir ve eşkenar ( yada dikdörtgen ) hiperbol olarak adlandırılır.</p>
<p>CHARLES YASASI :<br />
Şekil 1.3 bir silindir içinde belirli bir miktardaki gazı göstermektedir.Sıcaklık değiştirilirken basınç sabit tutulur. Gazın hacmi ise sıcaklık yükselirken yükselir yada sıcaklık düşürülürken azalır. Yani, hacim Sıcaklıkla doğru orantılıdır.</p>
<p>Şekil 1.3 teki doğrularda orta nokta sıcaklık eksenini aynı noktada kesmeleridir. Gaz Hacimleri diğer bütün sıcaklıklarda farklı olmasına rağmen hep aynı Sıcaklıkta 0 noktasına ulaşır. Tam ideal bir gazın hacminin 0 olduğu sıcaklığa mutlak 0 adı verilir ve bu sıcaklık</p>
<p>-273.15 °C ‘ a eşittir.<br />
-250 -200 -150 -100 -50 0 50 100 150 200 250 °C<br />
0 23 73 123 173 223 273 323 373 423 473 523 K</p>
<p>Eğer hacim eksenini 273.15 °C sola kaydırırsak doğru çizgiler yeni eksenlerin kesişme noktasında geçerler.Bu yeni eksen merkezi, tam ideal bir gazın hacminin 0 olduğu mutlak sıcaklık eşelinin 0 noktasıdır. Böyle elde edilen yeni sıcaklık eşeline Kelvin yada mutlak sıcaklık eşeli denir. Böylece Kelvin ve Celcius sıcaklık eşellleri arasında şu bağıntı bulunmuş olur.</p>
<p>T ( K ) = t ( °C ) + 273.15<br />
Charles yasasına göre sabit basınçtaki belirli miktar bir gazın hacmi Kelvin (<br />
mutlak ) Sıcaklığı ile orantılıdır. Matematiksel olarak,<br />
V α T veya V = b . T ( b sabit )<br />
B sabiti değeri gaz miktarına ve gaz basıncına bağlıdır.</p>
<p>Örnek :<br />
Bir gazın hacmi ile sıcaklığı arasındaki ilişki – Charles yasası. Bir balon Sıcak bir odada ( 24 °C ) 2.50 L hacmine kadar şişiriliyor. Daha sonra çok soğuk bir kış gününde ( -30 °C ) dışarı çıkartılıyor. Balon içindeki Havanın miktarı ve basıncının aynı olduğunu düşünürsek dışarıda balonun hacmi ne olur ?</p>
<p>Çözüm :<br />
Burada b= V/T dir.<br />
V1 V2<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = b = &#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
T1 T2<br />
Bu eşitlik V2 ye göre düzenlenir. Ayrıca Sıcaklığın Kelvin eşeline değiştirmek<br />
unutulmamalıdır. 24 °C = 24 + 273 = 297 K ve -30 °C = -30 +273 = 243 K<br />
T2 243<br />
V2 = V1 x &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = 2,50 L x &#8212;&#8212;&#8212; = 2,05 L<br />
T1 297</p>
<p>Standart ( normal ) Basınç ve Sıcaklık :<br />
Gaz özelliklerinin sıcaklık ve Basınca bağlı olmasından dolayı, normal bir sıcaklık ve basınç belirleme gereği doğmuştur. Bu özellikle gazların birbirleriyle kıyaslandıklarında durumlarda önemlidir. Gazlar için normal sıcaklık 0 °C = 273.15 K ve normal basınç</p>
<p>1 atm = 760 mmHg dır. Sıcaklık ve basıncın normal koşullara genellikle NK biçiminde kısaltılır.</p>
<p>AVOGADRO YASASI :<br />
Josep Gay – Lussak 1808 de gazların küçük ve basit hacim oranlarında tepkimeye<br />
girdiğini ileri sürdü. İleri sürülen açıklamaya göre, aynı sıcaklık ve basınçta eşit hacimdeki gazlar eşit sayıda Atomlar içerir. Dalton bu görüşe karşı çıktı. Dalton’ a göre Hidrojen ve Oksijen arasındaki tepkime, H (g) + O (g) → HO (g) şeklindedir ve birleşen hacimler 2 : 1: 2 değil 1:1:1 oranındadır.<br />
1811 de Amadeo Avogadro bu tartışmayı “ eşit hacimler – eşit sayılar “ kuramının yanı sıra bir gaz molekülünün tepkimeye girdiğinde yarım moleküllere bölüneceğini önererek sona erdirdi. Günümüzdeki şöylenişle, O2 moleküllerinin atomlarına bölüneceğini ve sonra H2O moleküllerini oluşturmak üzere H2 molekülleri ile birleşeceği söylenebilir. Buna göre belli bir hacimdeki hidrojen ile tepkiyecek Oksijenin hacmi hidrojeninkinin yarısıdır.avogadronun yaklaşımı şekil 6.9 da açıklanmaktadır.<br />
2 hacim H2 1 Hacim O2 2 Hacim H2O</p>
<p>Avogadronun “ eşit hacim – eşit sayı “ kuramı iki farklı şekilde ifade edilebilir :</p>
<p>1.Aynı sıcaklık ve basınçta farklı gazların eşit hacimleri eşit sayıda Molekül içerir</p>
<p>2.Aynı sıcaklık ve basınçta farklı gazların eşit sayıdaki molekülleri eşit hacim kaplarlar<br />
Avogadro yasası olarak bilinen diğer bir ilişkide :<br />
Sabit sıcaklık ve basınçta bir gazın hacmi miktarı ile doğru orantılıdır.<br />
Eğer gaz moleküllerinin sayısı iki katına çıkarılırsa hacim de iki katına çıkar. Bunun matematiksel ifadesi ,<br />
V α n ve V = c . n dir.</p>
<p>Normal koşullarda bir gazın 22.414 L si 6.02214 . 1023 molekül yada bir mol gaz içerir ssssayılar yuvarlatıldığında bir gazın mol hacmi aşağıdaki bağıntı ile gösterilir.</p>
<p>1 mol gaz = 22.4 L gaz ( NK )</p>
<p>Örnek :<br />
NK da Bir Gazın Mol Hacminin Dönüşüm Faktörü Olarak Kullanılması. NK da 1.00 L siklopropan gazının, C3 H 6 , (anestetik olarak kullanılır) kütlesi ne kadardır?</p>
<p>Çözüm :<br />
(6.9) bağıntısı NK daki bir gazın Hacmini doğrudan mol sayısına dönüştürmemizi sağlar. Gazın mol sayısından kütleye dönüşüm mol kütlesini kullanmayı gerektirir.<br />
1 mol C3H6 42.08 g C3H6<br />
? g C3 H6 =1.00 L × &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- × &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; =1.88 g C3H6<br />
22.414 L C3H6 1 mol C3H6</p>
<p>İDEAL GAZ DENKLEMİ :<br />
Artık basit gaz yasalarına dört değişkenli ( basınç, sıcaklık ve gaz miktarı) tek bir eşitlikte toplayabiliriz. Yukarıda belirttigimiz üç gaz yasasına göre, bir gazın hacmi , miktar ve sıcaklık ile doğru orantılı, basınç ile ters orantılıdur. Yani;<br />
nT R n t<br />
V α &#8212;&#8212;- ve V = &#8212;&#8212;&#8212;-<br />
P P<br />
PV = nRT</p>
<p>(6.10) denklemi ideal gaz denklemidir ve bu denkleme uyan her gaza ideal gaz<br />
denir. Uygun koşullarda gerçek gazlar da bu bağıntıya uyar.</p>
<p>(6.10) denklemini özel koşullarda uygulamadan önce, R, ideal gaz sabitinin sayısal değerini belirtmek gerekir. Eğer (6.10) denklemine NK daki bir gazın mol hacminin sayısal değeri, 22.414 L, konursa, R sabitinin değeri elde edilir.</p>
<p>PV 1 atm × 22.414 L L atm<br />
R =&#8212;&#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; = 0.082057 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
nT 1 mol × 273.15 K mol K<br />
R nin bu değeri sürekli olarak kullanılacak değerdir (genellikle yuvarlanır ve 0.08206 ya da 0.0821 seklinde kullanılır). Birimi Litre atmosfer / mol kelvindir ve (6.11) deki gibi ya da L atm mol-1 K-1 şeklinde yazılır. Bazın uygulamalarda farklı biçimleriyle kullanılabilir.</p>
<p>Örnek :<br />
Gaz Hacminin İdeal Gaz Denklemi İle Hesaplanması : 45 °C ve 745 mmHg2 da 13,7 g Cl2 gazını kapladığı hacim ne kadardır ?</p>
<p>1 atm 745<br />
P = 745 mmHg x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = &#8212;&#8212;&#8211; = 0,980 atm<br />
760 mmHg 760<br />
V = ?<br />
1 mol Cl2<br />
n = 13.7 g Cl2 x&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;= 0.193 mol Cl2<br />
70.91 g Cl2<br />
R = 0.08206 L atm mol-1 K-1<br />
T = 45 °C + 273 = 318 K V’ yi elde etmek için ideal gaz denkleminin her iki<br />
tarafıda P’ ye bölünür.<br />
V nrT nrT<br />
P x&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; =&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; ve V = &#8212;&#8212;&#8212;<br />
P P P<br />
0.193 mol x 0.08206 L atm mol-1 K-1 x 318 K<br />
V =<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; =<br />
5.14 L<br />
0.980 atm</p>
<p>İDEAL GAZ DENKLEMİNİ UYGULAMALARI :<br />
İdeal Gaz Denklemi daima ideal gaz denkleminde gösterildiği gibi kullanılmasına rağmen, bazı uygulamalarda biraz değişiklik yapmak yararlıdır. Bu kesimde mol kütlesi ve gaz yoğunluğu tayinini göreceğiz.Molekül Ağırlığı ( Mol Kütlesi ) Tayini :<br />
Bir gazın sabit sıcaklık ve basınçta kapladığı hacim bilinirse, gaz miktarı n, mol cinsinden, ideal gaz denklemiyle bulunabilir. Gazın mol sayısı, gaz kütlesinin (m ) molekül ağırlığına ( M ) bölümüne eşit olduğundan, gaz kütlesi bilinirse n = m / M bağıntısı bilinmeyen molekül ağırlığı M için çözülebilir. Diğer bir yöntem ise n = m / M terimini ideal gaz denkleminde yerine koymaktır.</p>
<p>mRT<br />
PV = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
M</p>
<p>Örnek :<br />
İdeal gaz denklemiyle molekül ağırlığı Tayini : Propilen ticari önemi olan bir gazdır.Bu gaz diğer organik Maddelerin sentezinde ve Plastiklerin üretiminde kullanılır. Temiz ve kurutulmuş bir Cam tüp 40.1305 g ağırlığa sahiptir.Suyla doldurulduğuında ( Suyun yoğunluğu = 0.9970g/ml) 25 °C de 138.2410 g ve propilen gazı ile doldurulduğunda 740.3 mmHg ve 24.1 °C de 40.2959 g gelmektedir. Propilenin molekül ağırlığı ne kadardır.</p>
<p>Çözüm :<br />
İlk amaç cam tüpün ve dolayısıyla gazın hacmini belirlemektir.<br />
Tüpü dolduran suyun kütlesi = 138.240 g – 40.1305 = 98.1105 g<br />
1 ml H2O<br />
Suyun hacmi ( tüpün hacmi ) = 98.1105 g H2O = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
0.9970 g H2O<br />
= 98.41 ml = 0.09841 L<br />
Şimdi Gaz kütlesi ve diğer değişkenleri yapabiliriz.<br />
Gaz Kütlesi = 40.2959 g - 40.1305 g = 0.1654 g<br />
Sıcaklık = 24.0 °C + 273.2 = 297.2<br />
1 atm<br />
Basınç = 740.3 mmHg x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; = 0.9741 atm<br />
760.0 mmHg<br />
Değerler denklemin düzenlenmiş halinde yerine konur.<br />
mRT 0.1654 g x 0.08206 L atm mol-1 k-1 x 297.2 K<br />
M = &#8212;&#8212;&#8212;&#8211; =<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
PV 0.9741 atm x 0.09841 L<br />
= 42.08.g / mol</p>
<p>Gaz Yoğunlukları :<br />
Bir gazın yoğunluğunu belirlemeye d= m / V yoğunluk denklemi ile başlanabilir. Sonra gazın kütlesi mol sayısı ile mol kütlesinden m / n x M formülü ile belirlenir.</p>
<p>m n x M n<br />
d = &#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212; x M<br />
V V V<br />
Şimdi ideal gaz denkleminde n / V yerine P / RT yi koyabiliriz.<br />
m M P<br />
d = &#8212;&#8212;&#8211; = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
V R T<br />
NK da bir gazın yoğunluğu mol kütlesini mol hacmine ( 22.414 l / mol )<br />
bölünmesiyle kolayca hesaplanabilirç Örneğin 02 gazının NK da yoğunluğu<br />
32,0 g / 22.4 L = 1.43 g/L dir. Diğer sıcaklık ve basınç koşullarında ( 6.14 )<br />
bağlantısı yardımı ile ideal gaz denklemini kullanabiliriz.</p>
<p>Örnek :<br />
Gaz Yoğunluğunun İdeal Gaz Denklemi İle Hesaplanması : Oksijen gazının 298 K ve 0.987 atm deki yoğunluğu nedir.</p>
<p>Çözüm :<br />
6.14 bağıntısının sağ tarafındaki terimleri rahatlıkla sağlayabiliriz. Yoğunluk<br />
( m/V ) ise denklemin sol tarafında kalır.<br />
m M P 32.00 g mol-1 x 0.987 atm<br />
d = &#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-=<br />
1,29 g / L<br />
V R T 0.08206 L atm mol-1 x 298 K<br />
Katı ve sıvı yoğunlukları ile gaz yoğunlukları arasında önemli iki fark vardır.</p>
<p>1.Gaz yoğunlukları önemli ölçüde basınç ve sıcaklıga bağlıdır, basınç arttıkça<br />
artar ve sıcaklık arttıkça azalır. Sıvı ve katıların yoğunlukları da sıcaklığa bağlıolmakla birlikte basınca çok az bağlıdır.</p>
<p>2.Bir gazın yoğunluğu onun mol kütlesi ile doğru orantılıdır. Sıvı ve katıların<br />
yoğunlukları ile mol kütleleri arasında önemli hiçbir ilişki yoktur.</p>
<p>KİMYASAL TEPKİMELERDE GAZLAR<br />
Gazların tepken yada ürün olarak yer aldığı tepkimeler bizlere yabancı değildir. Şimdi stokiometri hesaplamalarına uygulayabileceğimiz bir araca ( ideal gaz denklemine ) sahibiz.Gazlar ile ilgili bilgiler hacim, basınç, sıcaklık, kütle ve mol sayısıdır.Birçok durumda en iyi yaklaşım (a) gaz miktarını ve diğer tepken ve ürünlerin miktarı ile bağdaştıran stokiometrik faktörlerin kullanılması, (b) gaz miktarını hacim, sıcaklık ve basınçla ideal gaz denkleminin aşağıdaki örnekte N2 (g) nin mol sayısı tepkimenin stokiometrisinden hesaplanmaktadır.Sonrada gaz hacmini hesaplamak için ideal gaz denklemi kullanılmaktadır.</p>
<p>Örnek :<br />
Tepkime Stokiometrisi Hesaplamalarda İdeal Gaz Denklemi . Sodyum asitin, NaN3 yüksek sıcaklıkta parçalanması N2 (g) verir. Bu tepkime Hava yastıklı güvenlik sistemlerinde kullanılır.70.0 g. NaN3 Bozunduğunda 735 mmHg ve 26 °C da kaç litre N2 (g) oluşur.</p>
<p>∆<br />
2 NaN3 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;►2 Na (s) + 3 N2 (g)<br />
Çözüm :<br />
1 mol NaN3 3 mol N2<br />
? mol N2 = 70.0 g NaN3 x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = 1.62<br />
mol N2<br />
65.01 g NaN3 2 mol NaN3<br />
1 atm<br />
P = 735 mmHg x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = 0.967 atm<br />
760 mmHg<br />
V = ?<br />
n = 1.62 mol<br />
R = 0.08206 L atm mol-1 K-1<br />
T = 26 °C + 273 = 299 K<br />
nRT 1.62 mol x 0.08206 L atm mol-1 K-1 x 299 K<br />
V = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; =<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- = 41.1 L<br />
P 0.967 atm</p>
<p>Birleşen Hacimler Yasası :<br />
Tepken ve ürünlerin ya da bunlardan bazılarının gaz olduğu tepkimelerde stokiometrik hesaplamalar oldukça basittir. Aşağıdaki tepkimeyi gözönüne alırız.<br />
2 NO (g) + O2 (g) &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;► 2 NO2 (g)<br />
T ve P nin sabit olduğunu varsayalım Bu durumda bir mol gaz belli bir V hacmini,<br />
2 mol gaz 2V, 3 mol 3V hacmini kaplar. Katsayılar V ye bölünürse<br />
2 L NO (g) + 1 L O2 (g) &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;► 2 L NO2 (g)<br />
elde edilir. Burada şu dönüşüm faktörleri çıkarılabilir.<br />
2 L NO2 (g) = 2 L NO (g) 2 L NO2 (g) = 1 L O2 (g) 2 L NO (g) = 1 L O2 (g)</p>
<p>Görüldüğü gibi gazlar <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilar/"title="" >tam sayı</a>larla ifade edilebilen basit hacim oranlarında birleşmektedir.İşte buna Gay-Lussac birleşen haçimler yasası denir.</p>
<p>GAZ KARIŞIMLARI :<br />
İdeal gaz denklemine uyan gazlar aynı zamanda bait gaz yasalarına da uyarlar. Gerçekte bazı basit gaz yasaları ( örneğin Boyle ve Charles yasaları ) bir gaz karışımı olan havanın davranışı üzerine kurulmuştur. Böylelikle basit gaz yasaları ve ideal gaz denklemi tek tek gazlara uıygulandığı gibi etkileşmeyen gaz karışımlarına da uygulanabilirler. Gaz karışımları ile çalışıldığı böyle durumlarda en basit yaklaşım, n değeri yerine gazların toplam n değerini ( nt) kullanmaktır. Burada n mol sayısıdır.</p>
<p>Örnek :<br />
İdeal gaz denkleminin gaz karışımlarına uygulanması : 1.0 g H2 ve 5.0 g He karışımı 20 °C de 5.0 L lik bir kaba konduğu karışımın uygulandığı basınç nedir?</p>
<p>Çözüm :<br />
1 mol H2 1 mol He<br />
nt = ( 1.0 g H2 x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; ) + ( 5.0 g He x &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- )<br />
2.02 g H2 4.003 g He<br />
= 0.50 mol H2 + 1.25 mol He = 1.75 mol gaz<br />
nt RT<br />
P = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
V<br />
1.75 mol x 0.08206 L atm mol-1 K-1 x 293 K<br />
P = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; =<br />
5.0 L</p>
<p>John Dalton gaz karışımları çalışmalarına önemli bir katkıda bulunmuştur. Dalton bir kapta bulunan bir gaz karışımındaki her bir gazın kabı dolduracak şekilde genişlediğini ve kabın içinde tek başına bulunduğu zaman uygulayacağı basınca eşdeğer bir basınç uygulandığını ileri sürmüş ve karışımdaki bir gazın uyguladığı basınca o gazın kısmi basıncı denmiştir. Dalton’ Un kısmi basınçlar yasasına göre bir gaz karışımının toplam basıncı karışımın bileşenlerinin kısmi basınçlarının toplamına eşittir. Örneğin A,B gazlarından oluşmuş bir gaz karışımının toplam basıncı ;</p>
<p>P t = P A + P B +…………</p>
<p>Gaz karışımlarının bileşimi çoğu kez hacim yüzdeleri ile verilir. Böyle durumlarda kısmi hacimlerle çalışmak daha yararlı olur. Bir gaz karışımı içindeki bir bileşenin kısmi hacmi o bileşenin tek başına bulunduğunda kaplayacağı hacim kadardır ve bir gaz karışımının toplam hacmi bileşenlerinin<br />
kısmi hacimleri toplamına eşittir. Vt = VA + VB + ……………..,</p>
<p>Kısmi basıncın toplam basınca ya da kısmi hamcın toplam hacime oranını göz önüne alarak çok yararlı bir bağıntı türetebiliriz.</p>
<p>P A n A ( RT / Vt ) n A VA n A(RT / Pt ) n A<br />
&#8212;&#8212;&#8211; = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212; ve &#8212;&#8212;&#8212;- = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
P t n t ( RT / Vt ) n t Vt n t(RT /Pt ) n t</p>
<p>Bunun anlamı,</p>
<p>n A P A V A</p>
<p>Burada n A / n t terimine A nın mol kesri karışım içindeki bu bileşenin bütün moleküllerinin kesridir. Bir karışım içinde bütün mol kesirleri toplamı 1 e eşittir.</p>
<p>GAZLARIN KİNETİK KURAMI<br />
Buraya değin edindiğimiz bilgilere göre gazların davranışlarını açıklamak için basit gaz yasalarını ve ideal gaz denklemini kullanabiliriz. Doğal yasalar denen bu yasalarını açıklamak için, işin kuramsal temeline inmemiz gerekir.<br />
Gazların davranışları ile ilgili basit yasları açıklamak için ,19. yüzyılın ortalarında gazların kinetik kuramı denen bir kuram ortaya atılmıştır. Bu kuram aşağıda belirtilen gaz modeline dayanır.</p>
<p>1-Gazlar sabit hızla gelişi güzel ve doğrusal harekete sahip, çok çok<br />
küçük, çok sayıda taneciklerin ( Moleküller ya da bazı durumlarda atomlar )<br />
biraraya gelmesiyle oluşmuşlardır.</p>
<p>2-Gaz molekülleri birbirinden çok uzaktadırlar. Yani gaz hemen hemen tümüyle bir boşluk olarak düşünülebilir. (moleküller sanki kütlesi olan ama hacmi tanecikler olarak kabül edilir. Bu taneciklere “nokta kütleler” adı verilir.)<br />
3-Moleküller birbirleri ve bulundukları kabın çeperleri ile çarpışırlar. Ancak bu çarpışmalar çok hızlıdır ve moleküller arası çarpışmalar çok azdır.<br />
4-Moleküller arası çarpışma sırasında oluşan zayıf kuvvetler dışında hiçbir kuvvet olmadığı kabul edilir. Yani bir molekül diğerlerinden bağımsız olarak hareket eder ve etkilenmez<br />
5-Bağımsız moleküller çarpışma sonucu enerji kazanabilirler ya da kaybedebilirler. Ancak molekülerin tümü göz önüne alındığında sabit sıcaklıkta toplam enerji sabittir.<br />
Basınç birim yüzeye uygulanan kuvvet olduğundan kinetik kuramda basıncın kaynağı molekül çarpışmasından ileri gelen kuvvettir. Bu kuvvet ise çeşitli etkenlere bağlıdır.<br />
Birinci etken, Moleküllerin çarpışma sıklığı (frekansı) (saniyede çarpışma sayısı) dır. Bu sıklık ne kadar fazla ise çarpışmaların toplam kuvveti o kadar fazladır. Çarpışma frekansı birim hacimdeki molekül sayısı ve molekül hızı ile artar.<br />
Ikinci etken, molekülün sahip olduğu öteleme kinetik enerjisi miktarıdır. Öteleme kinetik enerjisi, uzayda hareket eden nesnelerin sahip olduğu enerjidir. Toplu silahtan fırlayan mermi gibi, gaz molekülleri de bir hareket enerjisine sahiptir. Bir molekülün öteleme kinetik enerjisi ek ile gösterilebilir ve ek = ½ mu2 değerine eşittir. Burada m, molekülün küt-lesi u ise hızıdır. Moleküller ne kadar hızlı hareket ederse, öteleme kinetik enerjileri ve çarpışma kuvvetleri o kadar fazla olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/gaz-sivi-ve-hava-basinci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fiziğin Tarihçesi Fiziğin Tarihi Fizik Nedir</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/fizigin-tarihcesi-fizigin-tarihi-fizik-nedir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/fizigin-tarihcesi-fizigin-tarihi-fizik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:29:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1820</guid>
		<description><![CDATA[Fiziğin Tarihçesi Fiziğin Tarihi Fizik Nedir
Bilimler içinde hemen de en eksiksiz olan dal fiziktir. Fizik bir yandan cisimlerin düşmesi âşığın yayılması titreşimler sürtünmeler gibi her Gün tanığı olduğumuz çok sayıda doğal olayla ilgilenir; öte yandan uygulama alanının çeşitliliği nedeniyle günlük hayatımızın her zaman içindedir. Sözgelimi fiziğin en önemli konularından biri olan Elektrik olmasaydı yaşama düzenimizin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fiziğin Tarihçesi Fiziğin Tarihi Fizik Nedir</p>
<p>Bilimler içinde hemen de en eksiksiz olan dal fiziktir. Fizik bir yandan cisimlerin düşmesi âşığın yayılması titreşimler sürtünmeler gibi her Gün tanığı olduğumuz çok sayıda doğal olayla ilgilenir; öte yandan uygulama alanının çeşitliliği nedeniyle günlük hayatımızın her zaman içindedir. Sözgelimi fiziğin en önemli konularından biri olan Elektrik olmasaydı yaşama düzenimizin nasıl olacağını düşünebiliyor musunuz?</p>
<p>Dünyayı Açıklamak<br />
Fizik bilimi insanların doğada geçen olayları açıklama isteğinden doğdu ve İlkçağ Yunan filozoflarının bu konudaki çalışmalarıyla kuruldu. Bu filozoflar öncelikle Dünya&#8217;nın oluşum ilkesini bulmağa çalışmışlardı. AristOteles Su Hava Toprak ve ateşi değişik bileşimleri ve dönüşümleriyle Evren&#8217;deki bütün bilinen Maddeleri oluşturan dört temel öğe olarak kabul ediyordu. Leukippos ve Demokritos &#8220;maddenin bölünmesi ve yok edilmesi mümkün olmayan sayısız küçük taneden Atomlardan meydana geldiğini sezinlemişlerdi.</p>
<p>Pithagoras ve öğrencileri Akustik ile uğraşmışlar yani ses olayının incelemelerini yapmışlar Eukleides ise optik konusunda bir araştırma kitabı yazmıştı. Ayrıca yansıma ve kırılma olaylarını fizik açısından inceleyen birçok filozof ışığın nitelikleri hakkında ortaya <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>lar atmıştı. O çağda Yunanlılar mekanikte de hayli ileriydiler nitekim Arkhimedes&#8217;in bu alandaki buluşları büyük yankılar yapmıştı.</p>
<p>Bu yüz ağartıcı başlangıçtan sonra Rönesans&#8217;ın sonuna kadar fizikte hiç bir ilerleme görülmedi. Romalılar fizik bilimine hiç bir yenilik getirmediler ve Yunan bilimini aktarmakta önemli bir aracılık görevi yapmış olan Araplar hemen de sadece optik konusunda gelişmeler sağladılar. Avrupa&#8217;da bilimsel gelişme XIII. yy .a kadar tamamen durdu; Rönesans süresince de fizik öteki bilim dallarının tersine çok az ilerleme gösterdi. Bu dönemde anılmağa değer tek bilgin birçok buluşu olan Leonardo da Vinci oldu.</p>
<p>Galilerden Newton&#8217;a<br />
Fizik ancak XVII. yy .da gelişti. Galilei dinamik ve Astronomi konularını inceledi ve deneyler yapmayı deneylerden çıkan sonuçları saptamayı ve bunları kesin <a href="index.php"target="_self"title="matematikciler" >matematik</a> yasalara bağlamayı öngören deneysel yöntemi kurdu. Hollandalı Huygens sarkacı inceledi ve sarkaçlı Saatleri geliştirdi İtalya&#8217;da Torricelli&#8217;nin ve Fransa&#8217;da Pascal&#8217;ın çalışmaları Atmosfer basıncını meydana çıkardı. Gassendi ile Mersenne ses hızım ölçmeyi denediler. Işık olayları da bol bol incelendi:</p>
<p>Hollanda&#8217;da Snellius ve Fransa&#8217;da Descartes birbirinden <a href="http://www.matematikciler.com/category/haberler/"title="" >haber</a>siz kırılma yasalarını açıkladılar; Newton beyaz ışığın bileşimini keşfetti; Römer ilk defa ışığın hızını saptadı. Bununla birlikte ışık ışınlarının niteliği gene de anlaşılamadı: ışık Descartes ile Newton&#8217;un dediği gibi küçük tanelerden mi yoksa Huygens&#8217;in dediği gibi dalgalardan mı oluşuyordu? Bu sorunun karşılığı daha sonra gelecekti. O sıralar ancak optik araçlar (mikroskop gök dürbünü teleskop) bulunup geliştiriliyordu tıpkı barometreler ve boşaltma tulumbaları gibi. Bu çağın en önemli olayı ise Newton tarafından evrensel çekim gücünün (yerçekimi) bulunması olmuştur.</p>
<p>Deneysel Fizik<br />
Fizik XVIII. yy.da gelişti ve son derece yaygınlık kazandı. Bilginler «fizik odaları»nda halk önünde basit ama gösterişli deneyler yaptılar. Bu Elektrikte ilk önemli buluşların gerçekleştiği dönem oldu: yalıtkan ve iletken cisimler arasındaki ayırım <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >Pozitif</a> ve Negatif Elektriğin ortaya çıkartılması Amerikalı Franklin&#8217;in paratoneri icadı bu döneme rastlar. Optikte Fransız Bouguer ışık yoğunluğunu ölçmek için fotometreyi icat etti. Nihayet hassas termometreler de bu sıralarda yapıldı.</p>
<p>Uzmanlık Dalları<br />
XIX. yy.da fizikte Mekanik ve ısı olayları arasındaki ilişkileri inceleyen termodinamik elektrik akımlarının magnetik özelliklerini ve uygulama alanlarını inceleyen elektromagnetizma gibi yeni dallar ortaya çıktı. Aynı zamanda «evrensel» düşünürler de artık yerlerini uzmanlara bıraktılar. Optikte girişim (iki noktasal kaynaktan çıkan ışık ışınlarının üst üste çakışmasıyla ortaya çıkan ardışık ve almaşık parlak ve karanlık şeritler) ve polarma (bazı maddelerin yansıttığı veya kırdığı ışığın özgülüklerindeki değişim) olaylarının keşfedilmesi Fresnel&#8217;in savunduğu dalga kuramı&#8217;nın zaferini geçici olarak sağladı. Bu arada spektroskop! ve fotoğrafçılık gibi yeni teknikler ortaya çıktı; ve görünmeyen iki ışın bulundu: kızılaltı ve morötesi.</p>
<p>Elektrikte Volta&#8217;nın pili icat etmesi (1800) elektrik akımının incelenmesine yol açtı. Elektriğin özgülüklerini açıklamak için Ohm Pouillet Faraday Ampere Örsted birtakım yasalar buldular daha sonra Maxwell bunların sentezini gerçekleştirdi. Bu kuramsal sonuçlara telgraf Telefon akümülatörler elektrik lambası dinamo gibi birçok pratik uygulama eklendi.</p>
<p>1880&#8242;e doğru bazıları fiziğin artık hemen hemen tamamlandığını söylerken radyoelektrik dalgalar Elektron X ışınları ve radyoaktiflik gibi bir dizi yeni buluş yüzyılın sonunu belirledi.</p>
<p>Sonsuz Küçük<br />
Fizikçiler gözlenen olayları daha iyi anlamak için XX. yy. başlarında geleneksel düşünceleri altüst eden kuramlar öne sürdüler. Alman Max Planck 1900&#8242;de kuvanta (enerji «tanecikleri») kuramı&#8217;nı ortaya attı; bu kurama göre enerji ancak aralıklı kesik kesik yayınlanabilirdi. 1905 yılında başka bir Alman Albert Einstein bağıllık (izafiyet) kuramını yayımladı.</p>
<p>Bu yeni kuramlar maddenin yapısının incelenmesinde geniş ölçüde ilerleme olanağı sağladı. 1913&#8242;te Danimarkalı Niels Bohr kuvanta kuramını Atoma uygulamayı önerdi ve Alman Sommerfeld 1916&#8242;da bu kuramı bağıllık aracılığıyla tamamladı. 1924&#8242;te ışık için önceden varılmış bir sonucu genelleştiren Louis de Broglie her madde taneciğinin bir dalga ile birlikte bulunduğu düşüncesine dayanan dalga Mekaniği iddiasını öne sürdü. Alman Heisenberg 1925&#8242;ten başlayarak bir taneciğin hızının ve konumunun aynı anda kesin olarak bilinmesi olanaksızlığını gösteren kendi kuvanta mekaniği&#8217;ni geliştirdi.</p>
<p>Bütün bu çalışmaların sentezi 1930 yılında İngiliz Dirac tarafından gerçekleştirildi: onun bağıllık kuvanta ve dalga mekaniği konusundaki görüşleri çok geçmeden pozitif Elektronların bulunmasıyla doğrulanmış oldu.</p>
<p>O tarihten sonra Atom çekirdeğinin parçalanması başarıldı ve yapay radyoaktifliğin bulunması atom bombasının ve atom pilinin yapımına yol açtı. Günümüzde nükleer fizik ile ortaya çıkan taneciklerin çeşitliliği Atomun ne kadar zengin olduğunu gösterdi. Öte yandan Astrofizik dalı yıldızları yöneten mekanizmayı öğrendikten sonra bağıllık yasalarını uygulayarak Evren&#8217;in tarihini yazmağa girişti. Böylece fizik bilimi kendine yeni temeller bulduktan sonra araştırmalarını sonsuz küçükten sonsuz büyüğe doğru genişletme yoluna girdi.</p>
<p>Hareket Halindeki Kuvvetler<br />
tasvir eden bu gravürde kuvvetlerin mekanik uygulaması ve bunun sonucu olan kaldıraç palanga su çarkı eğik düzlem gibi araçlar görülüyor.</p>
<p>D&#8217;Alembert&#8217;in (1717-1783) Louis Tocque tarafından yapılan portresi (Versailles Fransa). Filozof ve matematikçi olan d&#8217;Alembert Diderot&#8217;un ünlü &#8220;Ansiklopedi&#8221;sine yardım etti ve fizikçi olarak da bir «Dinamik» ders kitabı yazdı.</p>
<p>Elektrik Öpücüğü<br />
XVIII. yy.da sürekli kıvılcım çıkartan Elektrostatik makinelerin icadıyla elektrik bazı salonlarda moda oldu. Bu salonlarda hayvanlara elektrik vermekle veya kıvılcım yardımıyla eşyayı tutuşturmakla eğleniliyor veya yalıtkan bir tabureye çıkmış iki deneycinin dudakları arasından şimşek çaktırmaları seyrediliyordu: buna «elektrik öpücüğü» deniyordu.</p>
<p>Antonio Pacinotti&#8217;nin (1841-1912) icat ettiği bu elektrik dinamosu başlangıçta ilgi görmemişti. Ne var ki Belçikalı elektrikçi Zenobe Gramme 1871&#8242;de ilk elektrik jeneratörünü bu makinenin ilkesini benimseyerek gerçekleştirdi. Sanat ve Meslekler Milli Konservatuvarı Paris.</p>
<p>XVI. yy.da Flaman matematik ve fizik bilgini Simon Stevin mekanik konusunda bir eğik düzlem üzerindeki cisimlerin dengesini ele alan üç kitap yayımladı ve resimde ortaya konan kuvvetlerin paralelliği kanununu açıkladı.</p>
<p>Çağdaş fiziğin temeli olan kuvanta kuramının kurucusu Alman bilgini Max Planck (1858-1947).</p>
<p>Ampere&#8217;in (1775-1836) kendi eseri olan portresi. Büyük matematikçi elektromagnetizma konusundaki kuramlarıyla fizik alanında da ün yapmıştır; elektrik akımının şiddet ölçme birimine onun adının verilmesi sebepsiz değildir. Bilimler Akademisi arşivi Paris</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/fizigin-tarihcesi-fizigin-tarihi-fizik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evren ve uzay</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/evren-ve-uzay/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/evren-ve-uzay/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:28:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1819</guid>
		<description><![CDATA[Evren ve Uzay
Evren,varolan herşeyi anlatan bir kelimedir. Gördüğümüz bildiğimiz,duyduğumuz herşey evrenin içindedir.Evren uzaydan ve uzayda bulunan sayısız varlıklardan meydana gelmiştir İnsanlar çok eski zamanlardan beri evren ve onun oluşu hakkında çeşitli şeyler düşünmüşler ve kendilerince ona bir anlam vermeye çalışmışlardır.
Evrenin oluşu hakkında çeşitli şeyler düşünmüşler ve kendilerince ona bir anlam vermeye çalışmışlardır Evrenin oluşu hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evren ve Uzay<br />
Evren,varolan herşeyi anlatan bir kelimedir. Gördüğümüz bildiğimiz,duyduğumuz herşey evrenin içindedir.Evren uzaydan ve uzayda bulunan sayısız varlıklardan meydana gelmiştir İnsanlar çok eski zamanlardan beri evren ve onun oluşu hakkında çeşitli şeyler düşünmüşler ve kendilerince ona bir anlam vermeye çalışmışlardır.</p>
<p>Evrenin oluşu hakkında çeşitli şeyler düşünmüşler ve kendilerince ona bir anlam vermeye çalışmışlardır Evrenin oluşu hakkında çeşitli araştırmalar yapan bilginler,bunun önce bir Gaz kütlesi halinda meydana geldiği sonra yavaş yavaş Maddelerin doğmaya başladığı fikrinde birleşmişlerdir.Yine ileri sürülen bir</p>
<p><span id="more-1819"></span></p>
<p>teoriye göre evren gittikçe genişlemektedir Genişleme dünyadan uzaklaştıkça artmaktadır Bilimadamları bunu nebulaların tayflarında bulunan kırmızının yer değiştirmesini delil göstererek ispatlamışlardır bilimadamları galaksi adı verilen yıldızlar topluluğunun birbirlerinden uzaklaşmasını ölçü olarak almışlar ve evrenin yaşının 5 milyar olduğunu ortaya çıkarmışlardır.Bu rakam dünyanın ve yıldızların diğer usullerle hesaplanan yaşlarına da uymaktadır.</p>
<p>Gezegenler<br />
Güneş merkezinde olmak üzere her biri güneşin etrafında birer elips şeklinde yörünge çizerek dönen gök cisimlerine gezegen denir.</p>
<p>Gezegenler tıpkı dünyamız gibi güneşin çekim alanına tabi birer uydudur.Dünya da dahil güneş etrafında yörüngelerinde dolanan dokuz gezegen mevcuttur.Gezegenler,uzaydaki yıldızlardan kolaylıkla ayırt edilebilirler.Şöyle ki;gezegenlerin ışıkları yıldızlarınki gibi kırpışmaz,ışıkları Atmosferden direkt olarak gelir.Çünkü gezegenler dünyamıza uzaklıkları bakımından çok farklıdır gezegenler büyüdükçe yoğunlukları azalır.Gezegenler,güneşin çevrelerinde döndükleri</p>
<p>gibi dünya gibi kendi eksenleri etrafında da dönerler gezegenler dünya gibi soğuk cisimlerdir.Bize gelen ışıklar güneşten gezegenlere <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>arak yansıyan ışınlardır.</p>
<p>Güneşin çekim alanına tabi dokuz gezegen güneşten uzaklıkları sırasıyla<br />
şunlardır</p>
<p>Merkür<br />
Venüs<br />
Dünya<br />
Mars (Merih)<br />
Jüpiter<br />
Satürn (Zuhal)<br />
Uranüs<br />
Neptün<br />
Plüto’dur</p>
<p>Bunlardan güneşe yakın olan üç gezegene iç gezegen ler diğerlerine ise dış gezegenler denir Mars ve Jüpiter arasında bulunan ve “asteoritler” adı verilen küçük gezegenler de dış gezegenlerdir ayrıca;Merkür,Venüs ve Plüto hariç diğer gezegenlerin bir veya birden fazla kendine tabi küçük uyduları bulunmaktadır.Uydu, bir gök cisiminin çekim alanına tabi olarak onun etrafında dönen diğer gök cisimlerine denir.Bu küçük uydular arasında Atmosferi olan tek uydu Satürn(Zuhal) gezegeninin uydusu olan Titan’dır.</p>
<p>Merkür<br />
Gezegenlerin en küçüğüdür.Utarit adı ile de bilinir Güneşe en yakın gezegen olup güneşe olan mesafesi 57 milyon 850 bin kilometredir.Güneşe yakın olduğu için ya güneş batarken,ya da doğarken görülebilir.Güneşin çevresinde ve kendi ekseni etrafındaki dönme süresi aynı olup 88 gündür.Bu yüzden dünyadan hep aynı yüzü görünür.Ay gibi safhalar gösterir.Merkür’ün uydusu yoktur.Yerçekimi dünyanın dörtte biri kadardır Dünyada 60 kilo gelen bir insan Merkür’de 15 kilo gelir.</p>
<p>Bir yüzü daima güneşe dönüktür Güneşe bakan bu yanında Sıcaklığın 340 derece olduğu hesaplanmıştır Güneşe bakmayan yanında ise Sıcaklık sıfırın altında 253 derecedir.Merkür’ün güneş etrafındaki dönüş hızı 47,8 kilometredir.Ekvator çapı 4842 kilometre, yoğunluğu 5,3&#8242;tür Kütlesi,yer 1 olarak alınırsa 0&#8242;053 tür.Yörünge düzlemi eğik olduğu için yapılan gözlemlerde bazen Güneş&#8217;in üstünden<br />
kara bir leke halinde geçer.Bu olaya Merkür geçişi denir.En son 7 Ekim 1960&#8242;da geçmiştir Daha sonra 1970 1973 19861993 ve 1999 yıllarında geçtiği gözlemlenmiştir.Yapılan en son tahminlere göre 2003 yılında geçeceği söylenmektedir.Merkürde Atmosfer yoktur.Son incelemelerde çok az bir Atmosfer kalınlığı olduğuna ihtimal verilmiştir ki buna göre Merkür’deki atmosfer kalınlığı dünyanınkinin ancak binde üçü kadardır.Yüzey şekillerinin Aya benzediği sanılır.</p>
<p>Merkür<br />
Gezegenlerin en küçüğüdür.Utarit adı ile de bilinir Güneşe en yakın gezegen olup güneşe olan mesafesi 57 milyon 850 bin kilometredir.Güneşe yakın olduğu için ya güneş batarken,ya da doğarken görülebilir.Güneşin çevresinde ve kendi ekseni etrafındaki dönme süresi aynı olup 88 gündür.Bu yüzden dünyadan hep aynı yüzü görünür.Ay gibi safhalar gösterir.Merkür&#8217;ün uydusu yoktur.Yerçekimi dünyanın dörtte biri kadardır Dünyada 60 kilo gelen bir insan Merkür’de 15 kilo gelir</p>
<p>Bir yüzü daima güneşe dönüktür.Güneşe bakan bu yanında sıcaklığın 340 derece olduğu hesaplanmıştır Güneşe bakmayan yanında ise sıcaklık sıfırın altında 253 derecedir.Merkür’ün güneş etrafındaki dönüş hızı 47,8 kilometredir.Ekvator çapı 4842 kilometre yoğunluğu 5,3’tür.Kütlesi yer 1 olarak alınırsa 0,053’ tür.Yörünge düzlemi eğik olduğu için yapılan gözlemlerde bazen Güneş’in üstünden kara bir leke halinde geçer.Bu olaya Merkür geçişi denir.En son 7 Ekim 1960’da<br />
geçmiştir Daha sonra 1970 1973 1986 1993 ve 1999 yıllarında geçtiği gözlemlenmiştir Yapılan en son tahminlere göre 2003 yılında geçeceği söylenmektedir.Merkürde atmosfer yoktur.Son incelemelerde çok az bir atmosfer kalınlığı olduğuna ihtimal verilmiştir ki,buna göre Merkür&#8217;deki atmosfer kalınlığı dünyanınkinin ancak binde üçü kadardır.Yüzey şekillerinin aya benzediği sanılır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/evren-ve-uzay/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre ve enerji</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/cevre-ve-enerji/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/cevre-ve-enerji/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:28:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1818</guid>
		<description><![CDATA[Enerji üretiminin çevre etkileri degisik biçimlerde degerlendirilebilir. Bu degerlendirmeler her bir kaynak için birim enerji üretimine karsilik gelen kirletici Madde tip ve miktarlari bunlarin çevre ve Atmosfer içerisinde dagilimlari çalisanlarin ve halkin sagligi üzerine etkileri atigin miktari ve zehirliligi uzun dönemde çevre ve ekolojik sistemler üzerindeki etkileri açilarindan yapilabilir.
Dünya Elektrik üretim rakamlari incelendiginde %60 ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Enerji üretiminin çevre etkileri degisik biçimlerde degerlendirilebilir. Bu degerlendirmeler her bir kaynak için birim enerji üretimine karsilik gelen kirletici Madde tip ve miktarlari bunlarin çevre ve Atmosfer içerisinde dagilimlari çalisanlarin ve halkin sagligi üzerine etkileri atigin miktari ve zehirliligi uzun dönemde çevre ve ekolojik sistemler üzerindeki etkileri açilarindan yapilabilir.</p>
<p>Dünya Elektrik üretim rakamlari incelendiginde %60 ile en büyük payi fosil yakitlar almaktadir. Fosil yakitlar (kömür petrol ve dogalgaz) hemen hemen bütün ülkelerde temel enerji üretim kaynagi olarak karsimiza çikarlar. Fosil yakitlarin çevre etkileri göz önüne alindiginda karsimiza sera etkisi Asit yagmurlari ve Hava kirliligi çikar. Bu tür yakitlardan yanma sonucu enerji elde edildiginde yanma ürünleri (CO2NOx ve SO2 gibi gazlar) baca gazi olarak Atmosfer içinde dagilirlar.</p>
<p><span id="more-1818"></span></p>
<p>Baca gazlari ayrica uçucu kül ve hidrokarbonlari içerirler. Nikel kadmiyum kursun Arsenik gibi zehirli metaller de fosil yakitlarin yanmasi sonucu Atmosfere atilan diger maddelerdir. CO2 sera etkisi olusumunda etkin rol oynamaktadir. Dünyadaki endüstriyel gelisme öncesi Atmosferdeki CO2 konsantrasyonu 280 ppm (milyonda bir ) dolaylarinda idi. Bu konsantrasyon 1958&#8242;de 315 ppm ve 1986&#8242;da 350 ppm düzeyine kadar yükselmistir. Artan CO2 miktari yerkürenin sicakliginin artmasina neden olmakta bu da iklim dengelerinin bozulmasina yol açmaktadir. SO2 ve NOx ise esas olarak asit yagmurlarina yol açmaktadir. Atmosferdeki Su buhari ile birlesen SO2 ve NOx ise esas olarak asit yagmurlarina yol açmaktadir.</p>
<p>Atmosferdeki su buhari ile birlesen SO2 ve NOx sülfürik ve nitrik asit olusturmakta ve bu da dünyanin ekolojik dengesinin bozulmasina neden olmaktadir. Bütün fosil yakit artiklari kis aylarinda pek çok sehrimizi etkisi altina alan hava kirliligine yol açtigini da unutmamaliyiz. Fosil yakitlarin çevre etkileri bunlarla da sinirli degildir. Örnegin kömür madenciligi hem çalisanlara saglik riski getirmekte hem de ülkemiz için pek yabanci olamayan metan gazi patlamalari nedeni ile ölümlere yol açabilmektedir. Diger bir <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>nla da fosil yakit tasimaciliginda karsilasilmaktadir. Petrol tasiyan tankerlerin neden oldugu kazalar yüz binlerce ton petrolün denize yayilmasina neden olmustur. Bunun canli bir örnegini geçtigimiz aylarda Istanbul Bogazi&#8217;nda yasadik.</p>
<p>Hidroelektrik santraller ile elektrik üretimi dünyada toplam elektrik üretimine yaklasik %23 oraninda katkida bulunmaktadir. Hidroelektrik santralleri ile enerji üretimi için uygun cografi kosullarin saglanmasi gerekmektedir. Günümüz kosullarinda kullanilabilir hidroelektrik kapasitenin büyük bir bölümü halihazirda kullanilmaktadir. Hidroelektrik santrallerin çevre ile etkilesimlerine gelince büyük su rezervuarlarinin olusmasi nedeni ile ortaya çikan Toprak kaybi sonucu dogal ve jeolojik dengenin bozulabilmesi olasidir. Bu rezervuarlarda olusan batakliklar da metan gazi olusumu için uygun bir ortam teskil ederler. Yakin geçmiste barajlarin yikilmasi sonucu meydana gelen kazalar pek çok kisinin ölümüne neden olmustur.</p>
<p>Dünyada elektrik üretimi içinde %17 gibi önemli bir pay nükleer reaktörler tarafindan saglanmaktadir. Bu oran gelismis ülkelerde çok daha yüksek rakamlara ulasmaktadir. Örnegin fosil yataklari kisitli olan Fransa elektrigin %70&#8242;ini Nükleer enerji ile saglamaktadir. Nükleer enerjinin çevreye etkisi fisyon ürünü radyoaktif izotoplarin yayilmasi durumunda söz konusu olur. Bunun kötü bir örnegini 1986&#8242;da Çernobil reaktöründeki kaza ile yasadik. Bu kazanin nedeni türbin kontrolü sirasinda reaktör güvenlik sistemlerinin devre disi birakilmis olmasidir. Çevreye yüksek miktarda radyoaktivitenin salinmasi ise reaktörün koruma kabinin olmamasindan kaynaklanmaktadir.</p>
<p>Bu reaktörün yetersiz tasarimini günümüzde çalisan 400&#8242; ün üzerindeki reaktör için genellemek dogru degildir. Bu reaktörler uzun süredir güvenli olarak çalismaktadirlar. Bütün Mühendislik sistemleri gibi nükleer reaktörler de kaza riski tasimakta ancak alinan önlemler ile bu risk milyonda bir çok düsük bir olasiliga indirilmektedir.</p>
<p>Öncelikle sunu söylemek gerekir ki nükleer reaktörler fosil yakitlar gibi atmosferik kirlenmeye yol açan atik üretmezler. normal günlük yasantimizda karsilastigimiz radyoaktivitenin ancak çok küçük bir kismi nükleer reaktörlerden kaynaklanmaktadir.</p>
<p>Bunu kisi tarafindan alinan radyasyon dozu için kullanilan &#8220;rem&#8221; ile ifade ettigimizde ilginç sonuçlar ile karsilasabiliriz. Dünyada dogal olarak bulunan radyoaktif izotoplar nedeni ile kisi basina düsen ortalama doz yaklasik 26 miliremdir. Kozmik isinlar nedeni ile alinan doz ise 28 milirem düzeyindedir. Bunlardan korunmanin hiç bir yolu yoktur ve herkes yasadigi yöreye bagli olarak az ya da çok bu dozu alir. Dogal radyasyon disinda insanlarin maruz kaldigi en büyük radyoaktivite kaynagi ise tibbi amaçli röntgen ya da radyoterapidir. Gögüs ya da dis için uygulanan x-isinlari yaklasik 10 miliremlik doza karsilik gelir. Diger organlar için bu daha da yüksektir.</p>
<p>Nükleer silah denemelerinden kaynaklanan doz ise yillik 4 ile 5 milirem düzeyindedir. Nükleer enerjiden kaynaklanan doz ise yilda 1 milirem civarindadir. Bu reaktörlerin çalismasi sirasinda çevreye verilen radyasyonun yaninda uranyum madenciligi yakit fabrikasyonu ve kullanilmis yakit isleme tesislerinin yaydigi radyasyonu da kapsamaktadir. Yapi malzemelerinden yilda yaklasik 7 milirem düzeyinde doz almaktayiz. Uçak ile yerden yaklasik 12 km yükseklikte yolculuk yapmak kozmik isinlar nedeni ile Saatte yaklasik 0.5 milirem doz alinmasi neden olur.</p>
<p>Günde bir buçuk paket sigara içen kisinin alacagi yillik doz yaklasik 8000 miliremdir. Termik santraller de küller ile birlikte dogaya radyoaktivite salarlar. Bunun bir örnegini Yatagan&#8217;da yasadik. Çernobil kazasi sonucu alinan radyasyon dozu ise yere bagli olarak degisim göstermektedir. Örnegin reaktör çevresinde 3 kilometre yariçapinda bir alan içersinde alinan ortalama doz 3300 miliremdir.</p>
<p>Alinan bu yüksek doz insanlarin kansere yakalanma toplam riskini yaklasik %4 oraninda artirip; %20&#8242;den %24&#8242;e çikarmistir. Kazanin diger ülke insanlari üzerindeki etkisi ise degisiktir. Örnegin kaza sonrasi bir yil b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>ca Türkiye&#8217;de alinan en yüksek doz 59 milirem ve ortalama doz ise 15 miliremdir. Bu rakamlarin degerlendirilmesi için uluslararasi kabul edilen standartlar ile gerekebilir. Uluslararasi Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP) standartlarina göre nükleer reaktör çalisanlarinin yilda en çok 5000 milirem doz almasina izin verilebilir.</p>
<p>Daha sonra yapilan degisiklik ile bu sinir son bes yilin ortalamasi için yillik 2000 milirem olarak önerilmistir. Nükleer reaktörlerin normal durumunda bu dozlarin yaklasik onda birini saglayacak çalisma kosullari saglanmaktadir. Genel halk içinse çalisanlara uygulanan ve içrp tarafindan belirlenen doz sinirlarinin onda biri sinir olarak uygulanmaktadir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/cevre-ve-enerji/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Elektirik devreleri</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/elektirik-devreleri/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/elektirik-devreleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:27:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1817</guid>
		<description><![CDATA[Elektirik Devresi Nedir Tanımı Nedir
Elektrik Devresi Nedir
Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilipdüzeneğe bir lamba yerleştirilirse üretecin Negatif (-) kutbundan çıkan Elektronlar Pozitif (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir Elektrik devresi denir.
Elektrik Devresinin Elemanları
Üreteç
Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller devredeki üreteçlerdir.
Anahtar
Devreye akım vermeye ve akımı kesmeye yarar.
Lamba
Elektrik akımı sonucundan bize ısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elektirik Devresi Nedir Tanımı Nedir</p>
<p>Elektrik Devresi Nedir<br />
Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilipdüzeneğe bir lamba yerleştirilirse üretecin Negatif (-) kutbundan çıkan Elektronlar <a href="http://www.matematikciler.com/tag/pozitif-rasyonel-sayilar/"title="" >Pozitif</a> (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir Elektrik devresi denir.</p>
<p>Elektrik Devresinin Elemanları</p>
<p>Üreteç<br />
Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller devredeki üreteçlerdir.</p>
<p>Anahtar<br />
Devreye akım vermeye ve akımı kesmeye yarar.</p>
<p>Lamba<br />
Elektrik akımı sonucundan bize ısı ve ışık veren ampullerdir.</p>
<p>Yapılan elektrik devresinde ampuller ve de piller seri bir şekilde bağlanmıştır.Seri bağlı devrelerde akımın gidebileceği sadece bir yol vardır.Bu akım üretecin kutupları arasındaki Elektron akışı ile meydana gelir.</p>
<p>Devre Elektirik<br />
Bir elektrik donanımını oluşturan bağlantılar ve bileşenleri topluca belirten terim. Elektrik devresi elektrik akımına (elektrik yüklü akışına) yol sağlamak için biri birine bağlanmış bileşenlerden oluşur. Elektrik çoğu kez ışık ses ya da ısı gibi farklı bir enerji türü üretmekte kullanılır.</p>
<p>Devrenin Bölümleri<br />
Elektrik devrelerinin çoğunda dört ana bölüm vardır (1) kimyasal pil üreteç ya da güneş pili gibi bir elektrik enerjisi kaynağı; (2) lamba motor ya da hoparlör gibi bir yük (yada çıktı aygıtı); (3) elektrik enerjisi kaynaktan yüke taşımak için Bakır yada Alüminyum tel gibi iletkenler ;(4) enerjinin yüke akışını denetlemek için röle Anahtar ya da termostat gibi denetim aygıtı.</p>
<p><span id="more-1817"></span></p>
<p>Basit bir elektrik devresi elektriksel bileşenlerin çizimlerini kapsayan resimsel bir şekille (A) ya da elektrikçilerin belirli bileşenleri tanımlamakta kullandıkları bağlantılı standart simgelerden oluşan bir çizimle (B) gösterilebilir.</p>
<p>Gerek DA (yönü değişmeyen doğru akım) gerek AA (yönü periyodik olarak terselen dalgalı akım yada alternatif akım) olabilen kaynak devreye bir elektromotor kuvvet (emk) uygular. Bu emk volt(V) olarak ölçülür ve Basınca benzer; belli bir devreden geçecek (amper olarak ölçülen ) akım miktarını belirler. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kullanılan normal voltajlar genellikle 50 - 60 hertz frekansta 110 ya da 220 V&#8217; dur.</p>
<p>Devreler seri paralel seri-paralel ve karmaşık olarak dört genel tipe ayrılabilir. Bunların tümü DA ya da AA bir kaynaktan beslenebilir.</p>
<p>Yılbaşı Ağacı ampulleri gibi seri bağlanmış bir doğru akım devresinde bütün dirençler ya da ışıklar (ampuller) ardışık olarak bağlanır .Her ışıkta oluşan voltaj düşmesi elektrik akışına gösterdiği dirence bağlıdır. Aynı akım bütün ışıklardan geçtiği için ışıklardan biri sönerse öbür ışıklara akım geçişi kesilir</p>
<p>Doğru Akım Devreleri<br />
Seri devre<br />
Seri devrede akımın gidebileceği yalnızca bir yol vardır;akım kaynağın bir ucundan çıkar yükten (çıktıdan) geçerek kaynağın öbür ucuna döner. Metal iletkenli bir devrede bu akım kaynağın negatif kutbundan pozitif kutbuna doğru çok yavaş elektron akışından oluşur. Bazı yarı iletkenli aygıtlarda örneğin transistörlerde ve yarı iletken diotlarda artı yüklerde karşıt yönde hareket eder. Bu geleneksel diye adlandırılan ve artıda eksiye doğru aktığı varsayılan akımla çakışır.</p>
<p>En basit doğru akım devrelerinden biri olan el feneri seri devreye örnek verilebilir. Böyle bir anlatmak için devre bileşenlerinin fiziksel görünüşlerini benzer çizimlerin yer aldığı resimsel bir şekil kullanılabilir. Elektrikçilerin ve teknisyenlerin yeğledikleri bir yöntemde bağlantılı simgelerden oluşan bir çizim kullanmaktır;böyle bir çizimde her simge bir elektriksel bileşeni temsil eder.</p>
<p>El fenerinde elektrik kaynağı her birinin emk&#8217;sı 1&#8242;5 Volt olan ve devreye 3 Volt sağlayan seri bağlanmış iki kuru pildir.3 Voltluk bir ampul devrenin çıktısını oluşturur ve kaynak ile çıktı (yük) arasına sürgülü bir anahtar bağlanır. Bu durumda içine kuru pillerin konulduğu tüp biçimindeki metal gövde iletim yolunu oluşturur. Anahtar açıkken akım geçmediği için ampul yanmaz. Ancak anahtar kapalı iken devre tamamlanır ve devreden akım geçerek ampulü yakar. Akım ampulün flamanını ısıtarak akkor haline getirir;bu durumda ampul ısının yanı sıra ışıkta yayar.</p>
<p>Böyle bir devreden geçen akım ampulle seri bağlanmış bir Ampermetre ile ölçülürse kızgın flamanın direnci om yasası ile hesaplanabilir. Bu yasa doğru akım elektrik devresindeki üç nicelik arasında bağıntı kuran bir denklemdir. Bu denklemde voltaj(gerilim) V ile akım şiddeti I ile direnç R ile gösterilirse buna göre Om yasası birbiri ile eş değerli olan 3 biçimde yazılabilir:</p>
<p>V=I*R R=V/I I=V/R</p>
<p>Örneğin el fenerinin 3Vluk kaynakktan aldığı akım 0.1 A ise ampulün R direnci 30W olur. Voltaj iki pile bağlanmış bir voltmetre ile ölçülebilir. Ampulün direnci ampule bir ohmmetre bağlanarak anahtar açıkken ölçülebilir.Soğuk direnç denilen bu değer 30W mun çok altında bulunur. Çünkü flaman yüksek bir sıcaklığa ulaştığında direnç önemli ölçüde artar.</p>
<p>Sık rastlanan bir başka seri devre örneğide yılbaşı ağaçlarını süslemede kullanılan küçük ampuller bağlanan ışık telidir. Böyle düzenlemenin sakıncası bir ampul sönerse elektriksel yolun kopması ve bütün ışıkların sönmesidir.Daha iyi bir düzenleme söndüğü zaman kısa devre oluşturan yani akıma direnci sıfır olan ampuller kullanılmasıdır. Bu ampullerden biri sönerse diğeri yanmayı sürdürür. Kirchhoff yasası nedeniyle kalan ampullerin tümünde daha çok voltaj vardır ve devreden daha çok akım geçer. Çünkü Kirchhoff yasasına göre tamamlanmış bir devredeki voltaj düşüşlerinin toplamı uygulanan emk ya eşit olmak zorundadır. Seri bağlanmış bir devreye Ohm yasası uygulandığında bütün seri dirençlerin toplam direnci R dir. Böyle bir devrede tüketilen toplam güç ampullerin her birinde harcanan ayrı ayrı güçlerin toplamıdır.</p>
<p>Paralel devre<br />
Paralel bağlanmış bir devrenin ayırıcı özelliği bütün çıktıların (ya da yüklerin) kaynakla aynı voltajda ve birbirinden bağımsız olarak çalışmasıdır. Yani çıktıların biri devreden çıkarılırsa öbürleri bundan etkilenmez. Otomobillerde kullanılan elektrik sistemi DA Paralel devresine örnek verilebilir; bu sistemde Akünün sağladığı 12 V&#8217;luk voltaj aynı anda ateşleme sistemine farlara park lambalarına radyoya ve klimaya elektrik enerjisi sağlar.</p>
<p>Paralel bir sisteme başka bir yük (çıktı) eklenirse akım için yeni bir yol oluşturur. Ve bu nedenle kaynaktan gelen toplam akım artar. Bu Kirchhoff&#8217;un akım yasasının bir uygulamasıdır; söz konusu yasaya göre herhangi bir noktadan devreye giren akımların toplamı o noktadan çıkan akımların toplamına eşittir. Başka bir direnç Paralel bağlandığında paralel devrenin birleşik direnci belirgin biçimde azalır. Seri devrede olduğu gibi paralel devrede de toplam güç ayrı ayrı güçlerin toplamından oluşur.</p>
<p>Otomobilin elektrik sistemi gibi doğru akımlı bir Paralel devrede bütün rezistörler ya da yükler parelel dallarla ortak bir güç kaynağına bağlanır. Her yük aynı voltajdadır; ama direncine bağlı olarak farklı miktarda akım çeker.</p>
<p>Seri-Paralel Devre<br />
Seri-paralel devreler bazı bileşenlerin birbirleriyle paralel bağlandığı paralel birleşimlerinse başak bileşenlerle seri halde bulunduğu devreler olarak tanımlanabilir. Kaynağa seri bağlanmış bir anahtar ve bir sigorta ya da devre kesici ile paralel bağlanmış bir çok bileşen böyle bir devre oluşturur.</p>
<p>Karmaşık Devreler<br />
Yalnızca seri ya da sadece paralel bileşimlerden oluşan bölümlere ayrılabilen bir devreye “Karmaşık Devre” denir. Bir direncin ölçülmesinde kullanılan Wheatstone köprüsü adındaki devre buna iyi bir örnektir. Bu devre temel olarak bir karenin dört kenarını oluşturan birbirine bağlanmış dört rezistörden oluşur. Çapraz köşelerin ikisine bir voltaj kaynağı öbür ikisine ise belli bir direnci olduğu bilinen bir galvanometre bağlanır. Ancak köprü devresi dengede olduğunda galvanometreden hiç akım geçmediğinde devre seri paralel bileşimidir. Toplam direnci bulmak amacıyla böyle bir devreyi çözümlemek için özel teknikler gereklidir.</p>
<p>Otomobilin ateşleme sisteminde ya da fotoğraf makinesinin fotoflaşında olduğu gibi doğru akım devrelerine indükleçler ve kondansatör bağlanabilir. Böyle uygulamalarda önemli olan geçici tepkidir; çünkü doğru akım bakımından bir kondansatör (sürekli durum koşullarında) açık devre demektir ve bir indükleç içinden geçen akım değişken olmadıkça hiçbir etki göstermez. Ama indüktans ve kapasitansın etkileri dalgalı akım devrelerinde çok daha önemlidir. Çünkü dalgalı akımda voltaj ve akım sürekli değişmektedir.</p>
<p>Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilip düzeneğe bir lamba yerleştirilirse üretecin negatif (-) kutbundan çıkan elektronlar pozitif (+) kutba giderler. Kurulan bu düzenek bir elektrik devresi denir.</p>
<p>lamba anahtar üreteç</p>
<p>Elektrik Devresinin Elemanları</p>
<p>Üreteç<br />
Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller devredeki üreteçlerdir.</p>
<p>Anahtar<br />
Devreye akım vermeye ve akımı kesmeye yarar.</p>
<p>Lamba<br />
Elektrik akımı sonucundan bize ısı ve ışık veren ampullerdir.</p>
<p>Yapılan elektrik devresinde ampuller ve de piller seri bir şekilde bağlanmıştır.Seri bağlı devrelerde akımın gidebileceği sadece bir yol vardır.Bu akım üretecin kutupları arasındaki elektron akışı ile meydana gelir.</p>
<p>iletken Yarı iletken Süperiletken Ve Yalıtkanlar</p>
<p>İletken Yalıtkan Yarıiletken<br />
Elektirigi geçiren Maddelere iletken denir . Atomun en dış yörüngesinde 3 veya daha az valance elektrou bulundururlar. Metaller Ametaller alaşımlar ve Sıvı ıletkenler vardır.</p>
<p>Yalıtkan Elektriği iletmeyen maddelere denir. Atomun en dışında 5 veya daha fazla elektron bulunduran maddelerdir. Dogal Yapay Plastik Gaz Sıvı gibi çeşitleri mevcuttur.</p>
<p>Yalıtkanlara göre daha iletken iletkenlere göre daha yalıtkan maddelerdir . Germenyum Silisyum Galyum Arsenur İndiyum Fosför gibi çeşitler mevcuttur .</p>
<p>İletkenlik<br />
Maddeye uygulanan E elektrik alanının maddeyi aşıp geçen İ akım şiddetine oranına iletkenlik adı verilir ve I / E olarak yazılır. Bakırın iletkenliği 6&#215;108 iken Polietilen ‘in iletkenliği 10&#215;10-12 dir. Yani bakır poliüretene göre 1020 defa daha fazla iletkendir.</p>
<p>İletkenlik bir maddenin ısı ve elektriği iletip iletmemesi olayıdır. Katı ve sıvılarda ayırt edici bir özelliktir. gazlarda ise değildir. Demir bakır grafit. lehim gibi maddeler elektriği iyi ilettiği halde; Elmas Hava saf suplastik gibi maddeler iyi iletmezler. Onun için iletkenlik katı ve sıvılarda ayırt edicidir.</p>
<p>Elektrik İletkenliği<br />
Bir maddenin üzerinden geçen elektrik akımına karşılık o maddenin elektrik akımına gösterdiği kolaylıktır. Yani maddeden elektrik akımı ne kadar kolay geçerse (direnci ne kadar az ise) o madde o kadar iyi iletkendir.</p>
<p>Suda Moleküller halinde çözünen maddelerin Sulu çözeltileri iletken değildir. Ancak buda iyonlaşan ileşiklerin sulu çözeltileri iletkendir. şekerli Su iletken değildir ama Tuzlu su iletkendir.</p>
<p>Maddelerde Elektrik İletkenliği<br />
1- Elektron hareketi ile olur. Buna birinci sınıf iletkenlik denir. Metallerde ve alaşımlarda görülür. Bu maddeler katı sıvı ve gaz hallerin hepsinde iletkendirler.<br />
2- İyonların hareketi (göçü) ile olur. Buna ikinci sınıf iletkenlik denir. Asit baz ve tuzların sulu çözeltilerinde görülür.</p>
<p>İletkenler<br />
Bir maddenin iletkenliğini belirleyen en önemli faktör atomlarının son yörüngesindeki elektron sayısıdır. Bu son yörüngeye Valans Yörünge üzerinde bulunan Elektronlara da Valans Elektron denir. Valans elektronlar Atom çekirdeğine zayıf olarak bağlıdır. Valans yörüngesindeki elektron sayısı 4 &#8216;den büyük olan maddeler yalıtkan 4 &#8216;den küçük olan maddeler de iletkendir. Örneğin bakır Atomunun son yörüngesinde sadece bir elektron bulunmaktadır. Bu da bakırın iletken olduğunu belirler. Bakırın iki ucuna bir eletrik enerjisi uygulandığında bakırdaki valans elektronlar güç kaynağının pozitif kutbuna doğru hareket eder. Bakır elektrik iletiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Sebebi ise maliyetinin düşük olması ve iyi bir iletken olmasıdır. En iyi iletken Altın daha sonra gümüştür. Fakat bunların maliyetinin yüksek olması nedeniyle elektrik iletiminde kullanılmamaktadır.</p>
<p>Yalıtkanlar<br />
Yalıtkan maddelerin atomlarının valans yörüngelerinde 8 elektron bulunur. Bu tür yörüngeler doymuş yörünge sınıfına girdiği için elektron alıp verme gibi bir istekleri yoktur. Bu sebeplede elektriği ilemezler. Yalıtkan maddeler iletken maddelerin yalıtımında kullanılır. Yalıtkan maddelere örnek olarak tahta Cam ve plastiği verebiliriz. İsterseniz bu örnekleri arttırabilirsiniz.</p>
<p>Yalıtkanlar elektrik akımını iletmeyen maddelerdir. Yalıtkan maddeler bazı şartlarda iletken hale gelebilirler örneğin çok yüksek potansiyel farkı yalıtkan bir maddeyi iletken hale getirebilir. Yalıtkan madde atomlarının son yörünge Elektronları atom dışına çıkamazdolayısı ile moleküller arasında dolaşamaz ve elektrik iletilmemiş olur.</p>
<p>Yarı İletkenler<br />
Aşağıdaki şekilde gördüğünüz gibi yarı iletkenlerin valans yörüngelerinde 4 elektron bulunmaktadır. Bu yüzden yarı iletkenler iletkenlerle yalıtkanlar arasında yer almaktadır. Elektronik elemanlarda en yaygın olarak kullanılan yarı iletkenler Germanyum ve Silisyumdur. Tüm yarı iletkenler son yörüngelerindeki atom sayısını 8 &#8216;e çıkarma çabasındadırlar. Bu nedenle saf bir germenyum maddesinde komşu Atomlar son yörüngelerindeki elektronları Kovalent bağ ile birleştirerek ortak kullanırlar. Aşağıdaki şekilde Kovalent bağı görebilirsiniz. Atomlar arasındaki bu kovalent bağ germanyuma kristallik özelliği kazandırır. Silisyum maddeside özellik olarak germanyumla hemen hemen aynıdır. Fakat yarı iletkenli elektronik devre elemanlarında daha çok silisyum kullanılır. Silisyum ve Germanyum devre elemanı üretiminde saf olarak kullanılmaz. Bu maddelere katkı katılarak Pozitif ve Negatif maddeler elde edilir. Pozitif (+) maddelere P tipi Negatif (-) maddelerede N tipi maddeler denir.</p>
<p>N Tipi Yarı İletken<br />
Arsenik maddesinin atomlarının valans yörüngelerinde 5 adet elektron bulunur. Silisyum ile Arsenik maddeleri birleştrildiğinde arsenik ile silisyum atomlarının kurdukları kovalent bağdan arsenik atomunun 1 elektronu açıkta kalır. Aşağıdaki şekilde açıkta kalan elektronu görebilirsiniz. Bu sayede birleşimde milyonlarca elektron serbest kalmış olur. Bu da birleşime Negatif Madde özelliği kazandırır. N tipi madde bir gerilim kaynağına bağlandığında üzerindeki serbest elektronlar kaynağın negatif kutbundan itilip pozitif kutbundan çekilirler ne gerilim kaynağının negatif kutbundan pozitif kutbuna doğru bir elektron akışı başlar.</p>
<p>P Tipi Yarı İletken<br />
Bor maddesininde valans yörüngesinde 3 adet elektron bulunmaktadır. Silisyum maddesine bor maddesi enjekte edildiğinde Atomların kurduğu kovalent bağlardan bir elektronluk eksiklik kalır. Bu eksikliğe Oyuk adı verilir. Bu elektron eksikliği karışıma Pozitif Madde özelliği kazandırır. P tipi maddeye bir gerilim kaynağı bağlandığında kaynağın negatif kutbundaki elektronlar p tipi maddeki oyukları doldurarak kaynağın pozitif kutbuna doğru ilerlerler. Elektronlar pozitif kutba doğru ilerlerken oyuklarda elektronlerın ters yönünde hareket etmiş olurlar. Bu kaynağın pozitif kutbundan negatif kutbuna doğru bir oyuk hareketi sağlar.</p>
<p>Azınlık ve Çoğunluk Taşıyıcılar<br />
Silisyum ve germanyum maddeleri tamamiyle saf olarak elde edilememektedir. Yani maddenin içinde son yörüngesinde 5 ve 3 elektron bulunduran atomlar mevcuttur. Bu da P tipi maddede elektron N tipi maddede oyuk oluşmasına sebep olur. Fakat P tipi maddede istek dışı bulunan oyuk sayısı istek dışı bulunan elektron sayısından fazladır. Aynı şekilde N tipi maddede de istek dışı bulunan elektron sayısı istek dışı bulunan oyuk sayısından fazladır. İşte bu fazla olan oyuk ve elektronlara Çoğunluk Taşıyıcılar az olan oyuk ve elektronlara daAzınlık Taşıyıcılar denir. Azınlık taşıyıcılar yarı iletkenli elektronik devre elemenlarında sızıntı akımına neden olur. İçeriğinde çok sayıda yarı iletkenli devre elemanı bulunduran entegrelerde fazladan gereksiz akım çekimine yol açar ve bu da elemanın ısınmasına hatta zarar görmesine neden olur.</p>
<p>yarı iletken<br />
madde düşük sıcaklıklarda metallere göre elektriği çok az ileten yüksek sıcaklıklarda derecelerinde yalıtkan maddelere göre daha iletken olan maddelerdir. Elektronikte en çok kullanılan yarıiletken maddeler şunlardır.</p>
<p>Germanyum<br />
Silisyum<br />
Galyum Arsenür<br />
İndiyum Fosfür</p>
<p>Burada bahsedilen ve elektronikte kullanılan yarıiletken Ailesinin elemanlarını yapmakta kullanılan maddeler bir katkılama işlemine tabi tutulurlar. Düşük sıcaklıklarda bir yalıtkan olan silisyum 20 santigrat derecede yalıtkanlara göre bir milyon kere daha iletkendir. Ama iletkenliği metallere göre ise 100 milyon kere daha azdır. Katkılama işlemi son yörüngesinde 3 veya 5 elektron taşıyan bir maddeden az bir miktar ile yukarıda bahsedilen maddelerin karıştırılması sonucu olur. Silisyum dış yörüngede 4 elektron taşırbir silisyum kristali içine milyonda bir oranında Azot veya fosfor gibidış yörüngede 5 elektron taşıyan bir madde katılırsakristal yapı içinde yer değiştirebilen elektronlar bulunur ve N tipi yarıiletken oluşur. Bu iş için arsenik ve Antimon da kullanılan maddelerdendir. Eğer katkı maddesi olarak son yörüngede 3 elektron taşıyan bor veya alüminyum kullanılırsa o zaman oluşan madde elektrondan fakirdir ve elektron soğurur bu tip yarıiletken maddeye P tipi yarıiletken denir. Burada elektron taşıyıcıları pozitif oyuklardır. Bu iş için kullanılan maddeler arasında indiyum da mevcuttur. Bu şekilde elde edilen P ve N tipi maddelerin çeşitli şekilde yanyana getirilmesi ile çok değişik yarıiletken devre elemanları yapılabilmektedir.</p>
<p>Süperiletkenlik<br />
Elektronun keşfinin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan birisi süperiletkenliğin bulunmasıdır. Elektrik akımı yani Elektronların akışı iletken kablolar yardımıyla sağlanır. Fakat bu metal kabloların elektriksel dirençleri vardır ve akımın telden akması sırasında bu direnç nedeniyle enerjilerinin bir kısmı atık ısıya dönüşür.</p>
<p>Süperiletken malzemelerde ise neredeyse hiç elektriksel direnç yoktur. Dolayısıyla elektrik akımı bir süperiletkenden hiç enerji kaybına uğramadan akabilir.</p>
<p>Süperiletkenliğin keşfi yüzyılımızın başlarında oldu. Danimarkalı fizikçi Kamerlingh Onnes 1908 yılında mutlak sıfırın birkaç derece üstündeki sıcaklıklarda civanın elektriksel direncini ölçerken 42 °K&#8217;de direncin aniden sıfıra gittiğini gözledi. Daha sonraları bu mükemmel iletkenliğe keskin geçişin başka metal ve alaşımlarda da olduğu bulundu ve bu olguya süperiletkenlik adı verildi.</p>
<p>Bir metal özelliklerine bağlı olarak değişen ve geçiş Sıcaklığı adı verilen belli bir Sıcaklıkta süperiletken hale gelir. Örneğin çinko için bu Sıcaklık 088 °K iken kurşun için 7,2 °K dir.</p>
<p>Süperiletkenlik olgusu elektronların davranışıyla belirlenir: Süperiletken bir metalin kristal örgüsündeki serbest elektronların civarlarındaki pozitif iyonlarla etkileşmeleri örgüde kusurlara neden olur. Bunun sonucunda normalde birbirlerini itmesi gereken elektronlar arasında dolaylı bir çekim kuvveti dolayısıyla metal içinde elektron çiftleri oluşur.</p>
<p>Cooper Çiftleri adı verilen bu elektron çiftlerinin saçılma ile birbirlerinden ayrılmaları zordur. Üstelik bu çiftlerin saçılmayı önleyici kuantum özellikleri de vardır. Bu çiftler süperiletkenliğin <a href="http://www.matematikciler.com/testler/"title="" >soru</a>mlusudur. Çünkü metallerde elektriksel iletkenlik temelde saçılmaya bağlıdır; ne kadar az sayıda saçılma olursa metal elektriksel olarak o kadar iyi iletken hale gelir.</p>
<p>Süperiletkenlik olgusunun kuramsal olarak açıklanması yüzyılımızın ortalarında John Bardeen Leon Cooper ve John Schrieffer isimli üç Amerikalı fizikçi tarafından yapıldı ve bu çalışmaları onlara Nobel Ödülü kazandırdı.</p>
<p>İletkenlerin direnci<br />
Devreye uygulanan gerilim ve akım bir uçtan diğer uca ulaşıncaya kadar izlediği yolda birtakım zorluklarla karşılaşır. Bu zorluklar elektronların geçişin etkileyen veya geçiktiren kuvvetlerdir. İşte bu kuvvetlere DİRENÇ denebilir. Kısaca ohm ile gösterilir</p>
<p>İlk olarak direncin tarifiyle başlayalım. Elektrik akımına karşı gösterilen zorluğa direnç denir. Genel olarak R harfi ile sembollendirilir. Birimi ise W Ohm&#8217; dur.Aşağıdaki gibi çeşitli sembollerle gösterilir. Ohm Kanunu Kapalı Bir elektrik devresinde direnç ; devre gerilimi ile devreden geçen akımın bölümüne eşittir Elektriksel devrelerde kullanılan direnç</p>
<p>Kapalı Bir elektrik devresinde gerilim; devre direnci ile devreden geçen akımın <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>ımına eşittir Kapalı Bir elektrik devresinde akım; devre gerilimi ile devre direncinin bölümüne eşittir gibi üç sekilde ifade edilir. Yeri gelmişken gerilim ve akımıda tanımlayalım:</p>
<p>Gerilim<br />
Bir elektrik devresinde iki nokta arasındaki potansiyel farka gerilim denir.Gerilim genellikle U harfi ile sembollendirilir Fakat bazı kaynaklarda E olarak da gösterilebilir.Birimi ise V Volt&#8217; tur. Akım:Bir elektrik devresinde serbest elektronların bir taraftan diğer tarafa yer değiştirmesidir.Bu yer değiştirme güç kaynağı içinde - den + ya doğru olur devre içinde ise + dan - ye doğru olur.Buna elektron akışı - akım denir.Akım I harfi ile sembollendirilir Birimi ise A Amper&#8217; dir.</p>
<p>Ohm Kanunun formülsel ifadesi ise şöyledir; R = U / I Û W = V / A Direnç Şekilleri ve yapıları Dirençler yapıldıkları malzemeye göre; 1. Karbon Dirençler 2. Telli Dirençler olarak ikiye</p>
<p>Kullanılışlarına Göre ise<br />
1. Sabit Dirençler<br />
2. Ayarlı Dirençler olarak ikiye ayrılırlar.<br />
Dirençler şekildeki gibi tasarlandıkları gibi farklı maddelerden farklı şekil ve bağlantılarla da tasarlanabilirler;</p>
<p>Carbon Dirençler<br />
Şekilde görülen basit devre direncidir.</p>
<p>Güç Dirençleri<br />
Yüksek güçlü akımlar altında da rahatlıkla çalışırlar.</p>
<p>Potansiyometre<br />
Üç uçlu ayarlanabilir bir dirençtir Bu dirençlerin hacimlerinin ufak olması ve sabitsel olarak kodlanabilmesi için renksel direnç kodları oluşturulmuştur aşağı da bu kodları inceleyip hesap yapan siteler mevcuttur;</p>
<p>4 Bandlı Direnç hesabı için<br />
5 Bandlı Direnç hesabı için</p>
<p>Bu dirençlerin hacimlerinin ufak olması ve sabitsel olarak kodlanabilmesi için renksel direnç kodları oluşturulmuştur aşağı da bu kodları inceleyip hesap yapan siteler mevcuttur;</p>
<p>Bir direncin iç yapısı<br />
Devrede bulunan elemanlar üzerinden geçen akım ve oluşan gerilim elemanların bağlantı şekillerine göre ikiye ayrılabilir;</p>
<p>Seri Bağlama<br />
Elemanlar üzerinden akım geçerken bir sırayı takip ediyprmuş gibi önce birinden sonrada diğerinden geçerek gider. Akımlar sabit Gerilimler farklıdır. Örnek şekil aşağıdadır.</p>
<p>Paralel Bağlama<br />
Elemanlar ardarda değil de yan yan bağlanmıştır akım aynı anda ikisinden birden geçebilir. Gerilimler aynı Akımlar farklıdır. Örnek şema aşağıdadır.</p>
<p>Ayarlı dirençlerin 1A akım değerine kadar kullanılanlarına potansiyometre 1A den büyük akımlarda kullanılarına ise reosta adı verilir. 1A akım değerine kadar kullanılan Sabit direnç ve potansiyometrelerin yapımında karbon maddesi kullanılır. 1A den büyük akımlarda kullanılan Sabit direnç ve reostaların yapımında ise konstantan kentol ve mag- nezyum maddeleri kullanılır.</p>
<p>Ayrıca bazı özel dirençlerde bulunmaktadır. 1. Sanayide bilgisyarlarda hesap makinelerinde ve çeşitli modüllerde kullanılan entegre tipi dirençler 2.Üzerine düşen ışık şiddetiyle ters orantılı olarak direnci değişen LDR (foto direnç) Foto direncin üzerine düşen ışık şiddeti azaldıkça direnci artar ışık şiddeti arttıkça direnci azalır. Doğru ve Alternatif akımda da kullanılabilir. 3.Bulunduğu ortamdaki Sıcaklıkla direnci değişen NTC ve PTC (termistör) NTC Negatif Sıcaklık Katsayılı dirençtir.</p>
<p>Bulunduğu ortamdaki sıcaklık arttıkça direnci düşer sıcaklık azaldıkça direnci artar. PTC Pozitif Sıcaklık Katsayılı dirençtir.Bulunduğu ortamdaki sıcaklık arttıkça direnci artar sıcaklık azaldıkça direnci düşer. Dirençlerde Birim Dönüşümleri 1 KW = 1000 W 1 MW = 1000 KW 1 MW = 1.000.000 W</p>
<p>Dirençlerin Bağlantıları</p>
<p>1. Seri Bağlantı<br />
Bu bağlantıda dirençler birer ucundan birbirine eklenmiştir.Her dirençten aynı akım geçer. Toplam direnç (RT) ise dirençlerin cebirsel toplamına eşittir.<br />
Dirençlerin uc-uca bağlanmasına seri bağlama denir. Seri bağlamada eşdeğer direnç dirençlerin skaler toplamı kadardır.</p>
<p>Reş=R1+R2+R3+&#8230;<br />
I=I1=I2=I3=&#8230;<br />
V=V1+V2+V3+&#8230;</p>
<p>Seri elektrik devrelerinde her bir dirençten geçen akım şiddeti ana koldan geçen akım şiddeti kadardır. Ayrıca her bir direnç üzerindeki potansiyel farklarının toplamı devrenin potansiyel farkına eşittir.</p>
<p>2. Paralel Bağlantı<br />
Bu bağlantıda dirençlerin uçları birbirine bağlanmıştır. Her dirençten değeriyle o- rantılı olarak farklı akım geçer. Toplam direnç (RT) ise dirençlerin bire bölümlerinin toplamına eşittir. 3. Karışık Bağlantı : Bu bağlantıda dirençler seri ve paralel olarak bağlanmıştır.Toplam direnç (RT) ise paralel dirençlerin seriye çevrilip ( önce paralel kolların toplam direncini bularak ) seri dirençlerin cebirselidir.</p>
<p>Paralel elektrik devrelerinde her bir koldan geçen akım şiddetlerinin toplamı ana koldan geçen akım şiddetine eşittir.<br />
I+I1+I2+I3+&#8230;<br />
Ayrıca her bir direnç üzerindeki potansiyel farkı kollara uygulanan potansiyel farkına eşittir.<br />
V=V1=V2=V3=&#8230;</p>
<p>Dirençlerin birer uçları aynı noktaya bağlanmak suretiyle yapılan bağlamaya paralel bağlama denir. Paralel bağlamada eşdeğer direncin tersi dirençlerin tersleri toplamına eşittir.</p>
<p>Eğer paralel bağlı dirençlerin sayısı iki ise eşdeğer direnç kısaca ile hesaplanabilir.</p>
<p>Akım Şiddeti(I)<br />
Bir iletkenin birim kesitinden birim zamanda geçen yük(q) miktarına akım şiddeti denir.</p>
<p>q: yük miktarı (C)<br />
t: zaman (s)<br />
I: akım şiddeti (A)</p>
<p>Elektrik akımının yönü elektronların hareket yönünün tersi olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Ampermetre<br />
Herhangi bir devre elemanından geçen akım şiddetini ölçmek için kullanılır. İç direnci çok küçük olup devreye seri bağlanır. İç direnci çok küçük (yaklaşık sıfır) olduğundan üreteçten çekilen akımı etkilemez.</p>
<p>Direnç(R): Elektrik akımına karşı gösterilen zorluğa direnç denir.<br />
Birimi ohm(W)&#8217;dur. Direnç sembolü ile gösterilir.</p>
<p>Bir iletkenin Direnci<br />
1. İletkenin uzunluğu(l) ile doğru orantılıdır.<br />
2.İletkenin kesiti ile ters orantılıdır.<br />
3.İletkenin yapıldığı maddenin cinsine bağlıdır.</p>
<p>S=pr2 (kesit)<br />
r: özdirenç (iletkenin yapıldığı maddenin cinsine bağlı bir sabit)</p>
<p>Reosta<br />
Üzerideki sürgü vasıtasıyla değeri değişebilen dirence reosta denir. Reostada 3 uç vardır.</p>
<p>1.Sürgü 1 yönünde hareket ederse A-B arasındaki direnç azalırken B-C arasındaki direnç artar.<br />
2.Sürgü 2 yönünde hareket ederse A-B arasındaki direnç artarken B-C arasındaki direnç azalır.<br />
3.A-C arasındaki direnç sabittir.<br />
RAC=RAB+RBC=sabit</p>
<p>Direnç Renk Kodları<br />
1 . Sayi 2 . Band<br />
2 . Sayi 3 .Band<br />
Carpan 4 . Band<br />
Tolerans<br />
Renksiz +-20%<br />
Gümüs x 0.01+-10%<br />
Altin x 0.1+-5%<br />
Siyah 0 1<br />
Kahverengi11x 10+-1%<br />
Kirmizi22x 100+-2%<br />
Turuncu33x 1000<br />
Sari44x 10000<br />
Yesil55x 100000+-0.5%<br />
Mavi66x 1000000+-0.25%<br />
Mor77x 10000000+-0.1%<br />
Gri88x 100000000<br />
Beyaz99x 1000000000</p>
<p>Elektirik Motoru<br />
Elektrik motorlarının ve jeneratörlerin çalışma ilkeleri birincisi Amper ikincisi de Faraday tarafından keşfedilip formüllendirilmiş olan iki olguya dayanıyor:</p>
<p>1. Bir manyetik alan içerisine yerleştirilmiş bulunan düz bir iletken tel üzerinden akım geçirildiğinde; manyetik alan tarafından bu akımın manyetik alana dik olan bileşeni üzerinde bir kuvvet etki ettirilir. (Eğer tel düz değil de herhangi bir şekle sahipse telin minicik düz parçaların ucuca eklenmesiyle oluştuğu düşünülebilir: Ki bu durumda söz konusu kuvvet bu minicik ‘düz&#8217; parçalar üzerindeki ayrı ayrı kuvvetlerin vektörel toplamına eşittir.)<br />
2. İletken bir tel bir manyetik alana dik olarak hareket ettirildiğinde bu telin iki ucu arasında bir gerilim oluşur.</p>
<p>Birinci olgudan hareketle elekromanyetik enerji Mekanik enerjiye; ikinci olgudan hareketle de mekanik enerji elektrik enerjisine dönüştürülebilir. Elektrik motorları ve jeneratörler genellikle her iki olguyu birlikte kullanırlar.</p>
<p>Şimdi basit bir doğru akım (DC) motoruna bakalım. Eğer; örneğin bir çivi alıp üzerine tel sararak bir veya daha fazla sayıda ‘halka&#8217; oluşturduktan sonra telin uçlarını bir pile bağlarsak çivi bir elektromıknatısa dönüşür. Bu mıknatısın kuzey kutbu sağ el kuralına göre belirlenir. Yani eğer sağ elimizin diğer parmaklarını çivi üzerindeki sarımlardan geçen akımın yönünde bükersek başparmak manyetik alan yönüyle çakışmış ve kuzey kutbuna işaret ediyor olur.</p>
<p>Öte yandan varsayalım ki çivi yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi; ortasından geçen ve iki ucu sabit yuvalara oturtulmuş dikey bir eksenle askıya alınmış olsun. Eğer pil bağlantıları şekilde gösterildiği gibi ise elektromıknatısın kuzey kutbu sabit U mıknatısın kuzey kutbuna bakıyor olur ve bu ikisi birbirini iter. Bu durumda çivi dikey eksen etrafında dönmeye başlar ve güney kutbu U mıknatısın kuzey kutbunun karşısına gelince yavaşlar. Tam bu konuma geldiğinde hemen durmaz: Biraz daha ileri gittikten sonra durup fazlaca geri döner ve bir süre ileri geri salınımlar yaptıktan sonra durur.</p>
<p>Halbuki tam bu sırada akımın yönü değiştirilse elektromıknatısın kutupları değişecek ve bu kutuplar sabit U mıknatısın artık zıt değil de benzer kutuplarına bakıyor olduklarından çivi yine itilerek dikey eksen etrafında dönmeye devam edecektir. Dönme yönünü pilin nasıl bağlandığı belirler ve bağlantı uçları değiştirildiğinde çivinin dönme yönü tersine döner.</p>
<p>Ancak akım yönünü değiştirmek için pil bağlantılarını değiştirmek uygulama açısından hiç de kolay veya rahat değildir. Bu amaçla çivinin üzerindeki tel sarımların pille bağlantısı bir komütatör aracılığıyla sağlanır. Hem de böylelikle aşağıda göreceğimiz gibi; çivi döndükçe pilden gelen bağlantıların çiviyle beraber dönüp birbirine sarılması ve pili de dönmeye zorlaması önlenir.</p>
<p>Tabii ki U şeklindeki sabit bir mıknatıs yerine zıt kutupları birbirine bakan sabit iki çubuk mıknatıs da kullanılabilir. Hatta bu sabit mıknatıslar da elektromıknatıs olabilecekleri gibi sayıları ikiden fazla da olabilir. Sabit mıknatıslara durağan&#8217; anlamında ‘statör&#8217; hareketli elektromıknatısa ise dönen&#8217; anlamında rotor&#8217; denilir.</p>
<p>Öte yandan gerçek bir elektrik motorunda çivinin yerini soldaki şekilde gösterilen ve armatür&#8217; denilen bir parça alır. Yarım daire şeklinde bükülmüş bulunan ve birbiriyle örtüşmedikleri gibi hatta buluşmayan iki dikdörten plakadan oluşan komütatörler bu armatürün dönme ekseni üzerinde sabitlenmiştir. (1. şekilde elektromıknatısa kesiti siyah daire şeklinde gösterilmiş olan dikey dönme ekseninden aşağıya doğru bakılıyor. 2. şekilde elektromıknatıs sabit mıknatıslar arasındaki yatay konumunda gösterilmiş. Üçüncü şekilde ise komutatör plakalarının arasındaki boşluklardan birini net olarak gösterebilmek için tel sarımları gösterilmemiş.)</p>
<p>Dikkat edilecek olursa her üç şekilde de pilden gelen bağlantılar yok. Çünkü bu bağlantılar elektromıknatısın dönüşüne engel olmamaları için aşağıdaki şekilde gösterilen ‘fırça&#8217;larla sağlanıyor. Fırçalar komütatör plakalarına serbestçe dokunan yaylı iki tel veya kömür parçasından oluşuyor. Şöyle ki; komütatör plakaları elektromıknatısla birlikte sabit duran bu iki fırçanın arasında dönüyor. Hal böyle olunca fırçalardan her biri sırasıyla bir veya diğer komütatör plakasına değiyor ve bu durum; sarımlardaki akımın yönünü elektromıknatısın sürekli dönmesini sağlayacak biçimde değiştirip duruyor. (Akımın yönünü değiştirmenin başka yolları da var tabii. Örneğin elektromıknatısın dönerken açıp kapattığı bir anahtar vasıtasıyla. Veya AC motorlarda uygun frekanslı alternatif akım kullanarak vb.)</p>
<p>Dolayısıyla bir DC motoru yapmak için; iki sabit mıknatıs bir komütatör iki fırça bir elektromıknatıs ve bir veya daha fazla pil gerekiyor. Bu parçaların hemen hepsini hemen herhangi bir motoru açtığınızda görebilirsiniz.</p>
<p>Ancak bu iki uçlu bir elektromıknatıs kullanan yani iki kutuplu motorun bir sorunu vardır. Eğer motoru çalıştırmak istediğimizde elektromıknatısın güney kutbu o anda tesadüfen sabit mıknatısın kuzey kutbuna bakıyor ise motor çalışmaya başlayamaz. Bu durumda motorun çalışmaya başlaması için elektromıknatısın bir miktar döndürülmesi gerekir. Bu ise uygulama açısından rahatsızlık verici bir durumdur. Dolayısıyla motorlar hemen daima ayrı sarımlardan oluşan üç (veya daha fazla) kutuplu olarak yapılırlar. Bu durumda kutup sayısı kadar komütatör plakası vardır ve kutuplardan sadece birinin sabit mıknatısın zıt kutbuna bakıyor olması motorun çalışmaya başlamasını engelleyemez.</p>
<p>Ayrıca iki kutuplu bir motorda komütatörün dönmesi sırasında fırçalar bir komütatör plakasından diğerine geçerken tam o sırada kısa bir süre için plakaların ikisine birden değerler. Bu pili kısa devre yapar ve enerjisinin bir kısmının ziyan olmasına yol açar. Halbuki üç kutuplu motorlarda bu sorun da yoktur.</p>
<p>Son olarak alternatif akımla çalışan endüktif&#8217; motorlarda sabit mıknatısın yerini statör sarımları&#8217; alır. Bu sarımlardan geçen ve birbirlerini faz farkıyla izleyen alternatif akımlar dönen bir manyetik alan yaratırlar ve rotor üzerinde oluşan endüksiyon akımları&#8217;nın yarattığı manyetik alan nedeniyle bu dönen manyetik alanla birlikte dönmeye zorlanır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.matematikciler.com/elektirik-devreleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyaya en yakın yıldız Hangisidir</title>
		<link>http://www.matematikciler.com/dunyaya-en-yakin-yildiz-hangisidir/</link>
		<comments>http://www.matematikciler.com/dunyaya-en-yakin-yildiz-hangisidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 16:26:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>erdem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimsel Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.matematikciler.com/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Dünyaya en_yakın yıldız Hangisidir
Dünyaya en yakın yıldız Hangisidir; Güneş Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık Dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır.
Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 Dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek Sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş Sisteminin Samanyolu?nda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyaya en_yakın yıldız Hangisidir</p>
<p>Dünyaya en yakın yıldız Hangisidir; Güneş Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık Dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır.</p>
<p>Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 Dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek Sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş Sisteminin Samanyolu?nda Oort Bulutu?ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)</p>
<p>Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki Maddenin % 99.85?ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015?ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü Atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, Hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından Radyo dalgalarına kadar her dalga b<a href="http://www.matematikciler.com/category/matematik-oyunlari/"title="" >oyun</a>da enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.</p>
<p>700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı Hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 Dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.</p>
<p>Güneş<br />
Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı<br />
Yer yüzey alanının 12.000 katı<br />
Yer kütlesinin 333.000 katı,<br />
Yer Hacminin ise 1.306.000 katıdır.<br />
Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner. Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri Sıcak bir Gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 300?1450 km arasındadır ve bu Gazlar Saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.</p>
<p><span id="more-1816"></span></p>
<p>Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç Atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.<br />
Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon K?lik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek Sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan Elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.</p>
<p>Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan 500 gauss?dan başlayıp 4.000 gauss?a kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gauss?dan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 ? 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km? ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.</p>
<p>Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç Saat sürer. Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.</p>
<p>15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir. %60?ı Hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.</p>
<p>Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır Atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün Nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100?üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>MERKÜR<br />
Güneş sisteminde, güneşe 58 milyon km mesafeyle en yakın ve 4.878 km çap ile Plüton?dan sonraki en küçük gezegendir.<br />
Güneş çevresindeki dolanımını 48 km/sn hızla 88 Günde tamamlayarak en hızlı dolanan gezegen konumundadır. Kendi ekseni çevresindeki dönme hızı son derece düşüktür ve Merkür?ün 1 Günü yaklaşık 180 dünya gününe eşittir.</p>
<p>Yüzey sıcaklığı -170 ile 400 oC arasındadır. Merkür yüzeyine en fazla meteorit <a href="http://www.matematikciler.com/tag/tamsayilarda-carpma/"title="" >çarp</a>an gezegendir, bu nedenle Merkür?ün yüzeyi büyük ölçüde Ay?ın yüzeyi gibi kraterlerle kaplıdır. Yüzlerce km uzunluğunda yılankavi izler saptanmıştır. Bazı bilim adamları Merkür?ün çekirdeğinin önceden eriyik demirden oluştuğunu, bu çekirdeğin soğuyarak katılaşmasından sonra da yüzeyin kilometrelerce büzüldüğünü, bunun sonucunda da kabuk katmanında uzun kıvrımların ortaya çıktığını ileri sürerler. Merkür?ün yakınlarında manyetik bir alanın varlığı bu gezegeninde tıpkı dünya gibi büyük bir demir çekirdeğe sahip olduğunu düşündürmüştür. Merkür?ün Atmosferi oldukça önemsizdir ve yerçekimi o kadar zayıftır ki, atmosferinde önemli miktarda gaz tutunamaz.</p>
<p>VENÜS<br />
Venüs kütlesi ve boyutları bakımından neredeyse dünyanın ikizidir. Venüs?e dünyanın kız kardeşi de denir. Ünlü İngiliz fizikçi Maxell?in adının verildiği 11.000 m yükseklikteki dağ hariç olmak üzere Venüs?ün tüm yüzey şekillerine bayan ismi verilmiştir.<br />
Güneşe 108 milyon km mesafeyle ikinci sırada yer alır ve güneş etrafındaki dolanımını 224 günde tamamlar. Çapı yaklaşık 12.103 km (dünyanın 12.756 km) ve kütlesi de dünyanın 0.81 katıdır.</p>
<p>Gezegen; yüzeyinden 50 km yükseklikte, sülfirik Asit damlacıklarından oluşmuş 15 km kalınlığında bir bulut ile kaplıdır. Bu bulut tabakasının altında da kükürt dioksit ve kükürt bulutları yer alır. Gezegende meydana gelen şimşek çakmalarının ve Hava tedirginliklerinin bu kimyasal yapıdan kaynaklandığı sanılmaktadır. Atmosferin % 96 kadarlık bölümü CO2 ?den oluşmaktadır. Yoğun atmosfer ve gezegeni çevreleyen kalın bulut örtüsü güneş enerjisini öyle bir tutar ki Venüs?ün yüzey sıcaklığı 465 oC?ye ulaşır. Bu güneş sistemindeki gezegenler arasında en yüksek yüzey sıcaklığıdır. Yüzey Basıncı da yaklaşık 94 atmosfer basıncı gibi yüksek bir düzeydedir. Öteki gezegenlerin çoğunun tersine Venüs, ekseni çevresinde ters yönde (doğudan batıya doğru) döner ve bir tam dönüşünü 243 günde tamamlar.</p>
<p>DÜNYA (Yer)<br />
Güneş sisteminde, şu ana kadar edinilen bilgiler ışığında Canlıların yaşamasına elverişli tek gezegendir. Güneşten yaklaşık 150 milyon km uzaklıkta bulunan yerin, güneş etrafında dolanma hızı 30 km/sn?dir. Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 24 saatte, güneş etrafındaki dolanımını ise 365 Gün 6 saatte tamamlar. Güneş sisteminin 5. büyük gezegeni olan dünyanın, ekvator uzunluğu 40.000 km, çapı ise 12.750 km?dir. Kütlesi yaklaşık olarak 6.1021 ton? dur. Toplam yüzey alanı yaklaşık 510 milyon km2 dir. Kara parçaları yüzey alanının %29?unu kaplar. Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Antarktika yeryüzündeki kara parçalarını oluşturan 7 kıtadır.</p>
<p>Dünyanın tek doğal uydusu olan ay, yaklaşık 385.000 km uzaklıktadır. Kilitli dönme sistemiyle Ay, dünyaya sürekli olarak aynı yüzünü gösterir. Ay?da atmosfer olmadığında gökyüzü sürekli olarak karanlık görülür ve yüzeyi göktaşı çarpmasına bağlı olarak çok sayıda kraterlerle kaplıdır. Eliptik bir yörüngeye sahip olan Ay, 40.000 km.lik bir band içerisinde Dünya?ya yakınlaşıp, uzaklaşmaktadır.</p>
<p>Yerin biçimi elipsoittir, yani kutuplar ekvatora göre basıktır. Bunun da nedeni, yerin kendi ekseni etrafında dönüşü nedeniyle oluşan merkezkaç kuvvetidir. Mevsimlerin oluşması dünyanın dönme ekseninin eğimiyle ilgilidir. Sıcaklık, yeryüzüne güneş ışınlarının dik gelmesine göre değişir. Yaz aylarında kuzey yarıküreye dik gelen güneş ışınları, kış aylarında ise güney yarıküreye dik olarak gelir. Yerin çevresinde magnetosfer denilen güçlü bir manyetik alan vardır. Magnetosfer, yerden 140 km yükseklikten başlayarak dışa doğru yayılır ve yer yarıçapının yaklaşık 10 katı kadar (64.000 km) bir uzaklığa ulaşır. Bu sayede güneşten salınan Elektronlar ve yüksek enerjili protonları yakalayarak yeryüzünde yaşamın devam etmesine katkıda bulunur. Yakalanan bu parçacıklar Van Allen adı verilen ışınım kuşaklarını oluştururlar. Bunlar yeri çevreleyen, eşmerkezli, sınırları kesin olarak ayrılamayan, iki kalın halka biçimindeki yüklü parçacıklar kuşağıdır. Kuşaklara biçimini veren etki yerin manyetik alanıdır. Yerin manyetik alanı simetrik olmadığından bu kuşaklarda simetrik değildir ve yerden 64.000 km yükseklikte ışınım kuşağı birdenbire son bulur. Bu yükseklik yerin manyetik alanın düzenli etkisinin, güneş rüzgarı nedeniyle ortadan kalktığı geçiş noktasıdır.<br />
Magnetosferin dış sınırında, yerin çekim alanından kurtulan parçacıkların uyguladığı Basınç ile güneşin kütleçekimi alanından kurtulan proton ve elektronlardan oluşan parçacık akışının (güneş rüzgarı) uyguladığı basınç birbirini dengeler. Yaklaşık 100 km kalınlığındaki bu dengelenmiş kuşağa magnetopoz denir ve burası magnetosferin dış sınırını oluşturur.</p>
<p>Güneş rüzgarının bu basıncı, magnetosfer üzerinde bir miktar daralmaya yol açar ve magnetosfer kabaca bir kuyruklu yıldız biçimini alır. Yer bu kuyruklu yıldızın çekirdek bölümünde bulunur, magnetosferin kuyruğu ise yerden güneşten öte tarafa doğru uzar.</p>
<p>Sıvı halde Su içerdiği bilinen tek gezegen, dünyadır. Hidrosferin toplam kütlesinin %98?den fazlasını deniz suyu, geri kalanını ise Göller ve akarsular oluşturur. Yerin kütlesi üç ayrı bölümden oluşur.<br />
Kabuk (Litosfer) ; kalınlığı yaklaşık 35 km? dir.<br />
Manto ; 35 ? 2.900 km arasındaki bölümdür<br />
Çekirdek ;2.900 ? 6.400 km arasındaki bölümdür.<br />
Dış çekirdek erimiş haldeki demir metallerinden, iç çekirdeğin ise yüksek basınç altında olması nedeniyle ( yaklaşık 3.2 milyon atmosfer basıncı) donmuş demir metallerinden oluştuğu sanılmaktadır. Kutup bölgelerinde atmosfer dışından gelen Elektron ve proton gibi hızlı parçacıklar ile üst Atmosferdeki atomlar arasındaki etkileşimler sonucunda çapı 2.000 km? ye kadar uzanan ışık olayları görülür. Bu kutup ışıkları perde, yay, ışın, şerit, yelpaze şeklinde olabileceği gibi kutup ışığı fırtınası da denilen değişebilen ışık gösterileri biçiminde de olabilir. Bu ışık olaylarının kutuplarda olmasının nedeni de, güneş rüzgarlarınca taşınan yüklü parçacıkların, yerin manyetik alanı tarafından kutuplara doğru iletilmesidir.</p>
<p>Dünyanın güneşin çevresindeki, güneşin de Samanyolu galaksisi çevresindeki dolanımları ve bütün evrenin geometrik yapısı da kütleçekimi (yerçekimi) kuvvetinin sonucudur. Einstein?in geliştirdiği genel görelilik kuramı, 200 yıldan fazla geçerliliğini koruyan Newton?un kütleçekimi kavramına karşı tamamen yeni bir anlayış ortaya koymuştur. Buna göre Eukleides geometrisine değil Riemann geometrisine uyan bir evren ortaya çıkar ve böyle bir evrende cisimler eğrisel jeodezik (en kısa yol) üzerinde yol alırlar. Böylece Newton?un kuramına aykırı düşen;</p>
<p>*Işık ışınlarının, güneş gibi kütlesi çok büyük bir cismin yanından geçerken doğrultu değiştirmesi,<br />
*Kütlesi çok büyük bir cisimden salınan ışığın renginin kırmızıya kayması,<br />
*Yerden yüksekte tutulan bir saatin yeryüzündeki Saate göre geri kalması,<br />
*Merkür?ün yörüngesinin güneş çevresinde yalpalaması</p>
<p>gibi olayların da açıklanması, Einstein?in geliştirdiği genel görelilik kuramı sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<p>Havayuvarı da olarak bilinen atmosfer, %78 N ve %21 O2?den oluşur. Geri kalan %1? de ise daha çok Argon olmak üzere su buharı, CO2 ve diğer gazlar vardır. Deniz yüzeyinde cm2?ye 1.033 kg?lık basınç uygular ki bu da 760 mm yüksekliğindeki civa sütununun uyguladığı Basınca eşittir. Kabaca 1.000 km olan bu hava örtüsünün derinliği, yükseklik arttıkça giderek inceldiğinden tam olarak bilinememektedir. Atmosfer ağırlığının %50?si yerden 5.5 km yükseklikte, %99?dan fazlası yerden 40 km?lik yükseklikte bulunur. Yerden 100 km yükseklikte atmosfer, hava boşluğu olarak nitelendirilebilecek kadar seyrelir. Burada basınç, deniz yüzeyindeki atmosfer Basıncının milyonda biridir. Su buharı ilk 10-15 km?lik bölümde yoğunlaşmıştır. Büyük bölümü 30-80 km arasında yoğunlaşmış olan ozon tabakası ise güneşten gelen zararlı morötesi ışınları soğurduğundan yeryüzündeki yaşam açısından büyük önem taşır.</p>
<p>Atmosfer sıcaklık değişikliklerine göre katmanlara ayrılır ;<br />
Troposfer; Sıcaklığın giderek azaldığı yerden 11 km?lik yüksekliğe ulaşan bölgedir. Bu yükseklik kutuplarda 8 km, ekvatorda ise 17 km?dir. Yeri etkileyen hava süreçlerinin çoğu burada gerçekleşir.</p>
<p>Stratosfer ; troposferden sonraki 50 km?lik bölgedir ki burada sıcaklık yeniden artmaya başlar. Ozon tabakasının bulunduğu stratosferin üst bölümünde sıcaklık kabaca yeryüzeyi ile aynıdır.</p>
<p>Mezosfer ; stratosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise hava sıcaklığı yaklaşık 85 km yükseklikte en düşük değeri olan -100 oC?ye düşer.</p>
<p>Termosfer ; mezosferin üzerinde yer alan bu kuşakta ise sıcaklık yeniden yükselerek 1.750 oC?ye kadar çıkar.<br />
Atmosferin diğer bölgelerinin belirlenebilmesi amacıyla sıcaklıktan başka parametrelere de ihtiyaç vardır.</p>
<p>Yerden 55 km yükseklikten başlayıp yer çapının birkaç katına kadar çıkan bölgede çok miktarda iyon olduğundan buraya İyonosfer bölgesi denir.<br />
Gazların dengeli dağılımı ve bölgenin her yerinde aynı oranda olması nedeniyle yerden mezosferin ortalarına kadar olan bölgeye homosfer, daha yükseklerde ise yoğunluğun azalması nedeniyle Gazların oranlarında değişmeler görüldüğünden bu bölgeye de heterosfer denir.</p>
<p>Egzosferde atmosferin yoğunluğu o kadar azalır ki, Molekül çarpışmaları giderek yok olur ve buna bağlı olarak da sıcaklık kavramı bilinen anlamını yitirir. Bu bölgede hidrojen ve helyum gibi hafif atomlar yerin kütleçekiminden tümüyle kurtulmalarına yetecek hıza ulaşabilirler.</p>
<p>MARS (Merih)<br />
Demir oksit nedeniyle kırmızı gezegen olarak adlandırılan Mars?a aynı zamanda dünyanın erkek kardeşi de denilmektedir. 228 milyon km mesafesi ile güneşe olan uzaklığı bakımından 4. Sırada yer alan Mars kırmızımsı görünümdedir. Güneşin etrafında eliptik bir eksende dolanan Mars, bir turunu 657 günde tamamlarken, kendi çevresini 24.5 saatte döner. 6.787 km çap ile dünyanın yarısı kadar bir büyüklüğe sahip olan Mars?ın ortalama yüzey sıcaklığı (- 40 oC) dir.</p>
<p>Mars?ın çevresinde manyetik alan saptanamaması ve yoğunluğunun düşük olması dikkate alındığında , gezegenin çekirdek bölümünün metalsi yapıda olmadığına işaret eder. Mars?ın ince atmosferi temel olarak CO2?den oluşur. Bir miktar da Azot ve argon içerir, ayrıca eser miktarda da su buharına rastlanmıştır. Mars?ın kuzey ve güney yarıkürelerinin son derece farklı yüzey yapılarından oluştuğu anlaşılmıştır. Güney yarıküre daha eski ve kraterli, kuzey yarıküre ise daha genç ve volkanik kökenlidir. Mars?ın yüzeyinde çeşitli yanardağların, geniş lav düzlüklerinin, çeşitli türden kanalların ve kanyonların ve heyelan kalıntılarının olduğu saptanmıştır. Bu yüzey şekillerinin boyutları, dünya yüzeyindekilerinin boyutlarına oranla oldukça büyüktür.</p>
<p>Mars, güneş sistemindeki bilinen en büyük yanardağ olan Olympus Mons?u bünyesinde bulundurur. Bu dağın taban çapı 600 km yüksekliği ise 20 km civarındadır. Olympus Mons?un da içinde bulunduğu Tharsis yaylasında bir çok yüksek yanardağ da vardır. Buna karşılık ekvatoral bölgede ise 2.000 km genişliğinde büyük bir çöküntü alanı vardır. Rüzgar, Mars?ın yüzey şekillerinin oluşmasında önemli bir etkendir. Gezegenin yüzeyinde rüzgarlarca biriktirilmiş kumullara ve krater izlerine rastlanır.</p>
<p>Mars?ın Phobos ve Deimos isimli iki uydusu vardır. Yüzeylerinin düzensiz, kraterli kaya bloklarından oluştuğu anlaşılmıştır. Bunların Mars?ın oluşumu evresinde kütle çekimine yakalanarak yörüngesine giren küçük gezegenler (asteroid) olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>JÜPİTER (Müşteri)<br />
Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Yaklaşık 143.000 km çapa sahip olan Jüpiter?in kütlesi Yer?inkinin 318 katı, Hacmi ise 1.300 katıdır. Jüpiter?in bu devasa kütlesinin oluşturduğu kütle çekimi etkisi, güneş sistemindeki diğer gezegenler üzerinde önemli tedirginliklere yol açar. 4 tanesi 1610?da Galileo tarafından bulunmuş en az 16 uyduya sahip olan Jüpiter, güneş sisteminin küçük bir modeli gibidir.</p>
<p>Hidrojen ve helyum elementlerinden oluştuğu ve güneşten aldığı kızılötesi ışınların %70?ni geri saldığı anlaşılan Jüpiter?in çekirdeğinin, yer büyüklüğünde, kayaç yapılı ve iletkenliği çok yüksek Sıvı metallerle kaplı olduğu sanılmaktadır.<br />
Jüpiter ile uydularından biri olan İo arasında bir akım hattı vardır ve bu hattan akan yüklü parçacıklar ile gezegenin dış atmosferindeki yüklü parçacıkların etkileşimi sonucunda yaygın bir kutup ışığı ışıması ortaya çıkmaktadır.<br />
Yaklaşık 10 saatte kendi ekseni etrafında dolanan Jüpiter, bilinen gezegenler içerisinde en büyük manyetik alana sahip olandır ve yarıçapının 100 katına kadar ulaşarak Satürn?ün yörüngesini i