Matematik insan zihninden mi, yoksa doğadan mı?
->
Öğrencilik yıllarımdan beri merak ederim: Bu nasıl oluyor? Fizik, kimya, hattâ bazen moleküler biyoloji olsun, doğadaki olgulara bakıp onları anlamak, aralarında bağıntılar bulmak, yeni olayları deneyler yapılmadan öngörmek için bir kuram türetirsin. Kuram dediysek elbette matematiksel (riyâzî) olacak. Her şey nicel, ölçülür biçilir hâle getirilecek. Hem riyâzî mantığı tutarlı olacak, hem de önerdiğin deneyler yapıldığında elde edilen veriler öngördüğün kuramsal bağıntıları, hesabını kitabını tutacak. [Kuram (nazariye), (yabancı adıyla ‘teori ) matematiksel olur. Zâten müspet bilim/fen matematiksel olduğu oranda bilimdir. ‘Riyâziyesiz bilim lâf salatasından ibâret kalır diyebiliriz. Onun için gençlere, hangi dalı seçerlerse seçsinler, önceki yazı, kitap ve konuşmalarımızda hep herkesten fazla ciddî matematik öğrenmelerini tavsiye ettik.] Peki, tamam. Ama bazen bakarsın ki o fizik, kimya, vb. dalı için geliştirmeğe uğraştığın kuram için gerekli olacağını sezdiğin matematik ya ortalıkta yok ya da tam uygun değil. O zaman riyâzî altyapıyı da kendin geliştireceksin. Bir bilim dalının sınırlarını zorluyorsan, bu ‘riyâziyesini de hazırlama gereksinimi tahmin edilecekten daha sık karşınıza çıkacaktır.
Şimdi, işte böyle faaliyetlerle iştigal edip dururken, hep merak ettiğim şu idi: Yaptığın matematik gittikçe soyutlaşabilir, sırf matematik açısından da gittikçe ilginçleşebilir. Ama uzun uğraşılar sonunda bir de bakıyorsun, vardığın sonuçlar tabiat olgularını tıpa tıp tutuyor. ‘Hayret diyorsun, bu nasıl oldu? Gerçi ilk ilhâmını doğadan aldın, ama matematik denizinin derinliklerinde doğadan hayli uzaklaştın, soyutlaştın. Sonra, kâğıt üzerinde türettiğin denklemlerden, bağıntılardan doğa olgusu çıktı. Tabii bu soru, matematiğin bilinen ilk kaynağı atalarımızdan Sümerler ve onlardan etkilenmiş olan eski Greklerden beri bâzı riyâziyeciler ve de fizikçilerin merakını celp etmiştir. XX. yüzyılın büyük matematiksel fizikçilerinden Eugene Wigner in, Şubat 1960 ta [Comm. On Pure and Applied Math. dergisi] çıkan yazısının başlığı şöyleydi: Matematiğin doğa bilimlerine olan akıl almaz uyumu. İşte, hâlen de matematiğin sınırlarını [Riemann varsayımının süre giden ispatı uğraşıları gibi. Ama bu ilginç mesele şu yazımızın konusunun dışında (şimdilik)] zorlayan Alain Connes, Samuel Patterson, Yoiçi Motohaşı gibi derin ve ünlü matematikçiler de zaman zaman Matematiğin ‘gerçekleri sâdece insan zihninin mi ürünü, yoksa bunlar tabiatta mı mevcut? sorusunun sohbetini yapıyorlar. Yapıyorlar ama, bu sohbetlerde pek tatmin edici, en azından rahatlatıcı, az çok belirleyici ifâdelere rastlayamıyoruz.
1999-2000 de Yıldız Teknik Evrenkenti nde doktora ve ötesi düzeyde bir ders açmıştım. Konu: I) Fizik ve Kimyanın Yeni Matematik Temelleri; II) Cebirsel Yapıların Bir Yapıtaşından Kademe Kademe İnşÃ¢sı.. Kaç yıllık düşünce ve birikimime dayanarak, karatahtada adım adım matematikleri türetiyor, dersten sonra da hemen odama gidip türettiklerimi yeni bir kitap çerçevesinde yazıyordum. Bazı derslerde fizik veya kimyaya olabilecek uygulamalarından da bahsediyordum. Bir gün derste, Fizik, tabiatın müziğidir. dedim [Altta, tanınmış ses sanatçısı olan kız kardeşime de bir gönderme vardı; İşte bak, ben de müzikle uğraşıyorum dercesine.]. Fizik tabiatın müziğidir sözüme sınıftaki bir dinleyiciden güzel bir karşılık geldi: O hâlde, notası da matematiktir. Söz çok hoşuma gitti; kendisini tebrik ettim [Sözün sâhibi İTÜ den, matematiğe ve çalıştığı teknik sâhâya uygulamalarına meraklı, yetenekli genç bir doçent idi. (Adı mahfuz)]







Yorum Yapin