|
İhsan YILMAZ
HURRİYET
|
Matematiğin Geceyarısı Ekspresi
Dahi matematikçi John Nash'ın hayatını anlatan Akıl Oyunları (A Beatiful
Mind) büyük ilgi gördü. Oyunlar teorisi ile Nobel ödülü alan John Nash'ın
şizofreniye karşı verdiği mücadeleyi de anlatan filmi Türk
matematikçilerle birlikte izleyip onlara yorumlattık.
Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Oral,
Koç Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ülger ve
Boğaziçi Üneversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Bölümü Başkan Yardımcısı
Prof. Dr. Mehmet Çamurdan, filmde Nash'ın bilimsel yanından çok şizofren
yanının ortaya çıkartılmasından dolayı Akıl Oyunları'nı matematikçilerin
Geceyarısı Ekspresi olarak yorumladılar. Matematikçiler Nash'ın eşinin
gösterdiği özveriye de hayran kaldıklarını belirterek ‘‘Allah herkese
böyle bir eş nasip etsin’’ dediler.
Büyük oyunun büyük kaybı
O büyüklükte iş yapan bir insan hiç şüphesiz dahidir. Ama kimileri şanslı
kimileri şanssızdır. Nash onların içinde şanssız olanıdır. Onun şizofren
olması bu düzeydeki bütün bilimadamlarının böyle olduğu manasına gelmez.
Matematik olarak pek bir şey yok filmde. Bir insanın dramı var sadece.
Büyük oynayanların kaybetmesi de kazanması da çok büyük oluyor. Türkiye'de
de Nash kadar olmasa da şizofren olmuş matematikçiler vardır. Ama şu
ayrımı belirtmek lazım. Nash matematikçi olduğu için şizofren olmadı.
Bilim, içe dönük bir kişilik ve yalnız bir hayat gerektirir. Bir
matematikçinin konuşacağı pek kimse yoktur. Biraz da şizofreniye eğilimi
olan insanlar, böyle çok fazla içe kapanınca bir dönem sonra şizofren
olabiliyorlar. Ama yine de Nash çok şanslı bir adammış. Kendini anlayan,
hayatı boyunca onu bırakmayan bir kadına sahip. Bu herhalde Allah'ın
insana verebileceği en büyük şanslardan biri. Bana filmde en trajik gelen,
adamın problemi çözdüm zannedip elinin altından hep kaçırması oldu.
Matematikçilerin en büyük dramlarından biri de budur çünkü.
(Prof. Ali Ülger Koç Üniversitesi)
Şizofren olmaya hakkı vardı
Nash'in yaptıklarıyla ilgili pek bir şey yok. Nash'in o makalesi
yayınlandı ve ondan sonra onun yaşadığını bile bilmeyen pek çok bilim
adamı bundan yararlandı. Einstein ile ilgili bir film yapılsa ne bileyim
atom bombasının yapıldığı yer gösterilir, rölativite teorisinden falan söz
edilirdi. Bu adam da çok önemli şeyler yaptı. Bunlarla ilgili pek bir şey
yok filmde. Nash matematik çalışırken hep beynini dinledi. İnsanlardan
kaçtı, yalnız kalmasının en büyük nedeni, kendisine gelen ilhamları
algılayabilmekti. Yani adam bütün antenlerini matematik fikirler için
açmış. Sadece kendisini dinlediği için arkadaşlarını da kendi kafasında
yaratıyor. Hayatını tek ve büyük bir şeye bağlarsan ondaki en küçük bir
başarısızlık gerçek hayatla olan bütün bağlantını kopartır. Aslında
Nash'in oyunlar teorisine getirdiği yenilik anlatılsa, şizofren olmasının
sebebi de iyi anlaşılır. Böylesine bir teoremi ortaya atan adamın şizofren
olmaya da hakkı vardır. Filmde beni en çok etkileyen sahne ise karısının
elini önce Nash'in kafasına sonra da kalbine koyup, çözüm belki burada
değil de buradadır demesi oldu. Bana Fuzuli'nin,‘‘Aşk imiş her ne var ise
alemde’’ dizesini hatırlattı.
(Prof. Haluk Oral Boğaziçi Üniversitesi)
Zor bir film
Olağanüstü şeyleri sıradan insanlar yapamıyor. Onun için bir takım farklı
genlerin olması lazım. O farklı genler de insanı toplum içinde normal
yapan genlerin eksikliğini yaratıyor gibi hissettim. Bundan dolayı adama
acıyayım mı yoksa takdir mi edeyim karar veremedim. Zor bir film. Bazı
şeyleri güzel yakalamışlar ama onu seyircinin anlayabilmesi güç. Mesela
bir yerde Princeton'da pencerede otururken bir öğrenci geldi ve ben Rieman
Zeta-Fonksiyonu'nu çözüyorum dedi. Aslında o dediği, Zeta Fonksiyonu
değil, bence bir takım şifreleri çözüyordu. Seyircinin Nash'in kafasının
hala şifrelere takık olduğunu anlaması isteniyordu orada. Matematiğin en
zor problemlerinden biridir Reiman Zeta-Fonksiyonu'nun sıfırlarının
bulunması. Yani adamın birinin gelip de bunu buldum demesi imkansız.
Filmde beni etkileyen sahne en son sahneydi. Yani eşine teşekkür etmesi.
Film bir insanın dramı üzerine kurulmuştu ve insanı üzen bir yaşamdı. Ama
en sonunda bir başarıya ancak birlikte ulaşıldığını ifade etmesi gerçekten
güzeldi.
(Prof. Mehmet Çamurdan (Boğaziçi Ü.)
TAVLAYLA NASH TEOREMİ
Nash'ın teorisini şöyle açıklayabiliriz: Öyle bir oynarsın ki pulunu en az
kırılabileceğin yere koyarsın. Ama yine kurtulamazsın. Adamın seni
batırmak için bir 'bir' atması gerekir ve atar da. Ve sen batarsın. Ama
oyuna devam edersin. Yani öyle vurma şansı onda dokuz, böyle vurma şansı
ise onda bir dersin ve onda biri oynarsın. Nash'in yaptığı, sıfır toplamlı
olmayan oyunlarda bile en rasyonel hareketi yapmaktır.
SARIŞIN KIZDAN ÇIKAN TEORİ
En iyi strateji diye bir şey yoktur. Ama düşünürken karşındakinin de ne
düşündüğünü düşüneceksin. Filmde sarışın kız üzerinden ürettiği bir teori
vardır Nash'ın. Hepimiz sarışını elde etmek için savaşırsak ayazda
kalırız. Yanındaki kızlara gidersek bu defa da onlar ikinci tercih
oldukları için kabul etmezler. O zaman herkesin kendisi için en iyi olanı
yapması lazım. Ama bunu yaparken tarşı tarafın da ne düşündüğünü düşünmek
gerek. Yani Nash'ın kurduğu oyun teorisi, kademe kademe giden bu olasılık
hesabı üzerine kurulmuştur.
|