|
VATAN
03-12-2005
|
Yine matematik öğretimi
ve matematik hocamız
"Çok iyi bir
matematik öğretmenimiz vardı. Ama bir gün derse onun yerine genç bir
arkadaş geldi.
Kocaman yeşil tahtaya bir formül yazmaya başladı. Sol üstten başladı, sağ
en alttan çıktı.
Bir dolu rakam, işaret... Dayanamayıp sorduk. Nedir bu?
Bitirdiği üniversitenin matematik bölümünün olmazsa olmaz sayılan
formüllerinden biriymiş. Sınavlarda mutlaka sorulurmuş. Bu yüzden
soruşturulmaz, ezberlenirmiş...
Genç öğretmenimiz bize de 'bu ezberlenecek' dedi. O kadar!"
Biliyorsunuz, çeşitli uluslardan öğrencilerin performanslarını
değerlendiren OECD raporunu VATAN manşete çıkarmıştı.
Hani genel olarak bütün derslerde ve özellikle de matematikte
çocuklarımızın halinin ne kadar kötü olduğu ortaya çıkmıştı bu
araştırmada...
Ben de "oyun" fikriyle başı hiç hoş olmayan bir eğitim-öğretim sisteminin
öğrencilerdeki matematik korkusunu yenemeyeceğini söylemiştim.
Okurlardan bu konuda mektup üstüne mektup yağdı.
Mektuplardan biri yukarıdaki satırlarla başlıyordu.
Ama mektubun sonunda söylenenler daha da açıklayıcıydı: "Ben liseden sonra
hedefime ulaştım. Hedefim güzel sanatlardı. Kazandım ve gördüm ki, güzel
sanatların temeli de matematik!
Ne yapmak isterseniz isteyin, matematik gelip çıkıyor karşınıza. Ama benim
matematiğim koca bir sıfır... Şimdilerde matematik öyküleri okuyorum ve
bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum."
***
Bir büyük şirketin yöneticisi olan okurum ise umutsuzdu.
"170 üniversite mezunu mühendisle çalışıyorum ve her yıl yaklaşık 200
kişiyle iş görüşmesi yapıyorum. 1990'dan sonra lisede matematik
okuyanların okuduklarından bir şey anlamış olmalarını hem ders sistemi hem
de öğretmenlerinin yetersizliği nedeniyle imkânsız olarak görüyorum."
Aileden öğretmen olan bir okurum ise öğretmenlerin kafalarının artık başka
şeylerle meşgul oluşunu öne çıkartmıştı.
"Artık öğretmenler derslerde başarısız olan öğrencilerle, dersin iyi
anlatılıp anlatılamadığı noktasıyla pek ilgilenmiyorlar. Neden? Çünkü ders
haricinde gidip evlerde ders veriyorlar."
Eskiyle yeninin farklılığını şöyle örnekliyordu bu okurum: "Benim annem 30
yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Zayıf durumdaki öğrencileri kendi evinde
para almadan ayrıca çalıştırır, ellerine de şeker verip gönderirdi. 30 yıl
sonunda emekli oldu. Ev alacak parası bile olamadı hiçbir zaman. On
yıllarca suyu bile olmayan bataklık içinde bir evde yaşamaya çalıştı. Ama
annemin öğrencileri hâlâ gelir ellerinden öperler."
***
Bazı okurlarımın sorusu üzerine "matematik korkusu" nun benim ayaküstü
uydurduğum bir laf olmadığını belirtmem gerekiyor.
Bu "korku"nun pedagoji literatüründe önemli bir yeri var.
Kimi uzmanlara göre matematiğin "öcü" etkisi yaratmasının altında
rakamların zihnimizde somut resimler oluşturmaması gerçeği yatıyor. Yani
rakam öğrenmek, harf öğrenmeye benzemiyor...
Bu yüzden okulda dört işlemi öğrenen, yani "bakkal hesabı"nı kavrayanlar,
ondan öteye gitmek istemiyorlar.
Karmaşık bir denklem karşısında kafasında hiçbir resim oluşmayan bir
çocuk, öğretmeninin ödül ve ceza tepkilerine, kızmasına ya da onaylamasına
göre yön bulmaya çalışıyor.
Oysa sorun da tam bu noktada...
Sağır çocuklara piyano öğretmeye benziyor olup biten.
Çocuk her şeyi ezberliyor; yanlış bir notaya bastığında öğretmeni durdurup
uyarıyor ve tekrarlamasını istiyor, doğru notaya bastığında çalmaya devam
ettiriliyor.
Fakat sağır çocuk ne yaptığı konusunda hiçbir somut fikre ve bilgiye sahip
olamıyor.
İşte matematik öğretimi de çoğu zaman benzer bir etki yaratıyor
çocuklarda.
O halde ne yapılmalı?
Yapılacak ilk iş, matematik dersinin yarattığı ruhsal gerginlikle savaşmak
olmalı...
Bunun ardından da mutlaka "oyuncu", zihin kurcalayıcı, problem çözmeyi
zevkli hale getirici bir öğretim yöntemi gelmeli...
Matematik dersleri bugün belki de en çatık kaşlı dersler...
Oysa tam tersi olmalı...
Uzmanlara göre "matematik korkusu" nu defedebilmenin yolu sürekli güler
yüzden ve buna eklenen merak uyandırıcı yöntemlerden geçiyor.
Son not: Şu yazılarımın en gırgır yanı da ne biliyor musunuz? Zamanında
"matematik korkusu"na fena halde yenik düşmüş biri tarafından yazılıyor
oluşu...
Yollayan : şükrü kaynaş
|